Daha işin başındayız

Mikdat Karaalioğlu

Bu depremin üzerinden yeteri kadar zaman geçtiğinde Türkiye’nin her bir tarafından halkın sergilediği dayanışma hafızalarda daha da berraklaşacak. Burada sadece felaketzedelere destek olan sivil toplum kuruluşları ve sivil vatandaşları kast etmiyorum. Deprem bölgesinde insan üstü bir gayretle hizmet veren, vermeye çalışan resmi kurumların personelini de kastediyorum elbette. Yani milletin topyekün sergilediği olağanüstü gayret söz konusu.

Devletin almadığı alamadığı önleyici tedbirler, felaketin ilk anlarında yaşanan belirsizlik ve karmaşa bir yana deprem bölgesine ulaşan bütün insanlar takdire şayan bir gayretle çalıştı. Bu depremin şayet iyi bir yönünden bahsedilecekse sergilenen bu olağanüstü fedakarlıkta bahsetmek gerekir.

Bu arada tam 88 ülkenin kurtarma çalışmalarına bizzat ekip göndererek katıldığını da tekrar tekrar hatırlamamız gerekiyor. Dünyadan gördüğümüz bu destek zannettiğimizden daha fazla sevildiğimizi de gösteriyor. Belki sevimsiz bir pragmatik teklif olarak algılanacak ama dünyada bize gösterilen bu ilgi ve desteği ilgili ülkelerde güçlü bir PR çalışmasıyla depremzedeler için ayni ya da nakdi olarak daha büyük yardım kampanyalarına dönüştürebiliriz.

***

En azından 3 milyondan fazla Türkün yaşadığı Almanya’da halkın yaptığı yardımlar bir yana devletin yapabileceği maddi yardımlar daha fazla olabilirdi. Almanya resmi olarak Türkiye ve Suriye’ye yarısından fazlası Türkiye’ye olmak üzere toplam 108 milyon euroluk yardım yaptı.

Almanya’daki Türk toplumu Alman kamuoyunu, siyasetini ve ekonomi dünyasını daha duyarlı hale getirebilecek bir tanıtım atağı ile yardım miktarlarını milyar eurolar düzeyine çıkarabilir. Büyük otomobil, telekomünikasyon, gıda enerji vs. şirketleri de depremzedelere destek için ikna edilebilir Tüm önyargılara siyasi gerilimlere rağmen Türkiye’nin Almanya’da bu potansiyel kredisi var. Hele Almanya’daki Türk toplumunun siyaset üstü bir uzlaşma sağlayabildiği bir konuda, kamuoyu çok rahat ikna edilebilir.

Her konunun siyaset üzerinden okunduğu bir ülkede yapıcı olma çağrısının pek cazibesinin olmadığının farkındayım. Ancak Türkiye bu büyük yarayı ancak depremin ilk dakikasında itibaren bir anda kendisini gösteren dayanışma, yardımlaşma ve mücadele ruhuyla aşabilir. İlla da siyaset yapacaksak en azından bu iyi niyetli insanları gayretlerinin incitmeyecek bir üslup kullanmaya gayret edelim.

Bu felaketten siyasi bir fayda umanlar da milletin ezici çoğunluğunda oluşan bu dayanışma ruhunu iyice kavramaları gerekiyor. Tezlerini savunurken olur olmaz yerde dini referanslar kullananlardan hazzetmemekle beraber şu hadisi şerifi hatırlamakta fayda görüyorum: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.”

***

Büyük toplumsal kırılmaların gerçek sonuçlarının hayatta karşılığını bulması yıllarca sürebiliyor. Ama en geç bu depremde hitap ettiği kitlenin sorgusuz kendi vesayeti altında olduğunu varsayan siyasetin de sürdürülebilir olmadığı gayet net anlaşılmış olmalı. Bu gerçek zannedildiği gibi sadece iktidar için geçerli değil.

Depremle ilgili tüm tespitler ve çözüm önerileri, bu tür felaketleri ölçülü aktarma kabiliyetinden yoksun medya üzerinden yapılıyor. Sosyal Medya rekabeti ile daha çok ilgi çekme adına, yine çoğu kez sosyal medyada ortaya atılan ve kısa sürede çoğunun yalan olduğu ortaya çıkan haberler üzerinden depremi konuşuyoruz. Yani önemli oranda depremi değil sosyal medya narsistlerinin ilgi çekme uğruna yaptığı ya da yaydığı yalanları konuşarak zaman geçiriyoruz.

Depremin ilk gününden itibarın kısa süreli de olsa gündemi meşgul eden yüzlerce haberin yalan ya da yanlış olduğu ortaya çıktı. Bu bilgi kirliliği şüphe yok ki önümüzdeki dönemlerde de devam edecek. Türkiye bir yandan depremin yaralarıyla mücadele ederken, bir yandan bilgi kirliliği ile mücadele etmek zorunda kalacak. Depremle ilgili çok daha yoğun ve yorucu bir tartışma süreci bizi bekliyor. Daha işin başındayız desek yeridir.

***

Türkiye’nin esas mücadele alanı da depremde de görüldüğü üzere, sayıları bana göre asla çoğunluğu teşkil etmeyen pervasızların tedavüle sokup normalleştirmeyi başardıkların ahlaksızlık. Ahlaksızlık dünya tarihinin hiçbir döneminde ortadan kalkmadı. Şimdi de kalkmayacak. Ama pervasızlığa sınırlarını çizen sağduyu her zaman var oldu. Önemli olan siyasi olarak bulunulan taraf değil, ahlaki olarak sergilenen tavırdır.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (7)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.