Uluslararası Af Örgütü’nün derlediği bilgilere göre, İran’da 28 Aralık 2025’te başlayan protestolar kısa sürede ülkenin farklı kentlerine yayıldı. Af Örgütü, eylemlerin İran’ın para birimindeki hızlı değer kaybı, artan enflasyon, temel hizmetlerde kötü yönetim ve kötüleşen yaşam koşullarına yönelik tepkilerle başladığını kaydetti. Protestoların ilk kıvılcımının, Tahran’daki Kapalı Çarşı esnafının boykot ve kepenk kapatma eylemleriyle görüldüğü, ardından kitlesel sokak gösterilerine dönüştüğü aktarıldı.
Af Örgütü, protestoların zaman içinde “İslam Cumhuriyeti sistemine son verilmesi” çağrılarını da içeren taleplere evrildiğini belirterek, göstericilerin “insan haklarına ve onuruna saygı gösteren yeni bir hükümet sistemine geçiş” istediğini ifade etti.
AF ÖRGÜTÜ: YAŞAM MALİYETİ KRİZİ VE TEMEL HİZMETLERE ERİŞİM PROTESTOLARIN ZEMİNİNİ HAZIRLADI
Af Örgütü, İran’da yaşam maliyeti krizinin ekonomik, sosyal ve kültürel hakları ağır biçimde etkilediğini savundu. Kuruluşun metninde, yetkililerin uzun yıllardır temel hizmetlere erişimi kötü yönettiği; 2025 boyunca su ve elektrik kesintilerinin yaşandığı, bu nedenle okulların ve işletmelerin kapanmak zorunda kaldığı belirtildi.
Çevresel tahribat ve eşitsizliklere de dikkat çeken Af Örgütü, göllerin, nehirlerin ve sulak alanların kuruması; yeraltı sularının azalması; su kirliliği; ormansızlaşma; toprak çökmesi; su rezervlerinde azalma ve toprak sağlığında düşüş gibi etkileri sıraladı. Hava kirliliğinin de 2025’te binlerce ölüme yol açtığı kaydedildi. Af Örgütü ayrıca, Kürtler ve Beluciler gibi etnik azınlıkların yaşadığı bölgelere yeterli yatırım yapılmadığını savundu.
“31 EYALETİN TAMAMINA YAYILDI” İDDİASI VE MORG GÖRÜNTÜLERİ
Af Örgütü’nün aktardığına göre, BM İran Hakkında Veri Toplama Misyonu protestoların İran’ın 31 eyaletinin tamamına yayıldığını açıklamıştı. Af Örgütü, geniş katılımlı protestoların ve ölümcül baskıların gerçekleştiği eyaletler arasında Elburz, Kirmanşah, Tahran ve Razavi Horasan’ı örnek gösterdi.
Metinde yer verilen örneklerden biri de 10 Ocak’ta Kehrizek’te Adli Tıp Kurumu’nun resmi morgunda yer kalmadığı için ek binasında kurulduğu belirtilen geçici morg görüntüleri oldu. Af Örgütü, videolarda “ceset torbaları arasında yakınlarının cenazelerini arayan” ailelerin görüldüğünü; yapılan incelemede görüntülerde en az 205 ayrı ceset torbası tespit edildiğini ve ertesi gün paylaşılan başka bir videoda sayacın 250’ye ulaştığının görüldüğünü aktardı.
“8-9 OCAK’TA KATLİAM GERÇEKLEŞTİRİLDİ”, GECE SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI DEVREYE GİRDİ
Af Örgütü, özellikle 8 ve 9 Ocak’ta “benzeri görülmemiş ölümcül bir baskı” uygulandığını savunarak can kaybının “binlere yükseldiğini” belirtti. Metinde, bu tarihlerde yaşananların ardından binlerce kişinin gözaltına alındığı, ağır silahlı güvenlik güçlerinin ülke genelinde devriyeler ve kontrol noktaları kurduğu ifade edildi.
