İmamoğlu’ndan tahliye incelemesi öncesi heyete çağrı: Vicdanınızla güçlü bir haftayı kapatın

İmamoğlu’ndan tahliye incelemesi öncesi heyete çağrı: Vicdanınızla güçlü bir haftayı kapatın

İBB davasında konuşan Ekrem İmamoğlu, 9 Mart’ta başlayan duruşma sürecinde üç ayın geride kaldığını belirterek tutukluluk incelemesi öncesi mahkeme heyetine çağrıda bulundu. Sağlık sorunu olanlar, kadın tutuklular ve savunmasını yapan sanıklar için tahliye değerlendirmesinde vicdani hassasiyet gösterilmesini isteyen İmamoğlu, “Normal bir yargılama süreci içinde değiliz. Artık 100 günü geçen bir süreç yaşıyoruz” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 50'inci gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda başladı.İBB Başkanı İmamoğlu, mahkeme heyetine tahliye taleplerinin değerlendirilmesi konusunda çağrıda bulundu.

9 Mart’ta başlayan duruşma maratonunda üç ayın geride kaldığını, dördüncü aydan gün alındığını belirten İmamoğlu, bu hafta sonunda yapılacak tutukluluk incelemesinin kritik önem taşıdığını söyledi.

İmamoğlu, dava sürecinin kamuoyuna “asrın yolsuzluğu” olarak sunulmaya çalışıldığını ancak duruşmalarda yaşananların kamuoyunun gözü önünde olduğunu ifade etti.

“VİCDANLARINIZIN EN DOĞRU ŞEKİLDE SÜRECE KATKI SUNMASINI TEMENNİ EDİYORUM”

Mahkeme heyetine seslenen İmamoğlu, perşembe günü yapılacak değerlendirmenin vicdani sorumlulukla ele alınmasını istedi.

İmamoğlu, “Perşembe günü heyetçe yapacağınız değerlendirmenin, karar verme sürecinin, sizin vicdanlarınızın en doğru şekilde sürece katkı sunmasını temenni ediyorum” dedi.

Özellikle sağlık sorunu bulunan tutukluların ve kadınların değerlendirmede öncelikli olarak ele alınması gerektiğini belirten İmamoğlu, savunmasını yapmış kişilerin de bu kapsamda dikkate alınmasını istedi.

“NORMAL BİR YARGILAMA SÜRECİ İÇİNDE DEĞİLİZ”

Duruşma sürecinin olağan koşullarda yürütülmediğini savunan İmamoğlu, salondaki yorgunluğun da bunu gösterdiğini söyledi.

İmamoğlu, “Sizin de ifade ettiğiniz ve bazen herkesin yüzüne yansıyan yorgunluğu gördüğümüz üzere, normal bir yargılama süreci içinde değiliz” ifadelerini kullandı.

Tutukluluk süresinin artık haftalarla değil aylarla ölçüldüğünü belirten İmamoğlu, “Artık 100 günü geçen bir süreç yaşıyoruz. Günler, haftalar değil, ayları yaşamış bir şekilde geçmişe dair savunmasını yapmış arkadaşlarımız var burada ve tutsak” dedi.

“BU HAFTA BİR FIRSAT ELDE ETMELERİNİ ÖNEMSİYORUM”

İmamoğlu, savunmasını tamamlamış tutuklu sanıkların durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Mahkeme heyetinin bu konuda daha önce net bir tavrı olduğunu bildiğini belirten İmamoğlu, buna rağmen gelinen aşamada mevcut tutumun aşılması gereken bir süreç yaşandığını ifade etti.

İmamoğlu, “Bunların da bir fırsat elde etmesini bu hafta önemsiyorum” diyerek tahliye taleplerini mahkeme heyetine beyan olarak sunduğunu söyledi.

“13 AYDIR İDDİANAME YOK, BU VAHİM BİR DURUM”

İmamoğlu, konuşmasında dosyayla bağlantılı olduğunu belirttiği bazı tutukluların durumuna da dikkat çekti.

Onur Gülüm’ün Çeşme’de gözaltına alınıp tutuklandığını, Arzu Can’ın asistan, Çağatay, İlkay ve Doğukan’ın ise şoför olduğunu belirten İmamoğlu, bazı yönetici ve çalışanların 13 aydır tutuklu olduğunu söyledi.

İmamoğlu, “13 aydır iddianameyi bırakın, ortada herhangi bir şey de yok. Bu insanlar 13 aydır tutuklu ve tek bir kelime bunlarla ilgili konuşulmadı. Çok trajik bir durum” dedi.

Bu kişilerin kamuoyunda yeterince görünür olmadığını belirten İmamoğlu, “Belediye başkanı basında yer buluyor ama bunlar bu dosyayla ilişkili midir, değil midir? Bu vahim bir durum” ifadelerini kullandı.

PINAR TÜRKER’İN İFADELERİNİ HATIRLATTI

İmamoğlu, duruşmalarda Pınar Türker’in anlattığı olayların da Türkiye kamuoyunda derin yankı uyandırdığını söyledi.

Türker’in ifadelerinde, emniyette yaşandığı ileri sürülen insan onuruna aykırı uygulamaların ve bir savcının bir anneyi çocuklarıyla tehdit ettiği iddiasının gündeme geldiğini belirten İmamoğlu, bu iddiaların kolaylıkla araştırılabileceğini söyledi.

İmamoğlu, İstanbul Emniyeti’nin aksi yöndeki açıklamasına rağmen AK Parti Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül’ün duyarlı açıklamasını önemsediğini, İçişleri Bakanlığı’nın süreci hassasiyetle ele almasını da değerli bulduğunu ifade etti.

“AYNI HASSASİYETİ ADALET BAKANLIĞI’NDAN DA BEKLİYORUZ”

İmamoğlu, Pınar Türker’in iddiaları karşısında Adalet Bakanlığı’nın da harekete geçmesi gerektiğini söyledi.

“Burada sadece emniyetteki utanç verici, insan onuruna aykırı işlem anlatılmadı; bir savcının, bir anneyi çocuklarıyla tehdit ettiği de anlatıldı” diyen İmamoğlu, bunun bir iddia olarak görülebileceğini ancak ispatının kolay olduğunu ifade etti.

İmamoğlu, “SEGBİS kaydında bu görüşme izlenir, gerçekler ortaya çıkar. Çok kolay, çok hızlı sonuç alınacak bir soruşturma bu” dedi.

Adalet Bakanlığı’nın bu iddia karşısında sessiz kalmasını eleştiren İmamoğlu, “Bu iş faili meçhul değil, faili belli” değerlendirmesinde bulundu.

“ÜSTÜ ÖRTÜLECEK BİR OLAY DEĞİL”

İmamoğlu, Pınar Türker’in anlattığı olayların kamuoyunda geniş biçimde konuşulduğunu ve üzerinin örtülemeyeceğini belirtti.

“Bütün Türkiye bunu konuştu, yazıldı, çizildi. Üstü örtülecek bir olay değil” diyen İmamoğlu, Adalet Bakanlığı’nın tutumunu değiştirmesi ve işlem başlatması gerektiğini söyledi.

İmamoğlu, konuşmasının sonunda mahkeme heyetine bir kez daha seslenerek, “Lütfen vicdanınızla güçlü bir haftayı kapatın. Bu, Türkiye için, milletin vicdanı için de kıymetli” dedi.

“ZİNDANDA UNUTULANLARI DA DİKKATİNİZE SUNUYORUM”

İmamoğlu, tutukluluk incelemesi öncesi yalnızca kendisinin ve bilinen isimlerin değil, kamuoyunda adı az duyulan tutukluların da dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

“Zindanda unutulanlarla ilgili de sizin yapabileceğiniz bir şey varsa bunu da dikkatinize sunuyorum” diyen İmamoğlu, mahkeme heyetinden bu hafta yapılacak değerlendirmede vicdani sorumlulukla hareket edilmesini istedi.

İmamoğlu’nun açıklamaları, davada yapılacak tutukluluk incelemesi öncesi tahliye taleplerinin ve yargılama sürecine ilişkin eleştirilerin yeniden gündeme gelmesine neden oldu.

EKREM İMAMOĞLU'NUN TAHLİYE TALEPLERİNE İLİŞKİN KONUŞMASININ TAMAMI

İyi haftalar, inşallah hayırlı bir çalışma haftası olur, sorgu süreci olur. 9 Mart'ta başlayan duruşma maratonumuzda, 3 ayı geride bıraktık Sayın Başkan. 4. aydan gün aldık. Bu haftanın duruşma bitiminde de tutuklu incelemesi olacak ifade ettiğiniz gibi. Gerçekten burada hepimize "asrın yolsuzluğu" diye yutturulmaya çalışılan bir süreçte neler yaşadığımız kamuoyunun önünde oluyor. Sizin de bunu yaşadığınıza ve bu absürt durumun farkına vardığınıza inanmak istiyorum. Bu vesileyle, perşembe günü heyetçe yapacağınız değerlendirmenin, karar verme sürecinin, sizin vicdanlarınızın en doğru şekilde sürece katkı sunmasını temenni ediyorum. Özellikle sağlık sorunu olan arkadaşlarımızı ve kadın arkadaşlarımızı bu vicdan değerlendirmenizin en üst basamağında tutmanızı ve tabii ki burada savunma yapmış dostlarımızın durumunu da bu vesileyle en üst seviyede değerlendirmenizi umuyorum. Çünkü sizin de ifade ettiğiniz ve bazen herkesin yüzüne yansıyan yorgunluğu gördüğümüz üzere, normal bir yargılama süreci içinde değiliz. Şunu da ifade edeyim bir hatırlatma olarak: Artık 100 günü geçen bir süreç yaşıyoruz. Yani günler, haftalar değil, ayları yaşamış bir şekilde geçmişe dair savunmasını yapmış arkadaşlarımız var burada ve tutsak. Bunların da bir fırsat elde etmesini bu hafta önemsiyorum. Her ne kadar sizin bu konuda net bir tavrınız olsa da hani o net tavrınızı aşan bir süreç yaşadığımızı size hatırlatmayı ve bu talebi bir beyan olarak size sunmak istedim Sayın Başkan, Sayın Heyet.

