Türkiye ekonomisi bıçak sırtında yoluna devam etmeye çalışırken ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı krizi daha da derinleştirdi. 2018’de Rahip Brunson olayıyla başlayan kur şokunda dolar 1 liradan 5’e çıktı. Pandeminin faturası yüz milyarlarca lirayı buldu. 19 Mart Ekrem İmamoğlu tutuklamasının ekonomiye maliyeti 250 milyar doları aştı. 2025’te 33 bin şirket kapısına kilit vurdu. Bu durum işsizlik verilerini de körükledi. Yüksek faiz ve düşük kur politikasını sürdüren ekonomi yönetiminin zamanında müdahale edememesi enflasyona da zirve yaptırdı.
MB: BU KEZ RİSK DAHA BÜYÜK
Kan kaybeden ekonomimiz yapısal çözüm üretilmediği ve krizlerden ders çıkartılmadığı için İran savaşıyla iyice kırılganlaştı. Tarımdaki plansızlık sorunu sürerken, petrolün 56 dolardan 100'ün üzerine çıkması tarımsal enflasyonu katladı. Gıdadan temel ürünlere birçok kalemde yeni fiyat artışları kaçınılmaz oldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, savaşın etkilerinin bir süre daha devam edeceğini söyledi. MB Başkan Yardımcısı Akçay, savaşın sadece piyasa fiyatlamalarını değil, ekonomik temelleri de etkileyeceği uyarısı yaparak "Bu kez risk daha büyük" dedi.

PANDEMİDEN BU YANA SENARYO HEP AYNI
KRİZİ GÖRÜYORUZ ÖNLEM ALAMIYORUZ
Zamanında alınmayan önlemlerin faturasını her zaman halk ödüyor. Ekonomi yönetimleri yaklaşmakta olan tehlikeyi geçici çözümlerle karşılamaya çalıştığı için işsizlik artıyor, sanayi kan kaybediyor, çarşı pazarda fiyatlar fahiş seviyelere yükseliyor. Tarımdan sanayiye her alanda yapısal reformların bir türlü gerçekleştirilmemesi de krizlerden en çok etkilenen ülkenin Türkiye olmasına neden oluyor.
Yıllardır krizlerle karşı karşıya kalan Türk ekonomisinde gelinen nokta paraya yön verenlerin hala bu tür risklerden ders çıkartmadığını ortaya koydu. 2018’de Rahip Bronson ile başlayan, pandemi, Ekrem İmamoğlu tutuklaması ve ABD-İsrail-İran savaşıyla devam eden yakın tarih krizlerinin hepsi göz göre göre geldi. 2018 krizinde dolar 1 liradan 5 liraya çıktı. BIST 100 endeksi, 2018’i bir önceki yıl kapanışına göre yüzde 21 değer kaybıyla tamamladı. Pandeminin ülkeye faturası 30 milyar lirayı aştı. 19 Mart İmamoğlu süreciyle ise TL’de yaşanan sert düşüş ekonomide ciddi dalgalanmalara yol açtı. Döviz kuru ani şekilde yükselirken dış borçların TL karşılığı arttı ve finansman dengeleri bozuldu. İmamoğlu, 2025’te yaptığı bir açıklamada 19 Mart darbesiyle hukuktan ve demokrasiden uzaklaşmanın ekonomiye maliyetinin 250 milyar doları aştığını dile getirdi. Arka arkaya gelen krizlerle şirketler ve fabrikalar da bir bir kapanmaya başladı. Sadece 2025’te 33 bin şirket kapısına kilit vurdu. Aynı dönemde konkordato sayısı 6 bin 361 olurken iflas sayısı 247 olarak gerçekleşti. Bu durum ülkede işsizlik verilerini de körükledi. İstihdam edilenlerin sayısı azalırken, resmi verilerde 3 milyon civarında görünen işsiz sayısı, “geniş tanımlı” hesaplamayla 12 milyon 109 bine ulaştı. Şubat 2024’te 9,4 milyon olan geniş tanımlı işsiz sayısı, sadece iki yılda 2,7 milyon kişi artarak 12 milyonu geçti. Genç işsizlik oranı ise Şubatta bir önceki aya göre 1,4 puan artarak yüzde 15,8’e fırladı.Yüksek faiz ve düşük kur politikasını sürdüren hükümetin krizlere zamanında müdehale edememesiyle enflasyon da düşürülemediği gibi hızla yukarıya çıktı.
