İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında peş peşe gelen iki hamlesi yeni bir gerilime yol açtı. Doğu Kudüs’te aşırı sağcı İsraillilerin düzenlediği “Bayrak Yürüyüşü” sırasında Filistinlilere yönelik saldırılar yaşanırken, Batı Şeria’da İsrail güçlerinin bir camiye baskın düzenleyerek namazı engellemeye çalıştı. Buna rağmen cemaatin camiden ayrılmadığı ve namazını tamamladığı görüldü.
Doğu Kudüs’ün Eski Şehir bölgesindeki Müslüman Mahallesi, yürüyüş öncesinde büyük ölçüde boşaldı. Filistinli esnafın saldırıya uğramamak için kepenk kapatmak zorunda kaldığı, bazı ailelerin evlerinden çıkmadığı, bazı Filistinlilerin ise bölgeden uzaklaştığı öğrenildi.
MÜSLÜMAN MAHALLESİ’NDE SALDIRI VE TEHDİT
Yürüyüş başlamadan saatler önce aşırı sağcı grupların Müslüman Mahallesi sokaklarında dolaşmaya başladığı, bazı Filistinli esnafa sözlü ve fiziksel saldırıda bulunduğu görüldü.
Bir grup gencin açık kalan bir Filistinli dükkânının önünden geçerken hakaret ettiği, kısa sürede iki esnafa fiziksel saldırı düzenlendiği aktarıldı. Esnafın plastik sandalyelerle kendisini korumaya çalıştığı, bazı aktivistlerin ise gerilimi düşürmeye çalıştı.
Ağır polis varlığına rağmen bazı dükkânların tahrip edildiği ve yağmalandığı ifade edildi. Aktivist Yonatan Shargian, her yıl yürüyüş sırasında “zorbalık, sözlü nefret ve fiziksel şiddet” yaşandığını söyledi.

BEN GVIR MESCİD-İ AKSA’YA GİRDİ
Gerilimi artıran bir diğer gelişme ise İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Mescid-i Aksa’ya girmesi oldu. Habere göre Ben Gvir, yüzlerce yerleşimciyle birlikte Mescid-i Aksa’ya baskın niteliğinde giriş yaptı.
Ben Gvir’in burada İsrail bayrağı açarak “Tapınak Tepesi bizim elimizde” ifadelerini kullandığı belirtildi. Bu sözlerin, Mescid-i Aksa üzerinde tam İsrail egemenliği isteyen aşırı sağcı çevrelerin söylemini yansıttığı kaydedildi.
Ben Gvir’in yanında bulunan milletvekili Yitzhak Kroizer’in ise daha sonra yaptığı paylaşımda Mescid-i Aksa’nın kaldırılarak yerine “Üçüncü Yahudi Tapınağı” inşa edilmesi gerektiğini savunduğu aktarıldı.

“ARAPLARA ÖLÜM” SLOGANLARI
Yürüyüş sırasında Şam Kapısı çevresinde toplanan aşırı sağcı grupların “Araplara ölüm” sloganları attığı, Filistinlilere ve gazetecilere yönelik hakaretlerde bulunduğu belirtildi.
Haberde, bir gazetecinin gençler tarafından köşeye sıkıştırıldığı, telefonunun yere atıldığı ve yüzüne tükürüldüğü aktarıldı. Polis saldırıları dağıttıktan sonra grupların bu kez “Köyün yansın” sloganları attığı kaydedildi.
Yürüyüşe katılanların İsrail bayraklarının yanı sıra “Üçüncü Tapınak” sembolleri taşıdığı, bazı pankartlarda Mescid-i Aksa’yı hedef alan ifadeler bulunduğu bildirildi.

“BİRLEŞİK KUDÜS” SÖYLEMİNE KARŞI FİLİSTİNLİLERİN SİLİNİŞİ
Bayrak Yürüyüşü, İsrail’in 1967’de Doğu Kudüs’ü işgal etmesini ve ardından kenti “birleştirdiğini” ilan etmesini kutlamak için düzenleniyor.
Ancak, bu yılki yürüyüşün Filistinlilerin kendi mahallelerinden fiilen uzaklaştırıldığı bir atmosferde gerçekleşti. Uzun süredir bölgede gözlem yapan aktivistlere göre bu yıl şiddetin daha “düşük” görünmesinin nedeni, Filistinlilerin büyük ölçüde sokaklardan çekilmek zorunda bırakılmasıydı.
Bu tablo, “birleşik şehir” söyleminin Filistinlilerin sessizce silinmesiyle kurulduğunu gösteren en açık işaretlerden biri olarak değerlendirildi.

NABLUS’TA CAMİYE ÜÇ KEZ BASKIN
İkinci olay ise işgal altındaki Batı Şeria’da yaşandı. Aktarılan bilgilere göre İsrail güçleri, Nablus’un doğusundaki Khirbet Tana’da bulunan Şeyh Camii’ne art arda üç kez baskın düzenledi.
İsrail güçlerinin camiye girerek ibadet edenleri zorla dışarı çıkarmaya ve namaz kılınmasını engellemeye çalıştığı anlar cep telefonu kamerasına yansıdı.
Ancak videoda cemaatin baskılara rağmen camiden ayrılmadığı ve namazını tamamladığı görüldü.
GERİLİM MESCİD-İ AKSA VE BATI ŞERİA’DA TIRMANIYOR
Doğu Kudüs’teki Bayrak Yürüyüşü sırasında Mescid-i Aksa’yı hedef alan sloganlar ve Batı Şeria’da camiye yönelik baskın, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında dini mekânlar ve Filistinlilerin gündelik yaşamı üzerindeki baskısını yeniden gündeme taşıdı.
Filistinliler açısından bu iki olay, yalnızca güvenlik müdahalesi değil; Kudüs’teki varlıklarının, ibadet haklarının ve kamusal yaşamlarının hedef alınması olarak değerlendiriliyor.