Tabii şunu söyleyeyim, ilginç bir durumu burada beyan etmek istiyorum. Belki şöyle düşünebilirsiniz, "Bizi ilgilendirmiyor bu konu" diye düşünebilirsiniz ama bir parçasıyla burada ifade veren arkadaşlarımızın da içinde olduğu şekliyle ilgilendirebilir düşüncesiyle iletmek isterim. Sayın Başkan, Sayın Heyet; Onur Gülüm Çeşme'de gözaltına alındı, tutuklandı. Arzu Can, bir asistan bu. 3 tane şoför; Çağatay, İlkay, Doğukan... Bunlar… Burada tutuklu yönetici arkadaşlarımız var, bugün Taner Bey mesela sizin huzurunuzda savunma verecek. Bunlar 13. ayını doldurdu Sayın Başkan. 13 aydır iddianameyi bırakın, ortada herhangi gezen bir şey de yok. Yani bu insanlar 13 aydır tutuklu ve tek bir kelime bunlarla ilgili konuşulmadı. Çok trajik bir durum. Burada hem kamuoyunun huzurunda hem bizi dinleyen herkesin huzurunda amam size de beyan ediyorum, belki yapacağınız bir husus vardır. Tekrar ifade ediyorum. Yani 3 tane şoför, 1 asistan ve bir dönem kurumumuzda müdürlük yapmış bir insan, 13 aydır tutuklu. Bakın; belediye başkanı şu bu basında yer buluyor ama bunlar bu dosyayla da ilişkili midir, değil midir? Bu vahim bir durum yani.

Kuşkusuz bu salonda hepimiz Pınar Türker Hanım'ın ifadeleriyle de tüylerimiz ürpererek dinlediğimiz olayları yaşadık; ülke olarak yaşadık. İstanbul Emniyeti'nin aksi açıklamasına rağmen, AK Parti Grup Başkanvekili'nin duyarlı ifadesini önemsiyorum, Abdülhamit Gül'ün. Buna karşılık İçişleri Bakanlığı'nın da hassas bir şekilde bu süreci ele almasını yine önemsiyorum. Açıkçası teşekkür de ediyorum İçişleri Bakanlığı'nın bu tutumuna. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanlığı'ndan da beklediğimizi ifade edeyim. Burada sadece emniyetteki utanç verici insan onuruna aykırı işlem anlatılmadı; bir savcının, bir anneyi çocuklarıyla tehdit ettiği de anlatıldı. Bunu bir iddia olarak görebilirler. İddianın ispatı çok kolay, SEGBİS kaydında bu görüşme izlenir, gerçekler ortaya çıkar. Çok kolay, çok hızlı sonuç alınacak bir soruşturma bu. Bu anlamda Adalet Bakanlığı'nın bunu bildiği halde susmasını da gerçekten çok vahim bir durum olarak görüyorum. Yani bu iş faili meçhul değil, faili belli. Bu dönem, bir dönem birlikte çalıştığı bir insanın yaptığı bir olay. Bu konuda da Adalet Bakanlığı'nın da tutumunu hızlıca değiştirmesini ve bu hususta bir işlem başlatmasını önemsiyorum. Zira yürekleri sızlatan, sizin de bu anlamda bu duyguyu yaşadığınızı hissediyorum. Böyle bir olay ki bütün Türkiye bunu konuştu, yazıldı, çizildi. Üstü örtülecek bir olay değil. İfade ettiğim gibi, lütfen vicdanınızla güçlü bir haftayı kapatın. Bu, Türkiye için, milletin vicdanı için de kıymetli. Ve yine az önce ifade ettiğim gibi, zindanda unutulanlarla ilgili de sizin yapabileceğiniz bir şey varsa bunu da dikkatinize sunuyorum. Teşekkür ederim.

FATOŞ AYIK MÜDAFİ AVUKAT UĞUR GÜNER'İN SAVUNMASININ TAMAMI

Başkanım, 15 aydır tutukluyuz. 450 günü geçtik, ilk defa heyetinizin karşısına çıkıyoruz. Bundan önce biliyorsunuz, 15 dakika konuşma imkanı bulduk sadece. Aslında bu 15 dakikalık konuşmada bile Başkanım, Fatoş Ayık yönünden suçlamaların hiçbir somut delile dayanmadığını, iddianameye tamamen dayanaksız olduğunu ortaya koymuştuk. İddialara yine tek tek cevap vereceğiz ama bu 15 aylık süreçte çok fazla şey yaşandı, çok hukuka aykırı süreç yaşadık. Bir kere her şeyden önce, bu 15 dakikalıkta da belirttiğim, yine müvekkilin de açıkladığı… Müvekkilim 10 Mart'ta, yani gözaltına alınmadan 9 gün önce aslında bir ifade verdi. Şimdi 9 Mart'ta telefonla ifadeye çağırdılar akşam. 10 Mart sabahı müvekkilimle birlikte ifadeye gittik. İfadeye çağrılmasının sebebi aslında Şubat ayında bir soruşturma olduğunu hepimiz biliyorduk, müvekkilin de açıkladığı, savcılık tarafından Medya A.Ş.'denbazı belgeler istendi. Bu belgeler eksik teslim edildi düşüncesiyle bir ifadeye davet oldu. Yine mali suçlara gittik biz 10 Mart sabahı. Müvekkil ifadesini verdi yani kısaca. Özetle; Şubatayında soruşturma olduğunu bilen, 9 Mart'ta telefonla ifadeye çağrılan, 10 Mart'ta ifadesini veren ve normal hayatına devam eden birisi bundan 9 gün sonra gözaltına alındı, sonra tutuklandı ve 15 aydır da kaçma şüphesi olduğu iddia ediliyor. Artık biz, bu 15 ayın ardından, zaten 15 aydır tutuklu olan ve iddianame içeriğine baktığımız zaman adil bir yargılanma sonucunda beraat edeceği de açık olan müvekkilimizin kaçma şüphesinin bulunmadığının kabul etmenizi istiyoruz.

Belirttiğim gibi müvekkilim haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alındı. Vatan Emniyet'te yaşananları artık anlatmama gerek olduğunu düşünmüyorum, zaten anlatıldı. Son derece insan haklarına, hatta insan onuruna aykırı bir süreç yaşandı. Biz de müdafiler olarak orada Vatan Emniyet'in etrafında olağanüstü koşullarda saatlerce, hatta günlerce müvekkilimizle görüşmeyi bekledik. Daha sonra adliyeye sevkler oldu, buraları çok kısa anlatacağım Başkanım. Adliyeye sevkler de adliye etrafında da olağanüstü hal uygulanıyordu yine. Ben Cumartesi akşam 18.00'de gelmiştim, adliyeden çıktığımda ertesi gün öğleni geçmişti. Yani yasak sorgunun daha açık bir örneği zaten olamaz. Müvekkilim ve savcının yanına girdiğimizde zaten çoktan gece yarısıydı. Biz evimizden geldik. Bir de buradaki insanların hepsi Vatan Emniyet'te o süreci yaşadıktan sonra buraya geldiler. Bir de adliyede maalesef bu sıkıntılı süreci yaşadılar. Tabii ifademizi alan savcı, soruşturma savcısı da değildi. Aslında bu da bir hak ihlali ama burada yaşananları dinlediğimiz zaman, belki de böylesi Fatoş Hanım için en azından duygusal anlamda daha iyi oldu diye düşünmeden edemiyor insan. Sulh Ceza Hakimliği'nin karşısına çıktığımızda ertesi sabah olmuştu Başkanım. 4 günlük gözaltı süresi dolmuştu, bu da ayrı bir hak ihlali oldu. Daha sonra müvekkilim tutuklandı, zaten buna ayrıntılı değineceğim. Silivri Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na gönderildi. Yine açıklandı, tam Silivri'deki koşullara bir nebze en azından bir ölçüde alışmaya başlamışken çok kadın, pek çok tutukluda olduğu gibi Fatoş Hanım da yine Gebze'ye gönderilen kişi oldu. Türkiye'nin dört bir yanına dağıtıldı herkes, Fatoş Hanım da Gebze'ye gönderildi. Ailesine, avukatına haber verilmedi, medyadan öğrendik bu durumu.

Başkanım, süreçte yaşadığımız tutukluluk gözden geçirmeleri, tek başına kişi özgürlüğü hakkının ihlallerini oluşturdu bu süreçte. Müdafiler olarak katılmak istedik, dilekçeler verdik, katılamadık. Müvekkillerimiz SEGBİS'ten bağlandı, dinlenmedi. Dinlenenle zapta geçirilmedi, hep basmakalıp gerekçelerle tutukluluklar devam ettirildi. İtirazlarımız da yine kopyala yapıştır gerekçelerle hiç incelenmeden reddedildi. Bu olay anlatıldı aslında ama olayın kahramanlarından biri olarak benim de anlatmam gerekiyor. Tutukluluk gözden geçirmelerin birinde Fatoş Ayık SEGBİS'le bağlanmayacaktı, ben onun yerine müdafi olarak tahliye talebinde bulunacaktım. Saatlerce Sulh Ceza Hakimliği'nin önünde bekledim, en sonunda sıra geldi Fatoş Ayık müdafi olarak. Ben de girdim tahliye talebi... Aslında hakimdedi ki "Fatoş Ayık SEGBİS'le bağlandı, beyanda bulundu" dedi. Ben de şaşırdım ama olabilir sonuçta, fikrini değiştirmiştir, gardiyan bir şey söylemiştir diye düşündüm. Dedim ki "Saatlerce bekledim Hakim Bey, ben de bir kısa tahliye talebinde bulunayım". "Tamam" dedi sağ olsun. Ben tahliye talebinde bulundum, beyanımı da Fatoş Ayık'ın beyanının devamına yazdırdı. Yani aşağı inip "Müdafi..." şeyi yapmadı, alta inmedi, devamına yazdırdı. Sonra zaptı aldım, tabii sonuç zaten belli, tutukluluğa devam. Ama zaptı alınca gördüm ki Fatoş Ayık, çocuklarından bahsediyor. Fatoş Ayık, uluslararası kariyerinden bahsediyor. Şimdi Fatoş Ayık'ın çocuğu olmadığını biliyorum. Fatoş Ayık'ın 15 yıldır Medya A.Ş.'de çalıştığını biliyorum. Daha sonra anladık ki aslında Fatoş Pınar Türker'in beyanları, Fatoş Ayık'ın beyanları olarak yazılmış, Fatoş Ayık hiç SEGBİS'e çıkmamış. İkisinin de tutukluluğunun devamına karar verilmiş. Yani kişiye özgü bir değerlendirme yapılmıyor diyoruz ya Başkanım, hani burada tutuklulardan birini hiç dinlememişler, öbürünü de dinlemediği kişi zannetmişler ama ikisinin de tutukluluğunun devamına karar vermişler. Bu da malumun ilamı oldu bizim için.