SAVAŞ SIKINTIYI KATLADI
Türkiye ekonomisi bıçak sırtında yoluna devam etmeye çalışırken ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırması krizi daha da derinleştirdi. Zamanında tarıma yatırım yapılmaması sorunu ortada duruken, petrol fiyatlarının 56 dolardan 100 doların üzerine çıkması tarımsal enflasyonda tamamen havlu atılmasına neden oldu. Gıda enflasyonunun artmasını don gibi bahaneler üreterek açıklamaya çalışan ekonomi yönetimi çözümü zamanında üretemediği için mutfaktaki enflasyon alev aldı. Üstelik bu durumun daha buzdağının görünen kısmı olduğunu dile getiren uzmanlar, gıdadan temel ürünlere birçok kalemde yeni fiyat artışlarının kaçınılmaz olduğuna dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da yaşanan savaşın etkilerinin bir süre daha devam edeceğini söyledi. Yılmaz, “Kısa vadede yaşananların ekonomimiz üzerinde bazı olumsuz etkileri olacak. Programımızı kararlı şekilde uygulamaya devam edeceğiz” dedi.
IMF KALICI İZLERE DİKKAT ÇEKTİ
Uluslararası Para Fonu (IMF) da Orta Doğu’daki savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkilerine ilişkin sert uyarıda bulundu. Washington merkezli kuruluş, çatışmanın Körfez’den çıkan petrol, doğal gaz ve gübre akışını kısıtlamasının dünya genelinde fiyatları yükselteceğini ve büyümeyi yavaşlatacağını belirtti. IMF’nin Başekonomisti Pierre-Olivier Gourinchas’ın da imzasını taşıyan değerlendirmede, enerji ve gıda maliyetlerindeki artışın bu yıl ekonomilere zarar vereceği ve kalıcı izler bırakabileceği vurgulandı. Özellikle yüksek borçluluk seviyesine sahip ülkelerin krizin etkilerini hafifletmek için mali kaynak bulmakta zorlanacağı ifade edildi.Türkiye’de borçluluk oranı yükek olan ülkeler arasında yer alıyor. Toplam iç ve dış borç servisi 4,7 trilyon lira iç borç dahil toplam 5,7 trilyon liraya ulaşarak bütçede faiz yükünü artırıyor.
VATANDAŞ AÇLIĞA MAHKUM
Düşük gelir ve yüksek fiyatlarla vatandaş çarşı pazarda yeni bir yaşam mücadelesi vermeye başladı. TÜRK-İŞ, Mart 2026 verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı asgari ücretin 5 bin lira üstüne çıkarak 32 bin 792 lira oldu. Geçtiğimiz yılın mart ayında bu rakam 23 bin 615 lira seviyesindeydi. Sadece bir ay önce, yani Şubat 2026’da ise açlık sınırı 32 bin 365 lira olarak kayıtlara geçmişti. Bu veriler, açlık sınırının son bir yılda yaklaşık 10 bin lira birden arttığını gösterdi. Gıda harcamasının yanı sıra giyim, kira, elektrik, su, yakıt gibi konut giderleri ile ulaşım, eğitim ve sağlık gibi yapılması zorunlu diğer tüm aylık harcamaların toplamını temsil eden “yoksulluk sınırı” ise 106.816,70 TL’ye ulaştı. Öte yandan, bekar bir çalışanın sadece kendi yaşamını sürdürebilmesi için gereken aylık maliyet de 42.585,17 TL’ye yükselerek asgari standartların çok üzerine çıktı.
ENFLASYONDA İLGİNÇ SAVUNMA
TCMB Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’ın açıklamaları da dikkat çekti. Göreve geldiği dönemde enflasyonun yaklaşık yüzde 48 seviyesinde olduğunu hatırlatan Akçay, bugün gelinen yüzde 31 seviyesinin tek başına “başarı” olarak yorumlanmamasının eksik bir bakış olduğunu ifade etti. Akçay, enflasyondaki düşüşün doğru analiz edilebilmesi için “Biz bu politikaları uygulamasaydık ne olurdu?” sorusunun sorulması gerektiğini vurguladı. Bu çerçevede, mevcut adımlar atılmasaydı enflasyonun çok daha yüksek seviyelere, hatta yüzde 150-200 bandına ulaşabileceğini dile getirdi. Akçay, o dönemde ekonomideki risklerin oldukça yüksek olduğuna işaret ederek, alınan kararların yalnızca gerçekleşen sonuçlarla değil, önlenen olası senaryolar üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Görev süresi kısa bir zaman sonra dolacak olan Akçay, geriye dönük endeksleme yaklaşımından vazgeçilmesi gerektiğini ve ücret artışlarının beklenen enflasyona göre yapılması gerektiğini de söyledi. Akçay, “Aksi durumda dezenflasyon süreci zarar görecek ve kredibilite kaybı yaşanacak” dedi.