Kuruluş, 9 Ocak’tan itibaren gece sokağa çıkma yasaklarının uygulanması için silahlı birimlerin konuşlandırıldığını; yasak başladıktan sonra dışarı çıkan ya da toplanan kişilerin “öldürücü güçle karşılaşacağı” mesajının verildiğini ileri sürdü. Af Örgütü’ne göre bu ortamda kitlesel protestoların kapsamı daralsa da talepler ve hoşnutsuzluklar devam etti.
“İSYANCILAR” SÖYLEMİ VE GÜVENLİK GÜÇLERİNİN ATEŞLİ SİLAH KULLANIMI İDDİALARI
Af Örgütü’nün metninde, üst düzey yetkililerin protestocuları “isyancılar” olarak tanımladığı ve bastırma sözü verdiği aktarıldı. Af Örgütü, 3 Ocak’ta İran Dini Lideri Ali Hamaney’in protestocuların “isyancı” olduğunu ve “hadlerinin bildirilmesi gerektiğini” söylediğini hatırlattı.
Kuruluş, internet kesintisi nedeniyle sahadan bilgi toplamanın zorlaştığını belirtirken, buna rağmen doğrulandığı ifade edilen video ve tanıklıklara dayanarak güvenlik güçlerinin protestoculara “demir bilye dolu tüfekler ve av tüfekleriyle” ateş açtığını, sıklıkla “kafa ve üst gövdenin” hedef alındığını ve bunun kitlesel ölümler ile ağır yaralanmalara yol açtığını savundu. Metinde, güvenlik güçlerinin sokakların yanı sıra “evler, camiler, polis karakolları gibi binaların çatılarına” konuşlandığı iddiasına da yer verildi.
Af Örgütü, baskılara katılan birimler arasında Besic taburları dahil İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun, İran’da FARAJA olarak anılan polis gücünün çeşitli birimlerinin ve sivil giyimli görevlilerin bulunduğunu ileri sürdü.
CAN KAYBI TARTIŞMASI: RESMİ AÇIKLAMA, BAĞIMSIZ BEYANLAR VE FARKLI RAKAMLAR
Metinde, can kaybına ilişkin farklı açıklamalar sıralandı. Af Örgütü’nün aktardığına göre:
17 Ocak’ta Ali Hamaney, halka açık bir konuşmasında “binlerce kişinin” öldürüldüğünü söyledi.
21 Ocak’ta İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi, ayaklanma sırasında 3 bin 117 kişinin öldüğünü açıkladı.
16 Ocak’ta BM Özel Raportörü Mai Sato, basına verdiği bir mülakatta en az 5 bin kişinin öldürüldüğünü, sağlık kaynaklarından aldığı bilgilere göre can kaybının 20 bine varabileceğini belirtti.
Af Örgütü, internet kesintisi, can kaybının boyutları ve daha önce belgelendiğini söylediği “ailelere yönelik misillemeler” nedeniyle gerçek sayının “muhtemelen daha yüksek” olabileceğini savundu.
İNTERNET KESİNTİSİ “SUÇLARI GİZLEMEK” İÇİN; “EN UZUN SÜRELİ” KESİNTİ İDDİASI
Af Örgütü, İran yetkililerinin 8 Ocak’tan bu yana internet ve haberleşme kesintisi uyguladığını, bunun ihlallere maruz bırakılan kişilerle görüşmeyi, ihlalleri belgelemeyi ve kanıtları muhafaza etmeyi zorlaştırdığını belirtti. Kuruluş, devlete bağlı medya organlarının ve bazı yetkililerin internete erişmeye devam ettiğini, propaganda mesajları paylaştığını da iddia etti.
Metinde, İran’ın daha önce de protesto dönemlerinde internet kesintilerine başvurduğu; Kasım 2019 protestoları ve 2022’deki “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ayaklanması sırasında da benzer uygulamaların görüldüğü hatırlatıldı. Af Örgütü, mevcut kesintinin “bugüne kadar uygulanan en uzun süreli internet kesintisi” olduğunu savundu.