İddianame çıktıktan sonra gördüğümüz bir konu, müvekkilime emniyette sadece ihalelerle ilgili genel süreçler soruldu. Rüşvet ve örgüt üyeliğinden tutuklama verildi. Şimdi iddianameye bakıyoruz, bilirkişi incelemeleri deniyor. Temmuz, Ağustos, Eylül aylarında yapılmış. Şimdi meslektaşım açıkladı, bunların aslında bilirkişi raporu niteliğini taşımadığı, bilirkişi incelemesinin nasıl yapılacağı, bilirkişilerin nasıl seçileceği, yönetmeliklerinin olduğu açıklandı ama burada benim takıldığım nokta şu: Yüzlerce insanı tutuklamadan önce, gözaltına almadan önce bir inceleme yapmaya bile tenezzül edilmemiş. Diğer husus Başkanım, iddianamenin bir sürü insanın ilgili ilgisiz ifadelerinin her yere kopyalanıp yapıştırılması suretiyle binlerce sayfa olarak hazırlanması. Müvekkilime CD ortamında tebliğ edildi iddianame. Bu bizim için bile, dışarıda özgürce çalışan bizler için bile savunma hakkını kısıtlayan bir yöntem. Cezaevinde bilgisayara erişimi son derece kısıtlı olan kişiler için daha da zorunlu, savunma hakkını tamamen ortadan kaldıran bir durum. Bunlar aslında hemen hemen tamam, sizinle ilgisiz şeylerdi heyetinizde ama maalesef iddianame sonrasındaki tutukluluk gözden geçirmelerinde de benzer şeyler yaşandı. Hiçbir gerekçe, kişiye özgü bir değerlendirme olmadan hakkında yüzlerce yıl ceza istenen kişiyle birkaç yıl ceza istenen kişi aynı gerekçelerle tutuklulukları sürdürüldü. Hiç sanıklar hakkındaki delil durumu dikkate alınmadı, matbu gerekçelerle tutukluluklarımız devam ettirildi. Tabii siz böyle yapınca 41 Ağır Ceza da aynı usulü devam ettirdi.

İddianamenin kabulü kararıyla ilgili bu ilk oturumlarda bir yanlış anlaşılma olmuştu. Ben bunu normal buluyorum Başkanım. Çünkü 4000 sayfalık bir iddianameyi 2 haftada incelemenin, en azından düzgün bir şekilde incelemenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Nitekim mahkemeniz de önce iddianameyi kabul etti, sonra insanlar hakkında suç duyuruları yapıldı, başka işlemler yapıldı. Dolayısıyla bu müvekkilimle ilgisi olmasa da aslında bana göre en baştan bu yargılamanın hukuken sakat başladığını gösteren bir husustur. Yine iddianame kabul edildikten sonra, bu heyetinize de kısmen ilgili ama sizinle ilgisi olan bir şey olduğunu düşünmüyorum, bir inşaat meselemiz oldu biliyorsunuz. Türkiye'nin, Avrupa'nın, belki de dünyanın en büyük duruşma salonu inşaatı bu döneme denk geldi. Sırf bu yüzden, bence bu yüzden 100 küsur tutuklunun olduğu bir dosyanın ilk duruşması 3 aydan daha uzun bir süreye bırakıldı. Ben bunun bir örneği olduğunu düşünmüyorum Başkanım. Yüzlerce kişi tutuklu olarak 3 aydan fazla süre ilk duruşma gününü bekledik. Şimdi Fatoş Ayık müdafiolarak 3 aydan fazla süre de savunma yapmayı bekledik. Şimdi iddianame yazıldıktan sonra Başkanım, tutuklu bir sanığın ifadesini hemen hemen 7 ay sonra alıyorsak, burada artık normal bir yargılamadan söz etmek mümkün değildir diye düşünüyorum.

Yine duruşma günü yaklaşırken, özgürlüğünden mahrum bir insanın 1 yıldır çektikleri yetmezmiş gibi, acaba duruşmaya nasıl katılacağım? Silivri'ye götürülecek miyim? Gebze'den beni her gün Silivri'ye duruşmaya götürüp getirecekler mi? Ne olacak diye bir sürüncemede bırakılması... Benim müvekkilim, pazar günü bile duruşmaya nasıl geleceğini bilmiyordu.Pazartesi sabahı Gebze'den çıkarıldı, doğrudan doğruya duruşma salonuna geldi. Yine meslektaşım açıkladı, belgelere erişemeden aslında burada savunma yapmak zorunda bırakılıyoruz şu anda. Bu ham HTS'lerle ilgili, keza o dosyanın tefrik edilmesi soruşturma aşamasında, bu da savunma hakkını ihlal ediyor. Özellikle ilk oturumlarda bu kimlik tespiti yapılmadan duruşmanın başlatılması, iddianame özetinden müvekkilimin neyle suçlandığını tam olarak anlayamamamız aslında iddianameden de zaten anlayamıyoruz ama sözlülük ilkesinin ihlal edilmesi de ayrı usulü ihlaller olarak ortaya çıktı başkanım ama tabii bizim için en önemlisi müvekkilim Fatoş Ayık hakkında hiçbir surette suç şüphesi bulunmamasına, kaçma ve delilleri karartma ihtimali olmamasına rağmen tutukluluğunun 15 aydır devam etmesi en büyük hukuka aykırılık.

Benim bunları anlatmam hani böyle tarihe not düşme gibi büyük hedefler barındırmıyor Başkanım, ama artık hukuka dönebiliriz. En azından acıları dindiremesek de acıları azaltabiliriz diye düşünüyorum. Bence heyetinizin elinde bu tarihi imkan bulunuyor. Hep size bu söyleniyor ama maalesef çok da ümit vermiyorsunuz açıkçası, onu söylemem gerekiyor. Çünkü gerçekten objektif olarak iddianameye baktığımızda Fatoş Ayık'ın 15 aydır tutuklu kalması için hiçbir somut gerekçenin, hiçbir hukuki gerekçenin olmadığını görmek çok zor değil. Biz Fatoş Ayık'ın müdafi olarak, artık burada müvekkilimizin bu duruşmalar başladıktan sonra tahliye olmamasının tek sebebinin halen ifadesi alınamadı şeklinde olmasını umuyoruz. Çünkü aksi halde bizim tutunacak dalımız kalmayacak Başkanım. Burada sanıklar soruşturma aşamasında yaşadıklarını anlattılar, size sığındıklarını söylediler, çünkü bizim başka muhatabımız yok Başkanım. Sayın Başkan, sayın üyeler ve yüzde 100 tahliye oranıyla sayın iddia makamına da sesleniyorum: Müvekkilim Fatoş Ayık, 15 aydır örgüt üyeliği ve rüşvet suçlarından tutuklu. 15 dakikalık tahliye talebinde söylemiştim, örgüt üyeliğinden tutuklanma gerekçesi sulh ceza kararında "Medya A.Ş.'deki bu usulsüzlüklere vakıf olmak" şeklinde. Yani tutuklanırken bile müvekkilime hiçbir somut eylem yöneltilmedi, “vakıf olmak” nedeniyle tutuklandı.

Geldiğimiz noktada iddianamede de durum farklı değil Başkanım. Müvekkilim İBB'ye nasıl girdiğini, Medya A.Ş.'ye nasıl girdiğini açıkladı. 2010 yılında Kadir Topbaş döneminde giriyor, Medya A.Ş.'nin kurulduğu ilk günden itibaren 15 yıldır orada çalışıyor. İddianamede örgüt tariflenirken -Murat Bey de biraz evvel aslında sordu kısmen-örgüt tariflenirken ya Murat Ongun'un şirketlerin kritik noktalarına insanları yerleştirdiği ya da Sayın Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü döneminden insanları getirdiği ifade ediliyor ama Fatoş Ayık'ın bu tarife hiçbir şekilde uymadığı zaten ortada. Eğer Fatoş Ayık örgüt üyesiyse, bu örgüte ne zaman dahil oldu? Bu örgüt için ne yaptı da bir anda Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde İBB'ye, Medya A.Ş.'ye giren kişi bu örgüte dahil oldu ve bu sözde örgüt için ne yaptı, hangi suçları işledi? Bunların hiçbirisi dosyada yok Başkanım. Keza yine müvekkilimin örgütte yöneticisi olduğu iddia edilen kişi Murat Ongun'la tek bir irtibatı yok. Bırakın bir görüşmeyi, bir tane telefon irtibat kaydı bile yok. Yine örgütün lideri olduğu iddia edilen, sözde örgütün lideri olduğu iddia edilen Sayın Ekrem İmamoğlu ile tek bir irtibatı yok. Medya A.Ş.'den bir dönem ihaleler almış olan ve bunda hiçbir gizlilik yok, zaten bilinen bir şey ve üzerinde nedense çok durulan Emrah Bağdatlı ile irtibatının olması, bir satın alma ihale çalışanı olarak zaten dünyanın en normal şeyi. Özetle, müvekkilimin bu 3 kişiden de talimat aldığına dair dosyada hiçbir delil yok, zaten müvekkilimin görevi, yetkisi, yapabilecekleri de belli. Yani bu kişiler lehine bırakın onlardan talimat almayı, inisiyatif kullanacak bir alanı da yok, sadece görevini yapıyor.

