Kısa film yarışması

2010’da kurulan Siyer Vakfı alemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimizin daha iyi anlaşılması, bilinmesi ve hayatından zamanı mekanı aşarak feyz alınması için kurulmuş. En güzel söylem ve eylemlerinden biri alemi terbiye etmek yerine tüm mensupları ile birlikte kendini yetiştirme ve terbiye etmeyi merkeze almak. Birkaç yıldır gerçekleştirilen kısa film yarışması ise, peygamberimizi anlatmada yeni bir dilin üretilebileceği imkanına dikkat çekilen kuruluş ilkesinin doğal bir tezahürü. Zamanın ruhunu dilini araçlarını kavramak ve hayata geçirmek açısından çok önemli bir çalışma.

Bu sene dördüncüsü gerçekleşen Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Yarışması’na 30 ülkeden katılan 179 film ve 180 senaryoyu seyredip okuyarak değerlendiren kahraman ön jüri heyetini kutlamak lazım. Bizler de ekibin bir parçası olarak arkadaşlarımızın seçtiği son beş senaryoyu derecelendirip nihai kazananları belirledik. Ödül gecesinde bir konuşmacının söylediği gibi bu yarışmaların kaybedeni olmaz, bir eser vermek üzere harekete geçmek, katılmak en büyük deneyim. Bir işe gönül verdiysek daha iyisini yapmak için azmi asla elden bırakmamak lazım. Ödüllerin ötesine geçen bir tutkuyla sanata odaklanmak en güzeli. En büyük ödül hikayeni en etkili biçimde anlatabilmektir çünkü, öteki bilinçlerle, kalplerle rabıtalar kurabilmektir.

***

Bu yılın onur konuğu Filistin’in sembolü olan 10 yaşındaki Hanzala’nın çizeri Naci el Ali’ydi. Dünyaca ünlü şehit karikatüristin gençlere tanıtılması, vefanın kıymet bilmenin ve İslam dünyasıyla ortak hafızanın nişanesi oldu. Emeği geçen herkesi kutlarım. Bu anmanın beratının Filistin büyükelçisi Faed Mustafa’ya takdimi esnasında duygulu anlar yaşandı salonda. Muhammed Mursi döneminin enformasyon bakanı Salah Abdulmaksut’un da salonda olması ve ödül vermesi kardeşlik duygularımızı pekiştirdi.

Senaryo dalında ilk üçe giren Can Kuşu, Rüya ve Zilli Top adlı eserlerin en kısa zamanda filme dönüşmesi temennimiz. Ödül alan filmler tematik olarak ve oldukça profesyonel çekimleriyle dikkat çekiciydi. Kazakistan’dan Ramazan Kaldıkoz’un Derin filmi modern şehir hayatının insan ruhunu tutsak edişiyle ilgili. Bir kartalın evcilleştirilmesi üzerinden anlatılması etkili bir buluş. Kartalı evde yaşatmak ne kadar mümkünse, köyünden koparılmış yaşlı bir Kazak erkeğini apartmanda yaşatmak da o kadar mümkün. Başrolü birlikte paylaşan iki can, insan ve kartal, doğayla iç içeliği özleyen varlığımıza işaret. İslam dünyasından, Türkî devletlerden bir film izlemek oralara olan özlemimizi merakımızı gidermeye de yarıyor. Bunun için kendi alemimizden filmler çok kıymetli. Birinciliği alan Ercan Selim Öngöz’ün 12 Saat filmi ise modern toplumların en büyük problemlerinden birine, yaşlıların unutuluşuna dikkat çekmiş. Yeni teknolojiye adapte olamamayı da içeren dokunaklı anlatımda, oğlu tarafından arandığını gösteren bir ses ya da titreşime odaklanmış babanın dramı var. Bunun için eve demode ama son derece hassas bir telefon kayıt sistemi yaptıran baba, tanıdık bazı yaşlıları çağrışımlar yoluyla belleğimizin üst katlarına taşıdı.

***

Etkinliğin önemli bir bölümünde sinemacılarla yapılan söyleşiler gerçekleşti. Değerli konuşmacılar arasında yurt dışından da konuklar vardı. Çok önemli belgesellere imza atmış olan yapımcı ve yönetmen Ovidio Salazar bütün insanlığa hitap etmemiz gereken yapımlara ihtiyacımız olduğunu söyledi. Savunmacı tepkisel değil özgüvenli eserler ortaya koymak lazım. İnsanlar İslam hakkında manipüle edildiğinden kendi hikayemizi kültürümüzü bu savaştan azade olarak anlatabilmemiz çok etkili olacaktır derken gidilecek yolu da gösteriyor. Çünkü biz anlatamazsak başkaları bizim hakkımızda hilafı hakikat hikayeler yazıyor ve anlatıyor. Filistinli dünyaca tanınan fotoğrafçı, yapımcı ve yönetmen Emad Burnat ise konuşmasının canımızı acıtacağını söyledi. Çünkü sadece Avrupa Amerika sanat çevreleri değildi Filistin’in hikayesine duyarsız olan. İslam dünyasının medya ve sanat çevreleri de konuşmakta mahir fakat iş hakki manada etkili bir çalışma yapmaya gelince duyarsızlar Burnat’a göre. Arap medyasının çoğunluğu neredeyse Avrupa ile birlikte hareket etmekte. Emad’ın güzel hikayelerimizin olması için İslamın temel ilkelerini hayata geçirmiş topluluklar olmamız gerekir uyarısı da önemli. Hindistanlı film yönetmeni Salim Ahmed ülkesinde yaşayan üç yüz milyon Müslüman olduğunu sinemayla uğraşanların ve oyuncuların da bir çoğunun İslam dininden olduğunu belirtti. Fakat sinemacıların ekseriyeti ticari sinemaya yönelmiş durumda. Meselesi olan bir film yapmak istediklerinde sponsor ve kaynak bulamıyorlar.

Anlaşılan o ki İslam dünyası silaha güvenliğe yaptığı yatırımın çok azını bile sanata sinemaya edebiyata yapamıyor birçok nedenle. Oysa sanat ve edebiyat uzun vadede kendi aramızda ve dünyada ayrılıkları azaltarak gezegeni daha güvenli ve insanî kılabilir.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.