Çin’in, ülke dışında yaşayan Uygurlara yönelik baskı ve kontrol yöntemlerini genişlettiğine ilişkin yeni bir araştırma yayımlandı. Kurbanlar Komünizmi Anma Vakfı (VOC) Çin Araştırmaları Kıdemli Araştırmacısı ve Direktörü Dr. Adrian Zenz ile VOC Çin Araştırmacısı Muetter Tohti tarafından hazırlanan çalışma, Çin Komünist Partisi’nin Uygur araştırmacıları, aktivistleri, tanıkları ve diaspora toplulukları üzerindeki etkisini inceledi.
“Göğe Uçsan Bile Ayaklarından Yakalarım: Pekin’in Uygur Diaspora Araştırma ve Belgeleme Çabaları Üzerindeki Ulusötesi Otoriter Kontrolü” başlıklı araştırmada, Pekin’in yurt dışındaki Uygurlar üzerinde kurmaya çalıştığı etkinin yalnızca klasik “ulusötesi baskı” yöntemleriyle açıklanamayacağı savunuldu.
ÜÇ AYRI YÖNTEM TANIMLANDI
Araştırmacılar, Çin’in yurt dışındaki Uygur diasporasına yönelik faaliyetlerini üç başlık altında topladı.
Bunlardan ilki “ulusötesi baskı” olarak tanımlandı. Araştırmaya göre bu yöntem; fiziksel taciz, aktivistlere ve ailelerine yönelik tehditler, gözetim, casusluk ve diaspora topluluklarına sızma girişimlerini kapsayabiliyor.
İkinci yöntem ise “ulusötesi işbirliğine çekme” olarak adlandırıldı. Çalışmada Pekin’in bazı durumlarda burs, iş fırsatı, pasaport işlemleri veya Çin’deki aile üyeleriyle yeniden iletişim kurabilme gibi imkanları kullanarak diaspora üyelerini işbirliğine yönlendirdiği ya da muhalif tutumdan caydırmaya çalıştığı öne sürüldü.
Üçüncü başlık olan “ulusötesi meşrulaştırma” ise propaganda, dezenformasyon ve anlatı manipülasyonu yoluyla eleştirmenlerin itibarsızlaştırılmasını ve Çin lehine söylemlerin güçlendirilmesini kapsıyor.

TÜRKİYE’DEKİ UYGURLARLA DA GÖRÜŞÜLDÜ
Araştırmanın, Kuzey Amerika, Avrupa ve Türkiye’de yaşayan Uygurlarla yapılan görüşmelere ve Çin hükümetine ait iç belgelere dayandığı belirtildi.
Çalışmada bu yöntemlerin birbirinden bağımsız değil, birbirini tamamlayan bir sistem olarak işlediği savunuldu.
Araştırmacılara göre bu yöntemlerin sonucunda insan hakları ihlallerine ilişkin delil toplama faaliyetleri zorlaşabiliyor, diaspora içinde korku ve oto-sansür yayılabiliyor, araştırmacılar ve tanıklar itibarsızlaştırılabiliyor ve topluluk içindeki güven ilişkileri zarar görebiliyor.
“ÇKP’NİN BASKISI ÇİN SINIRLARINDA DURMUYOR”
Uygur Hareketi İcra Direktörü Rushan Abbas, araştırmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede Çin’in baskısının ülke sınırlarının ötesine geçtiğini savundu.
Abbas, “ÇKP’nin baskısı Çin sınırlarında durmuyor. Diasporadaki Uygurlar, Pekin’in ulusötesi otoriter kontrolünün hedefi olmaya devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Abbas, kendi ailesinden de örnek vererek kız kardeşi Dr. Gulshan Abbas’ın kendisinin insan hakları savunuculuğu nedeniyle yaklaşık sekiz yıldır cezaevinde tutulduğunu ileri sürdü.
“2018’den bu yana ailem, onun ne zaman özgür olacağını bilmemenin acısı ve belirsizliğiyle yaşıyor.” diyen Abbas, yeni araştırmanın bu baskı yöntemlerinin diaspora üzerindeki etkisini daha görünür hale getirdiğini söyledi.
ARAŞTIRMA: YÖNTEMLER DAHA AZ GÖRÜNÜR HALE GELİYOR
Çalışmada, Çin’in yurt dışındaki Uygurlara yönelik etkisini sürdürmek için doğrudan ve görünür baskının yanı sıra daha dolaylı yöntemlere yöneldiği de öne sürüldü.
Araştırmacılara göre teşvik mekanizmaları, sosyal baskı, bilgi manipülasyonu ve anlatı kontrolü gibi yöntemler, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmeden diaspora üzerinde etkili olabiliyor.
Bu durumun, Pekin’in insan hakları savunuculuğu ve araştırma faaliyetlerini zayıflatmasını kolaylaştırdığı savunuldu.
ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI
Uygur Hareketi, araştırmanın yayımlanmasının ardından hükümetlere ve sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulundu.
Açıklamada, yurt dışında yaşayan Uygur aktivistlerin, araştırmacıların ve tanıkların korunmasına yönelik mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Uygur Hareketi, diaspora üyelerinin Çin’den gelebilecek misilleme korkusu yaşamadan konuşabilmesi, insan hakları ihlallerini belgeleyebilmesi ve hukuki hesap verebilirlik talebinde bulunabilmesi gerektiğini vurguladı.
Araştırma, Pekin’in Çin sınırları dışındaki etkisini değerlendirirken yalnızca açık tehdit ve baskı yöntemlerine değil, teşvik, yönlendirme ve bilgi manipülasyonu gibi daha dolaylı araçlara da bakılması gerektiğini savunuyor.