Signal yazışmaları konusu çok tabii soruldu, üzerinde duruldu. “Örgütsel gizlilik” deniyor, ihalelerin önceden ayarlandığı deniyor. Bunu da ifade etmiştik. Signal, bir kere her şeyden önce WhatsApp'tan hiçbir farkı olmayan bir uygulama. Milyonlarca insanın indirdiği, kullandığı bir uygulama. Müvekkilim de bunu açık ofiste, daima açık olan bilgisayarında kullanıyor. Yani böyle bir şeyin bir kere örgütsel gizlilik olarak sunulması doğru değil. Ama daha önemlisi var Başkanım. 2025 yılına ilişkin bu yazışmalar biliyorsunuz. Suçlamalar ne zamana ilişkin? 2021, 22, 23, 24 yıllarına ilişkin. Siz 2025 yılının sadece iki ayında yapılan yazışmaları burada eski tarihli suçlara, iddialara delil olarak yazıyorsunuz. Peki yazışmalarda ne diyor müvekkilim? Yine ayrıntılı açıkladı: "İhale yapmak benim inisiyatifimde değil" diyor. Bu yazışmalarda Emrah Bağdatlı ile ilgili herhangi bir içerik var mı? O da yok. Bugüne kadar defalarca yazılı olarak sunduk. 15 dakikalık talebimizde de ifade ettik. Bu yazışma içeriklerine gerçekten objektif olarak ve bütüncül bir şekilde bakarsanız, ihaleye davet edilecek olan firmaların yetkinliklerine önem verildiği, Medya A.Ş.'nin katıldığı ihalelere başka firmaların katıldığı, ihalelerin adrese teslim olmadığı ve müvekkilimin ihale yapma, ihaleye katılacak firmaları belirleme, ihalenin bedelini tespit etme gibi bir yetkisinin bulunmadığı açık.

Bu Signal yazışmalarıyla ilgili de devletimizin polis memurları, 23.12.2025 tarihli bir tutanak tutmuşlar. Onu müvekkilim de ifadesinin ekinde sundu. Herhangi bir suç unsurunun bulunmadığını polisler tespit etmişler. Ama Signal ile ilgili açılması gereken birkaç parantez daha var Başkanım. Şimdi iddianamede bu Signal ile ilgili İBB ihalelerinin hileli bir şekilde düzenlendiğini gösterdiği deniyor ve ilgili ilgisiz pek çok yerde bu ifade kullanılıyor. Hem bu yazışma içeriklerinde böyle bir durum yok hem de hangi eylemde, hangi olaya ilişkin kim kiminle yazışmış iddianamede bu da yok. Şimdi Signal mesajlaşma trafiğinin teknik açıdan bir iddiaya bağlanabilmesi için en azından mesajın gönderim zaman damgası, kullanılan cihazın o anda nerede olduğunu gösteren IP, HTS, GPS gibi ek veriler, mesaj içeriğinin tam metni ve karşılıklı taraf bilgilerinin sunulması lazım ki bunların hiçbiri iddianamede yok. Signal yazışmaları referansı hiçbir eylem bakımından doğrulanabilir teknik bir dayanak oluşturmuyor Başkanım. Tekrar vurguluyorum, 2025 yılına ait yazışmaları zaten 21, 22, 23, 24 yıllarına delil olarak kullanamazsınız ama her halûkarda bunlar CMK 134'e aykırıdır, hiçbir güvenilirliği yoktur. İddianamede ve dosyada bu delilin güvenilirliğine dair hashkarşılaştırması, zaman damgası bütünlüğü, yedekleme zinciri gibi son derece önemli unsurlara atıf yapılmamaktadır. Başkanım bu Signal yazışmalarıyla ilgili usuli tek problem bu değil. CMK 225'e 1 tamamen yok sayılıyor. İddianamedeki eylemle bağlıyız biliyorsunuz. Şimdi iddianamedeki eylemle bağlıyız ama bu yazışma içeriklerine baktığınız zaman içerikleri iddianamede hiçbir olayla bağlanmıyor, bağdaştırılmıyor. Yazışmalarda sorulan içeriklere bakıldığında gerçekleştirilen herhangi bir eylem yok. İddianamede yazılmayı bırakın, içerikte zaten eylem yok. Çünkü sorular soruluyor, sorulara cevap veriliyor ama sonucunda yapılan bir şey yok. Mesela "İlan verin" diyor, müvekkilim "Veremeyiz diyorum" diyor. Dolayısıyla herhangi bir eylem de yok. 225'e 1 uyarınca bunların zaten delil olarak kullanılması da mümkün değil.

Ayrıca bir sorun daha var Başkanım yine. Sayın savcımız elbette burada soruları soracak, sanıklar yanıtlayacak ama sayın savcımız duruşma savcısıdır. Yani bir soruşturma savcısı değildir. Soruşturmayı yürüten bir makam konumunda değil burada. Dolayısıyla sayın savcımızın sorularının da aslında iddianamedeki olaylarla, eylemlerle ilişkili olması gerekiyor. Tamam, bu yazışmalar dosya içerisinde var, bunlardan sorulabilir ama onu sorarken bile yine de bir eylemle bağlantılı olarak sorulması gerekiyor. Burada benim müvekkilimin bütün sorulara cevap vermeye nasıl can attığını hepiniz gördünüz Başkanım. Ama duruşma savcısının soruşturma aşamasında "Şifreni neden vermedin?" diye sorması, iddianamede hiçbir şekilde bir eyleme bağlanmayan yazışma içeriklerini ısrarla art arda sorması hem CMK 225/1'e aykırıdır hem de Anayasa 38/5'e aykırıdır Sayın Başkanım. Tekrar ediyorum, 2025 yılının iki ayındaki yazışmaları geçmişteki olaylara delil olarak kullanamazsınız.

Müvekkilim yetkisini, görevini ayrıntılı ifadesinde açıkladı. Satın alma ihale müdürü olarak ihale yapmaya karar verme, ihalelere katılacak firmaları belirleme, ihale bedelini tespit etme gibi bir yetkisi yok. Nitekim Medya A.Ş.'nin organizasyon kitabını da sunduk ifademizin ekinde. Birimlerce talep edilen ve ilgili makamların onayından geçen süreçleri yerine getirme şeklinde görevi. Yüzlerce firma sahibi dinlenmiş, tek bir kişi bile müvekkilimden söz etmiyor. O kadar tanık, gizli tanık, etkin pişmanlık ifadesinde sadece iki kişi müvekkilimden bahsediyor. Bunların içeriğinde de hiçbir suç yok. Mehmet Recep Taşcı zaten anlatıldı. Bu Mehmet Recep Taşcı da yine satın alma ihale biriminde çalışan birisi. Tamamen soyut ve tutuklanma tehdidi altında bir beyanı var, mayıs ayında verilmiş. Ama zaten bu kişi daha sonra 21 Ekim 2025'te emniyete giderek avukatıyla ifade veriyor, ilk ifadesini tamamen çürütmüştür. İddia konusu olaylarda müvekkilimin ve satın alma ihale biriminin bu sözü geçen hiçbir eyleminin olmadığını, ilgisinin ve dahlinin olmadığını ortaya koydu. Mehmet Recep Taşcı'nın ilk beyanı avukatsız savcılıkta, ikinci beyanı avukatlı emniyette. Bunun CMK'ya aykırılığı ifade edildi ama bence esas önemli olan tarihleri ve içerikleri. Şimdi mayıs ayında tutuklanma tehdidi varken hiçbir delille desteklenmeyen soyut iftiraları var; ekim ayında artık tutuklanma tehdidinin ortadan kalktığının bilindiği, anlaşıldığı bir dönemde gerçeğe uygun beyanlarda bulunuyor.

Bekir Kaplan diye bir kişi var. Müvekkilimin tutuklanma gerekçesinde Medya A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi olması şeklinde bir gerekçe gördük. Açtık ticaret siciline baktık; 2021 yılında bir aylığına, 2024 yılında da bir birkaç aylığına, bir buçuk aylığına galiba yönetim kurulundan ayrılan bir üyenin yerine yönetim kuruluna girmiş. Ne bir kritik kararda imzası var ne huzur hakkı almış. Biz de şaşırdık tabii, bir aylık bir yönetim kurulu üyeliği savcılığın gözünden kaçmıyor, işte sulh cezada tutuklama gerekçesi olarak önümüze geliyor ama daha sonra anladık ki Başkanım, Bekir Kaplan, herkes gözaltındayken savcılığa gitmiş, beyanda bulunmuş tanık olarak. Bu beyanında da demiş ki: "Ben kurucu genel müdürüm, yönetim kurulu üyesi olmak çok zordur. Fatoş Ayık nasıl yönetim kurulu üyesi oldu?" diye şaşkınlığını anlatmış bence. Ama sonradan baktık yine ticaret siciliyle Fatoş Hanım için baktığımız için Bekir Bey için de baktık, kendisinin kurucu genel müdür olmadığı, kendisinin de yönetim kurulunda bulunduğu, yani kısacası kendisiyle ilgili beyanlarının bile tamamen gerçek dışı olduğunu gördük.