GÖZALTILAR: “ON BİNLERCE KİŞİ” İDDİASI, ZORLA KAYBETME VE İŞKENCE RİSKİ VURGUSU
Af Örgütü’nün metninde, 16 Ocak’ta devlete bağlı medyada yayımlanan haberlere göre protestolar kapsamında “binlerce kişinin” gözaltına alındığı belirtildi. Kuruluş, kendisine ulaşan bilgilere ve bağımsız raporlara dayanarak, aralarında çocuklar, öğrenciler, insan hakları savunucuları, avukatlar, gazeteciler ile etnik ve dini azınlık üyelerinin bulunduğu “on binlerce kişinin” keyfi biçimde gözaltına alınmış olabileceğini savundu.
Af Örgütü, yetkililerin çok sayıda gözaltının akıbeti ve nerede tutulduğuna dair bilgi vermediğini, bunun “zorla kaybetme” riskini doğurduğunu ileri sürdü. Gözaltı sırasında ve sonrasında dayak, cinsel şiddet, yargısız infaz tehditleri, yeterli gıda, su ve tıbbi bakımdan yoksun bırakma gibi işkence ve kötü muamele iddialarına da yer verildi. Devlet medyasında gözaltındaki kişilerden “zorla alınan itirafların” yayımlandığı da metinde belirtildi.
POLİSLİĞE İLİŞKİN ULUSLARARASI STANDARTLAR VE “İHLALLER” DEĞERLENDİRMESİ
Af Örgütü, protestolara müdahalede kolluk güçlerinin uyması gereken standartlar arasında Kolluk Kuvvetleri Görevlilerinin Güç ve Ateşli Silah Kullanımına İlişkin BM Temel İlkeleri, Kolluk Kuvvetleri İçin BM Davranış Kuralları ve protestolar bağlamında örnek protokolleri sıraladı. Metinde bu çerçevede yasallık, gereklilik, orantılılık, ayrımcılık yasağı, ihtiyat ve hesap verebilirlik ilkeleri vurgulandı; ateşli silahların ve uygunsuz silahların kullanımına dair yasaklayıcı kurallara atıf yapıldı.
Kuruluş, topladığı kanıtların İran yetkililerinin güç ve ateşli silah kullanımına ilişkin standartları “devamlı ihlal ettiğini” gösterdiğini savundu.
GENEL BAĞLAM: CEZASIZLIK DÖNGÜSÜ VE ÖLÜM CEZASI ENDİŞESİ
Af Örgütü, İran’da geçmiş protesto dalgalarında da öldürücü güç kullanımı, kitlesel gözaltılar ve cezasızlık döngüsünün sürdüğünü öne sürdü. Metinde Aralık 2017-Ocak 2018, Kasım 2019, Temmuz 2021, Kasım 2021, Mayıs 2022 protestoları ve 2022’deki “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ayaklanmasıyla bağlantılı ihlallerin daha önce belgelendiği hatırlatıldı.
Ölüm cezasına ilişkin bölümde ise Af Örgütü, 2022’den bu yana yetkililerin muhalefeti bastırmak için ölüm cezasını daha fazla kullandığını savundu. Kuruluş, 2025’te infazların “on yıllardır görülmeyen boyutlara ulaştığını” öne sürerek, 2022 ayaklanmasıyla bağlantılı olarak “en az 11 kişinin” adil olmayan yargılamalar sonrası infaz edildiğini kaydetti. Metinde, 5 Ocak’ta Yargı Gücü Başkanı’nın savcılara protestoculara “müsamaha göstermeme” ve davaları hızlandırma talimatı verdiği aktarılarak, “hızlı yargılamalar ve keyfi infazlar” ihtimaline dair endişe dile getirildi.