Bir de sayın savcımız Deniz Dörtyol'dan bahsetti ama hem müvekkilim zaten Deniz Dörtyol'u tanımıyor hem de Deniz Dörtyol'un beyanında da müvekkilimizin herhangi bir eylemini, yaptığı sözü geçen bir atıf bulunmuyor. Şimdi tüm bunlar karşısında Başkanım, bir suç örgütünün oluşmasının koşullarını biliyorsunuz. Hiyerarşik bir sistem, sert bir astlık üstlük ilişkisi olacak; mutlak itaat bilinci, devamlılık, disiplin olacak. Üyelik için örgütün varlığının bilinmesi gerekecek, bir kere en önemli şey bizim için bu. Bu örgüt gizli ve örtülü bir nitelik taşıyacak ve bu yönde bir suç işleme kastı olacak. Örgüt disiplinine bağlı olacaksınız, hiyerarşi içinde yer alacaksınız ve organik bağ kurulacak. Şimdi bütün bunları Fatoş Ayık'a uyarladığımızda ortaya çıkan tablo şu: 2010 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde, Kadir Topbaş Belediye Başkanıyken İBB'ye girmiş. Medya A.Ş. iştiraki bu dönemde kurulmuş, kurulduğu ilk günden itibaren Fatoş Ayık da Medya A.Ş.'de çalışmaya başlıyor.Fatoş Ayık için İBB'yi kimin yönettiği hiçbir önem taşımıyor. Sadece işini yapıyor. Bunun aksine tek bir beyan, tek bir delil yok dosyada. Daha sonra Sayın Ekrem İmamoğlu Belediye Başkanı olunca da Fatoş Hanım'ın hayatında hiçbir değişiklik olmuyor. Yine sadece işini yapıyor, Medya A.Ş.'de çalışmaya devam ediyor. Şimdi işini düzgün yapan, tecrübeli, dürüst, ahlaklı bir çalışanın 10 yıldır çalıştığı bir yerde çalışmaya devam ettiği için örgüt üyesi olarak suçlanması ceza hukukunun bütün ilkelerine aykırıdır. Üzerine basa basa söylüyorum, Fatoş Ayık’ın 2019 yılı öncesi yapmayıp da 2019 yılı sonrası yaptığı farklı bir şey yoktur. Fatoş Ayık sadece işini yapıyor.

Şimdi sormak lazım: 10 yıldır bir yerde çalışıyorsunuz Başkanım, yeni bir belediye başkanı seçiliyor, siz de işinizi yapmaya devam ediyorsunuz. Burada örgütün varlığının bilinmesi ve bu yönde bir kasta sahip olmak nerede var? Ya da çalıştığınız şirketin illa belediye başkanı olması gerekmiyor, sahibi, müdürü de değişebilir, genel müdürü de değişebilir. Örgütsel hiyerarşi yalnızca bir ticari yapı içindeki yönetici, çalışan ilişkileriyle karıştırılamaz. Yargıtay içtihatlarında da “ticari şirkette çalışanlar arasındaki doğal hiyerarşik ilişki, bu toplumun suç örgütü olarak kabulü için yeterli değildir” deniliyor. Şimdi kurulduğu ilk günden beri çalıştığı bir şirketteki konumunu örgütle organik bağ olarak sunmak, buradan bir örgüt disiplini yaratmaya çalışmak, ceza hukukunu yok saymak demektir başkanım. Fatoş Ayık, 2018 yılında müdürü ondan bir şey istediği zaman yapıyor muydu? Yapıyordu. 2021 yılında yaptığında bu nasıl örgüt disiplini oluyor? 2018'de olmayıp 2021'de bunu örgüt disiplini yapan ne? İşte dosyada bu yok. Bunlar zaten düzeltilemeyecek hatalar bence. Telafisi olmayan hatalar ama bir de şu var: Fatoş Hanım'ın bunlardan haberi var mıydı? O da yok. Bir adım daha ileri gidelim, eylemlerde süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk deniyor. Bu örgütün örgüt olması için de gereken bir şey, üyenin de üye olması için gereken bir şey. Fatoş Hanım'a bakıyoruz, görevinin gereklerine aykırı tek bir hareketi yok. Bırakın çeşitliliği, yoğunluğu, sürekliliği. Hatta başkanım, Fatoş Ayık’la ilgili suç olmayabilecek şeyler de yok. Mesela Medya A.Ş.'nin son yönetim kurulu başkanı Murat Ongun'la Fatoş'un bir irtibatı olsaydı ben size yine aynı savunmayı yapacaktım. Diyecektim ki, burada ticari bir şirket var, Fatoş Hanım Medya A.Ş. çalışanı, irtibatı olması olağandır, siz bunu karıştıramazsınız diyecektim ama Fatoş Hanım'ın o bile yok.

Başkanım geçen hafta bir hikâye anlatıldı tam anlaşılmadı, ben onun size tam olarak nasıl yaşandığını şimdi söyleyeceğim: Büyük bir ormanda bir ağaca tünemiş karga var. Altından hızla bir maymun koşuyor. Karga diyor ki, neden bu kadar hızlı koşuyorsun? Maymun diyor ki, ormana avcılar gelmiş bütün zebraları vuruyorlarmış. Karga da şaşırıyor, diyor ki, birader sen maymunsun zebra değilsin. Maymun diyor ki, “ohooo ben onlara zebra olduğumu anlatana kadar, kanıtlayana kadar onlar beni çoktan öldürmüş olur “diyor. Başkanım 15 ay oldu, tutukluyuz. Zebra olmak suç mu bilmiyorum ama biz zebra da değiliz, gerçekten bunu nasıl daha saf size ispatlayabiliriz, nasıl anlatabiliriz onu da bilmiyoruz. Müvekkilim hakkında infazı da tamamlanan örgüt üyeliğinden 15 aydır devam eden tutukluluğun sona erdirilmesini talep ediyorum.

Rüşvet suçlamasıyla da tutuklu. Tek gerekçe olarak birçok firmanın maddi menfaat karşılığında ihale almasına katkı sağlamaktandı. Ne bu birçok firmanın hangi firmalar olduğu belliydi, ne maddi menfaatin ne olduğu belliydi, ne hangi ihaleler belliydi ne de nasıl katkı sağladığı müvekkilimin bu belliydi ama yine de tutuklama kararı verildi.

118 numaralı eylemde sadece rüşvet almak suçlaması var. Şimdi aynı tutuklama kararında olduğu gibi burada müvekkilimin yine yöneltilen bir eylem yok 118 numaralı eylemde. Sadece şüpheliler listesinde adı var müvekkilimin ama hiçbir eylemine yer verilmiyor. Rüşvetin unsurları açık. Bu olayda müvekkilimin görevinin gereğine nasıl aykırı, nasıl bir eylemi olduğu, kimin ondan böyle bir talepte bulunduğu, kiminle ne zaman nerede ne için bir anlaşma yapıldığı, bu olmayan anlaşma sonucunda müvekkilimin ne yaptığı veya nasıl bir menfaat sağladığı dosyada bulunmuyor. Bu nitelikleri taşıyan herhangi bir eyleme müvekkilimin iştirak ettiğine dair de yine dosyada bir delil yok. Bu eylem 118'de bir tane meslektaşım torba eylem dedi. Gerçekten öyle, torba eylem. Ama bakıyoruz Medya A.Ş. ile ilgili sadece bir sözleşme var bu torba eylemde. O sözleşmenin tarihi de 21 Ekim 2019.

Şimdi müvekkilim o dönemde satın alma ihale personeli. Tek görevi ve yetkisi de orada fiyat araştırması yapmak. Bunun belgelerini de yine müvekkilimin ifadesinin ekinde sunduk. Yani kısacası müvekkilimin o dönemdeki Ekim 2019'daki birim yöneticisi Fatoş Ayıktan değil de başkasından bu fiyat araştırmasını yapmasını isteseydi Fatoş Ayık'ın adı bu teftiş raporunda geçmeyecekti. Teftiş raporunda hukuki sorumluluk deniyor. İddianameye bakıyoruz, onun üzerine tek bir şey katılmadan rüşvet almak gibi ağır onur kırıcı bir suçlama yöneltiliyor.

Bu 118 numaralı eylemde iddianamenin kendisi 13 tane ifadeyi delil olarak sunmuş, HTS baz kayıtları demiş, MASAK raporları ve banka kayıtları demiş. Şimdi bu 13 ayrı ifadeden bazı bölümleri kopyalayıp yapıştırmış iddianameye 118 numaralı eylemi kanıtlamak için. Bırakın o kopyalanıp yapıştırılan kısımları, o ifadelerin tamamının hiçbir yerinde Fatoş Ayık'ın adı geçmiyor. HTS baz kayıtlarıyla ilgili Fatoş Ayık'ın aleyhine bir tespit yok. MASAK raporu Fatoş Ayık ile ilgili bir MASAK raporu bile düzenlenmiyor, buna gerek bile duyulmamış MASAK. Burada bazı sanıklarla ilgili MASAK raporları düzenlenmiş ama Fatoş Ayık ile ilgili bir MASAK raporu da yok. Banka kayıtlarına baktığınızda yine Fatoş Ayık ile ilgili usulsüz, rutin dışı herhangi bir kayıt bulunmuyor. Hatta müvekkilimin bunu 15 dakikalık tahliye talebinde de söylemiştim, bir taşınmazı bir arabası bile yok. Ailesinin, yakınlarının herhangi açıklanamayan bir zenginleşmeleri yok ama buna rağmen müvekkilim 15 aydır bu onur kırıcı suçlama nedeniyle de tutuklu, tahliyesini talep ediyoruz başkanım.

Tutuklama olmayan diğer suçlamalar, ihale süreçleri bunları birkaç gündür dinliyorsunuz zaten heyet olarak. Önce Medya A.Ş. - Kültür A.Ş. ayrımını ortaya koymak lazım. Bunu açıklayan meslektaşlarım oldu ama Medya A.Ş. çalışanları bakımından bunun önem arz ettiğini düşünüyorum ben. Çünkü iddianamede sanki Medya A.Ş. Kültür A.Ş. tek bir şirketmiş gibi ya da tek bir işleyişe sahipmiş gibi bir sunum var. Ben bunun yanlışlıkla yapıldığını, ayırtına varılmadığını düşünmüyorum, tam aksine bilerek yapılmış bir durum. İddianamede bir kültür medya ifade bulamacı yaratılmak istenmiş. İçerik olarak bence başarılı olunmamış ama sonuç maalesef ortada hepimiz buradayız. Fakat hepimiz biliyoruz ki bunlar ayrı faaliyet ve hizmet alanları olan, ayrı işleyiş biçimleri olan iki ayrı İBB iştirakidir. Ama iddianameye baktığımızda Kültür A.Ş. ile ilgili beyanların hep Medya A.Ş. ile ilgili iddiaların altında yer aldığını görüyoruz. Bu beyanların sahipleri ya belediye çalışanları ya da yüklenici firma sahipleri. Bunların Kültür A.Ş. ile ilişkisinden ya da iki şirketin birbiriyle ilişkisinden Medya A.Ş.'nin hiçbir ilgisi yoktur ve tekrar ediyorum, yine bu beyanların hiçbirinde zaten Fatoş Ayık'ın adı geçmemektedir.

İddianamede bu ayrımın yapılmaması tabii heyet olarak yapmayacağınız anlamına gelmiyor başkanım. Bakın, iki üç günde bitirdiniz Medya A.Ş.'nin bütün ifadelerini. Belki avukatlar olarak bizler biraz daha konuşsaydık daha kısa sürede bile bitebilirdi. Medya A.Ş. ile ilgili eylemlerin altında Medya A.Ş. ihaleleriyle ilgili hiçbir beyan yok. Bunu da dikkate almanızı talep ediyoruz başkanım.

Şimdi bu reklam alanları ihaleleriyle ilgili en hızlı en çabuk anlatılacak şey 73 no'lu eylem zaten. Çünkü ihaleye fesatla ilgili kısım açıklandı. İBB'nin muhammen bedel tespit komisyonu üyeleri yerine sehven Medya A.Ş. çalışanları yazıldığı için sırf böyle bir suçlama yöneltiliyor. Bununla ilgili zaten başka bir savunma yapmayacağız başkanım. 73 no'lueylemin dolandırıcılık kısmında iki husus var. Bir, faturası sunuldu zaten, ekrana da yansıtıldı. Gördünüz, ödemesi yapılan bir süreç söz konusu, herhangi bir zarar yok. İkincisi Fatoş Ayık özelinde de şu var, Fatoş Ayık'ın görev tanımına girmiyor zaten yani izinsiz bir kullanım var mı, yok mu bunu kontrol etmek ya da kar zarar durumunu kontrol etmek gibi bir sorumluluğu yükümlülüğü yok. Dolayısıyla zarar olmayan bir ortamda dolandırıcılığın da olması söz konusu değildir.

Diğer reklam alanları ihaleleri 65 66 67 69 no'lu eylemler. Bunlarla ilgili biraz önce belirttim, bir kere şunu tekrar etmek lazım, müvekkilimin hiçbir şekilde ihaleye katılma, ihale yapmaya kararı alma, ihaleye davet edilecek şirketleri, ihale bedelini belirleme gibi bir yetkisi yoktur, bunu ısrarla tekrar ediyorum. Müvekkilimin tek bir firmayla en küçük bir ilişkisi yok. Reklam alanları ihaleleri ile ilgili bilirkişi raporlarında ve fezlekede Medya A.Ş. ve çalışanları ile ilgili hiçbir tespit bulunmuyor, bu 65 66 67 69 için söylüyorum. Fakat hiçbir delil olmadan tamamen yorumlarla adrese teslim ihalelerin sözde örgüte aktarıldığı söyleniyor. Yorum dışında dosyada tek bir delil yok. Müvekkilimin Murat Ongun'la veya Reklam İstanbul'la hiçbir ilgisi yok. Bu 65 66 67 69'un tamamı böyle. Bilirkişiler, polis fezlekesi, usulsüzlük yok diyor. Hepsi zaten gelir getirici ihaleler, İBB'nin zararının olması zaten imkansız, ama iddianame delilsiz yorumlarla ayrı ayrı dolandırıcılık diyor. Şimdi bu aslında halkla ilişkiler ihaleleriyle ilgili bir örnek ama bildiğiniz gibi burada Reklam İstanbul örgütle ilişkili, sırf bu firma 4 ihale aldığı için insanlar hakkında 4 ayrı dolandırıcılık iddiası yöneltiliyor. Ama örgütle ilgisi olmayan bir firma var, Look Medya. 2024 yılında 2, 2025 yılında 1 ihaleye hem Reklam İstanbul katılıyor hem de Look Medya katılıyor. Bu 3 ihalenin tümünü bu kadar örgüt için önemli olduğu iddia edilen, bu kadar soyut ilişkiler kurulan bir firma alamıyor, LookMedya alıyor. Öyle bir iddianame ile karşı karşıyayız Sayın Heyet. Eylem 65'le ilgili özel durumumuz, müvekkilim ihale komisyonunda, ihale süreçlerinde yok. Önce aleyhine beyanda bulunup daha sonra emniyette bunu düzelten Mehmet Recep Taşcı ihale komisyonu başkanı. Siz de bunu sormuştunuz zaten, oradaki amacımız başkana, Mehmet Recep Taşcı'nınolduğunu vurgulamak değildi, hatta orayı çizen de benim sarı kalemle, Fatoş Ayık'ın olmadığını size göstermekti aslında. Dolayısıyla ihale sürecinde olmamasına rağmen Fatoş Ayık bu eylem 65'ten de sorumlu tutuluyor.

Tüm reklam alanı ihaleleriyle ilgili iddianamede delil olarak öne sürülen şeyler şunlar, bunu iddianamenin kendisi yazıyor, bilirkişi raporu, vergi raporu, MASAK raporu, beyanlar, HTS baz verileri, kolluk tutanakları, şüpheli ifadeleri. Şimdi bunlara tek tek baktığımız zaman zaten bilirkişi raporlarında Medya A.Ş.'ye suç isnadı yok. Kolluk fezlekesinde Medya A.Ş. aleyhine bir tespit, değerlendirme yok. HTS baz verisine herhangi bir atıf yok, müvekkilim yönünden bununla ilgili bir tespit de yok. MASAK raporunda zaten söyledim, müvekkille ilgili MASAK raporu bile yok. Beyanlarda müvekkilin adı geçmiyor, adı geçen bir taneyi zaten size anlattık. Kültür A.Ş. ile ilgili beyanlar bir bulamaç gibi her yere konulmuş durumda. Bu ihalelere dair delil olarak sunulan beyanlara baktığımızda Medya A.Ş.'nin ihale süreçleri ile ilgili ifadeler bulunmadığı ortada. Sonuç olarak bu eylemler bakımından davet edilen firmaları müvekkilim belirlemiyor. Bu firmalar arka planda kiminle irtibatlı diye sorgulama gibi bir yetkisi, imkanı yok. Reklam İstanbul firmasını tanımaz, sahibinin Murat Ongun'la bir ilişkisi olup olmadığını bilemez, bunu araştırma gibi bir imkanı ve şansı da zaten yok. Murat Ongun'la bir toplantı yapmayı bırakın, tek bir irtibatı bile yok, ama buna rağmen dolandırıcılıkla suçlanıyor.

Halkla ilişkiler ihaleleri Başkanım, 85 89 106, bunları da yine genel olarak değineceğim. Şimdi bu 85 89 106 ile ilgili müvekkilim ifadesinde açıkladı, satın alma ihale biriminin başına geçtikten sonra zaten bütün yapılan işlerin karşılıkları, ne iş yapıldığı, hepsi arşivletiliyordijital ortamda. Biz de bu 3 eylemle ilgili örgüte müzahir denilen, yani aslında bütün yapılan işler var zaten ama örgüte müzahir denilen firmaların yaptığı işleri size dilekçemiz ekinde sunmuştuk. Zaten bu eylemlerle ilgili işlerin piyasa rayicinde olmadığı, işlerin gerçekleştirilmediği, eksik iş, fazla fatura kesildiği gibi bir durum da tespitte dosyada yok, ama biz yine de bunları size sunduk. Bu eylemlerde bilirkişiler yapılan işlerin niteliğini bilmedikleri için sırf 3G istisnasına girebilmek için işlerin kısımlara bölündüğünü iddia etmişler. Ama burada herkes anlattı zaten, yani ben tekrar etmeyeceğim, bu drone çekimi ayrı bir şey, belgesel çekimi ayrı bir şey, reklam çeken ayrı bir şey. Yani belgesel çeken kişiye reklam çektiremezsiniz diye anlatıldı zaten, firma sahipleri de anlattı, Medya A.Ş. çalışanları da anlattı. Dolayısıyla kısacası işlerin kısımlara ayrılması usulsüz değil, elzemdir, zaruridir Başkanım.

Birkaç örnek vereceğim, bazıları verilen örnekler, ama hafızamıza kazınması gerekecek nitelikte örnekler bunlar. Eylem 85, 3G istisnasından yararlanmak için 2 ayrı firmaya ihale verilmiş deniyor. Bakıyoruz, Medya A.Ş. tarafından bu iş kalemi için 50 milyonluk bir bütçe ayrılmış. Evet, 31 Ocak itibariyle istisna limitinin üzerinde 50 milyon, doğru. Ama sadece 1 gün sonra, 1 Şubat 2023'te istisna limiti 66 küsur milyon oluyor ve olacağı da belli. Yani hani bu son anda ortaya çıkan bir şey değil. Yani bu kadar insan, koca şirket, böyle olağanüstü suçlar işlemek için bir araya geldiği iddia edilen bir örgüt 1 gün beklemeyi akıl edemiyor, 2 firmaya veriyor. Daha komiğini söyleyeyim, 2 firmadan biri de örgütten değil. Yani nereden tutsak elimizde kalıyor. Bu insanların gerçekten iddianamedeki gibi bir niyetleri olsa sadece 1 gün bekleyip tüm işi örgütten olan firmaya verebilecekken bunu yapmıyorlar, 1 gün beklemiyorlar, biri örgütten sözde, diğeri de örgütten olmayan firmaya veriyorlar. Biz böyle bir iddianameyle karşı karşıyayız Başkanım, siz de böyle bir örgütle karşı karşıyasınız.

Bu da söylendi ama bunun da hafızalara kazınması gerekiyor. Eylem 85'te Baraka firması ihaleyi aldı diye dolandırıcılık, örgüte para aktarma deniyor. Eylem 89'a gidiyoruz, orada da suçlanıyor yine herkes. Eylem 89'da Baraka ihaleye giriyor ama KB Medya diye bir şirket alıyor. KB Medya örgütten mi? Hayır, değil. Yani yine öyle bir örgütle karşı karşıyasınız ki örgütten olan ve olmayan iki firma giriyor ihaleye, örgütten olmayana vermeyi başarabiliyor bu örgüt ve buna rağmen dolandırıcılıkla suçlanıyorlar, 15 aydır da tutuklular. Şimdi eylem 89 açıklandı, 2024 yılının ilk 9 ayına dair. Yerel seçim olduğu için son 3 aya ilişkin eylem 104 var. Bir de eylem 99 var, 2022 yılında yapılan halkla ilişkiler ihalesiyle ilgili. Onunla ilgili Sayıştay raporu da var zaten. 99 ve 104'te yapılan her şey aynı olmasına rağmen, ihaleler aynı olmasına rağmen burada hiçbir usulsüzlük yok deniyor ama hiçbir delil olmadan 85, 89, 106'da usulsüzlük var deniyor, dolandırıcılık suçlaması yapılıyor. Şimdi eylem 106 ile ilgili de yine bu söylendi ama yine hafızaya kazınması gerekiyor, mecburuz. İnnova diye bir şirket var, 77 milyon zarar yazılmış. Siz bunun farkında olduğunuzu da biliyorum başkanım, sözleşme bedelleri doğrudan doğruya zarar diye yazılmış. Ama yine de söylemek lazım; yani bir hakediş yapılmış mı, bir ödeme yapılmış mı? Yok. 77 milyon zarar yazılmış, yapılan ödeme 0 TL. Eylem 106'da toplam hak ediş %10 Başkanım.

Artık yani bütün bunların üzerine dolandırıcılığın unsurlarını açıklamaya gerek var mı bilmiyorum. Çünkü 65, 66, 67, 69'da zaten bilirkişi raporlarında ve Fezleke'de "suç yok" deniyor. 73'te faturasıyla, belgesiyle sabit, zarar yok. 85, 89, 106'da zaten açıklandı, işlerin kısımlara bölünmesi zaten soruluyor; yapılmayan iş yok, ödenen fazla bir para yok. Ama yine de söylemek lazım, dolandırıcılıkta hileli bir davranış olacak. Bu davranış mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak kılacak derecede aldatıcı mahiyette olacak. Bir taraf zarar görecek, öbür taraf yarar sağlayacak. Şimdi bir kere her yönüyle açıklandı, zarar diye bir şey yok. Yani İBB'nin kasasına para giriyor, İBB'nin iştiraki Medya A.Ş.'nin kasasına para giriyor, yapılması gereken bütün işler yapılıyor, işler karşılığında ödenen meblağlar piyasaya uygun. Artık bunlar o kadar güzel açıklandı ki bunları tekrar etmeye gerek görmüyorum. Ama şunu özellikle söylemek gerekiyor, Fatoş Ayık nasıl bir hileli hareket yapmış? Hangi mağdurun inceleme eğilimini ortadan kaldıracak bir harekette bulunmuş da dolandırıcılıkla suçlanıyor? Yine sormak lazım, Fatoş Ayık bu hareketiyle kimi zarara uğratmış, kime menfaat sağlamış? Tekrar tekrar söylüyorum başkanım, bakın Fatoş Ayık Medya A.Ş.'de 15 yıl ne yapıyorsa onu yapmıştır. Görev tanımı dışına bir kez bile çıkmamıştır. İddianamede de dosyada de bunun aksine tek bir delil bulunmamaktadır.

Şimdi burada insanlardan beyanlar alınması için nelerin yapıldığını, ceza yargılama sistemimize nasıl kan ağlatıldığını hepimiz gördük başkanım, üzülerek dinledik. Tek bir kişi Fatoş Ayık hakkında olumsuz tek bir şey söylemiyor buna rağmen. Bunu artık dikkate almanız lazım başkanım. Bu yargılama, bu dava dosyası beyanlar üzerine inşa edilmiş bir dosyadır. Bunu eleştirmek bir hukukçunun görevi olmaktan öteye de geçmiştir bence, bir vatandaşlık görevi haline gelmiştir. Burada bunu dinleyince, bunu hissederek söylüyorum. Ama bu ayrı bir konudur. Burada benim size haykırmak istediğim şey şu başkanım: Bu dosya sadece sadece beyanlar üzerine kurulmuş olmasına rağmen kimse Fatoş Ayık'ın adını bile geçirmiyor beyanlarında. Şimdi Başkanım, tüm bunlar 15 aydır dikkate alınmıyorsa, iddianame yazıldıktan sonra tutuklu bir sanığın ifadesini 7 ay sonra alıyorsanız, söylediğim gibi burada normal bir yargılama yapıyormuş gibi davranamayız. Burada meslektaşlarım, düşman ceza hukukundan bahseden meslektaşlarım oldu. Hatta bir meslektaşım kötülüğün sıradanlaşmasından söz etti. Şimdi siz düşman ceza hukukunu belki 100 kere dinlemişsinizdir bir ağır ceza başkanı olarak, ben de dinledim. Ama şunu bilmiyordum Başkanım, sizin de bilmediğinizi zannediyorum. Günther Jakobs, düşman ceza hukuku ile ilgili makalelerin Türkçe'ye çevrilmesi için bir şart koşmuş. Demiş ki: "Tezlerimin içinde bulunduğu fikri zeminin Batı Avrupa demokrasileri olduğunu vurgulamazsanız Türkçe'ye çevrilmesine müsaade etmiyorum" demiş. Ben bunu çok çarpıcı buluyorum. Yani Günther Jakobs aslında olacakları biliyor, "Bu size göre değil" diyor. "Bu şerhi mutlaka düşün" diyor, "Ancak o zaman Türkçe'ye çevirebilirsiniz" diyor.

Aslında buna da ihtiyaç yok. Bir başka Alman hukukçu, Jakobs'a 3 tane soru soruyor. Diyor ki: "Devlet düşmanlarının kim olduğunu ne zaman, nereden bilecek? Ne zaman yurttaş, ne zaman düşman ceza hukukunun uygulanacağına kim, hangi ölçütlere göre karar verecek? Suçsuzların veya olağan suçluların bu düşman ceza hukukunun değirmen taşlarının arasına düşmesi nasıl engellenecek?" Ben artık bu 15 ayın ardından sonra Başkanım, Fatoş Ayık'ı değirmen taşlarının arasından çıkartın diyorum. 15 yıldır aynı yerde çalışan bir kişinin çektiği bu çileye bir son verilsin istiyorum. Bunu normalleştiremeyiz Başkanım, bu böyle sürüp gidemez. Bu hukuksuz, belirsiz süreç daha da devam edecekse o zaman artık kötülüğün sıradanlaşmasını mı konuşmak gerekecek? Üzülerek söylüyorum bunu ama bunu sıradanlaştıramayız. Her tutuklunun durumu sizin için olağanüstü bir durum olmalı. Nisan sonu siz birini tahliye etmeyip bekletip, hiçbir şey değişmemişken mayıs sonunda tahliye ettiğiniz zaman veya bir tutuklunun, etkin pişmanlıktan yararlanan birinin ifadesini öne çekip tahliye ettiğiniz zaman biz bu belirsizlik içinde yolumuzu kaybediyoruz. Size güvenmek istiyoruz Başkanım ama bütün bunlar güvenimizi zedeliyor. Size olan güvenimizin zedelenmesi, bizim için her şeyin sonu demek, buradaki insanlar için. Ne demişler Başkanım? Devlet ebed müddet. Siz sadece duruşma yapın. Aslında zaten hiç tutuklanmamış olması gereken 5-6 kişiyi tahliye edip, usuli işlemleri yerine getiren sıradan kamu görevlileri değilsiniz Başkanım. Sizi tanrılarla eş tutan, "peygamber postu" diyen meslektaşlarım oldu; ben o kadar ileri gitmiyorum ama vicdanlı olmak hepimize yeter diyorum.

Son bir kısım kaldı Başkanım, ek savunmalarla ilgili. Şimdi 39 yok, onu gördük. 39 yok tamam ama 37 nasıl olacak Başkanım? Onu söylemek istiyorum önce. Yani birlikte suç işleme kararı nerede Fatoş Ayık'ın veya hangi fiil üzerinde ortak bir hakimiyeti var? Dosyada bu yok. 3B yok, onu da anladım. Ama yine sormak istiyorum, zarar nerede? Yani 3B nasıl olmuyor? Açıkladım; 65, 66, 67, 69'da aslında bilirkişi raporlarında bile bir usulsüzlük olmadığını, 73'te zararın olamayacağını, 85, 89, 106'da zararın olamayacağını ifade ettim. Ama bunun da önemi yok. TCK 235 açık; en başta bir kere ihale olacak, daha sonra kanun koyucu "hileli davranışlarla" diyor, ondan sonra seçimlik hareketlerini sıralıyor. Dolayısıyla benim Fatoş Ayık müdafii olarak, hileli hiçbir harekette bulunmayan müvekkilim bakımından aslında ihaleye fesat bakımından da ayrıca bir savunma yapmama gerek yok. Ama yine de söyleyeyim; hileli davranış bulunmadığı gibi A, B, C, D bentlerinde 235'te sayılan hiçbir eylemi Fatoş Ayık gerçekleştirmemiştir, böyle bir eyleme de iştirak etmemiştir. Ama zaten belirttiğim gibi suçun konusunu ihale oluşturuyor. Bu doğrudan temin usulüyle yapılan alımlar, Yargıtay içtihatlarına göre zaten ihale olarak kabul edilmiyor, suçun konusunu oluşturmuyor. Hepsinden de öte, Başkanım, asla ve kat'a zararın olmadığı bir ortam var. Suçtan sabık lehine ek savunma alın veya almayın. 235 ve 43'ten ek savunma alıyorsanız normal bir düzende bu aslında normal bir dosyada bu tahliyenin müjdecisidir bizim için. Bu dosyada sunduğumuz, anlattığımız hiçbir şeyi dikkate almasanız bunu dikkate almanız gerekir. Örgüt üyeliğinin artık enkazı bitmiştir. Zincirleme şekilde ihaleye fesat enkazı bitmiştir. 15 aydır tutuklu olan bir insanı ölçülülük ilkesiyle açıklayamazsınız tutukluluğunun devamını.

Şimdi Başkanım, normal düzende bu tahliyenin müjdecisi ama bu dosya özelinde bu aslında beraatin de müjdecisi. Çünkü açıkladım ihaleye fesat bakımından müvekkilim ve Medya A.Ş. çalışanları bakımından zaten suçun konusu yok. Yani doğrudan temin gelir getirici ihaleler, kısacası ihale yapmak zorunda değilsen ihaleye fesat karıştırma suçunun konusunun varlığından söz edemezsiniz. Şimdi burada da yine CMK 225/1 devreye giriyor. Çünkü siz ihaleye fesattan ek savunma alıyorsunuz şimdi bütün Medya A.Ş. çalışanlarıyla ilgili ama iddianamede müvekkilim ve Medya A.Ş. çalışanları ile ilgili, ana ihalelere ilişkin herhangi bir eylem anlatımı yok. Bakın buna dikkat almanız lazım başkanım. İBB yetkilileriyle ilgili kısımda Medya A.Ş.'nin m'si geçmiyor. CMK 225/1 uyarınca iddianamedeki olayla bağlıyız, söylediniz siz de biliyorsunuz. Dolayısıyla alt ihaleler de zaten ihaleye fesat konusunu oluşturamıyorlar. Dolayısıyla burada ihaleye fesat suçundan ek savunma oluyorsak ki alıyorsunuz, bu ancak beraat kararı ile sonuçlanabilecek bir durumdur. Bu yüzden de artık tahliye kararını vermeniz gerekiyor sayın heyet.

Bize vermiş olduğunuz 15 dakikalık talebimde sözlerimi Faruk Eren'le bitirmiştim, Profesör Eren'le. Ceza hukuku insanlık kanunlarına göre kurmak lazım. İnsan özgürlüğü ve insanlık özgürlüğünün bilincidir, demiştim. Bu geçen sözlerimi Ankara Hukuk'ta yakın zamanda yapılan bir sempozyumda Güneş Okuyucu Ergün, Profesör Ergün'ün konuşmasından bir alıntı ile getireceğim. Çünkü içinde bulunduğumuz durumu ve sayın heyetinizin tarihi sorumluluğunu anlatıyor bu konuşma. "Günümüzde ceza hukuku toplumsal korkulara, politik taleplere ve medya baskısına yanıt veren bir siyaset aracına dönüşüyor. Bu dönüşüm cezalandırma üzerinden siyaset anlayışını doğuruyor. Hukuk devletinde cezai yaptırım asla siyasi muhalifleri sindirmek, farklı sesleri susturmak veya iktidardaki grubun siyasi hedeflerini pekiştirmek için bir araç olamaz. Ancak günümüz siyaset sahnesinde ceza hukukunun bu ideal konumundan uzaklaşarak siyasi bir araç olarak kullanıldığına dair yaygın bir eğilim görülmekte. Ceza hukukunun bir politik araç gibi kullanılması sadece bireysel hakları ihlal etmez, aynı zamanda demokratik sistemin temellerini de sarsar. Bu tehlikeli araçsallaştırmaya karşı tek etkili savunma yargının ve öğretinin özgürlükçü ceza hukuku anlayışını ve fiil ceza hukukunu canlandırmasıdır.

Hukukçular cezai müdahalenin daima fiil temelli olmasını, orantılı ve tarafsız olmasını savunmak zorundadır. Aksi halde ceza hukuku anayasal sistemi korumaktan çok iktidarın korunmasına hizmet eden bir silaha dönüşür. Ancak unutulmamalıdır ki ceza hukuku tarihi insanlığın haklar ve özgürlükler mücadelesinin bir izdüşümü niteliğindedir. Söz konusu tarih baskılar veya adaletsizlikler kadar daha onurlu ve daha insani bir hayat biçimine dair bitmeyen çabaları da ortaya koyar." İşte yüce heyetinizin elindeki tarihi imkân ve ağır sorumluluk budur başkanım. Yine her şeye rağmen 15 dakikalık talebimde bitirdiğim gibi bitireceğim. Fatoş Ayık müdafii olarak bu hukuksuzluğu sona erdirecek vicdanımızın da kuvvetimizin de özgürlüğünüzün de olduğuna inanmak istiyoruz. Bizim tek çaremiz bu. 4 ay geçti, tutuklu sanıkların ifadeleri bitmedi daha. Tutuksuz sanıklar dinlenecek, müştekiler, tanıklar, gizli tanıklar var. Bunların ne kadar süreceğini Allah bilir başkanım. Bu süreci Fatoş Ayık'ın adli kontrolle geçirmemesi için tek bir hukuki sebep yok. Hatta daha ileriye gidecek olursak yaşı bir hayli ileri olan annesi ve babasıyla evinde geçirmemesi için tek bir hukuki, insani, vicdani bir sebep yok. Tüm bu nedenlerle öncelikle beraatını aksi halde sayın mahkemenin uygun göreceği şekilde müvekkilimin tahliyesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim.

PINAR TÜRKER MÜDAFİ AVUKAT BURAK CANDAN SORDU

Burak Candan: Benim pek çok sorum vardı ama Murat Bey zaten birçoğunu sordu. Ben sadece size bir tane soru soracağım. 2011 yılından bu yana Medya A.Ş.'desiniz ve çalışıyorsunuz. Birçok genel müdürle çalıştınız. Pınar Hanım geldikten sonra, 2021 yılından sonra, Pınar Hanım'ın yönetiminde herhangi bir farklılık, bir şirkete imtiyaz tanıma, hak edişleri erken ödeme bu veya farklı bir şekilde ödeme şeklinde bir değişim, farklılık hissettiniz mi, oldu mu? Bunu sormak istiyorum sadece size.

Fatoş Ayık: Olumlu anlamda oldu. Yani şirkette aslında oturmamış tam bir kurumsal yapı vardı. Pınar Hanım da bu anlamda bir profesyonel olması nedeniyle ve geliş amacı zaten bu olduğu için şirkette tamamen bütün müdürlükler kendi görev ve yetkileri bakımından yeniden, yazılı olarak organizasyon el kitabına dökülmüştür ya da şirketin, benim de katkılar sunduğum o prosedürler yeniden geliştirilmiş, iç yönerge yeniden düzenlenmiştir. Ve onun dışında herhangi bir şirketin kurumsal işleyişi dışında bir müdahalesi olumsuz anlamda yoktur, tam tersine kurumsal yapıyı geliştirmiştir.

Burak Candan: Yani bu Emrah Bağdatlı'tan bahsediyoruz. Emrah Bağdatlı, Pınar Hanım geldikten sonra ihale aldı mı ya da kaç tane ihale aldı biliyor musunuz? Bilginiz var mı?

Fatoş Ayık: Hayır, daha önce zaten savcılıkta belirttiğim gibi 20-21 belki 22 yılında da olabilir, tam tabii çok net hatırlamıyorum. Yoğunlukta o dönemde işler yapılmıştı. Sonrasında Pınar Hanım geldikten sonra belki bir tane olabilir sözleşme. Sonrasında zaten dediğim gibi tedarikçilerimizi biz sürekli yeniliyoruz.

CEYDA KIRYAK MÜDAFİ AVUKAT ULAŞ ÖZKAN SORDU

Ulaş Özkan: Fatoş Hanım merhaba. Müvekkilimle aynı dönemde siz de Medya A.Ş.'deçalışmışsınız. Sizin pozisyonunuz gereği, benim müvekkilimin ihale, satın alma ya da şirket belirlenmesi—bu ihalelere teklif veren şirketlerin belirlenmesi konusunda herhangi bir yetkisi, dahli, herhangi bir parçası olduğu bir süreç var mı?

Fatoş Ayık: Hayır, olmadı. Ne öncesi, ne sırası, ne sonrası ihale süreçleriyle Ceyda Hanım'ın hiçbir ilgisi yoktur, hiçbir zaman olmamıştır.

Ulaş Özkan: Ne iş yapıyordu, biliyor musunuz?

Fatoş Ayık: Ceyda Hanım sahada, saha etkinlik işleriyle ilgileniyordu.

EKREM İMAMOĞLU, FATOŞ AYIK’A SORDU

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, sayın heyet; bu soruyu soruyorum çünkü sonuçta bu iddianamenin ana omurgası “örgüt”. Yani bir suç örgütü iddiası ortaya atılıyor ve benim çalışma arkadaşlarımı da bir yanıyla da kendimi eleştiriyorum, açıkçası buradaki ifadelerinde daha iyi tanıma fırsatı buluyorum. Fatoş Hanım da şu anda onlardan birisi ve kendi ifadesinde de öğrendiğim kadarıyla örgüt üyesi olarak suçlanıyor ve burada öğreniyorum bunu örgüt üyesi olarak. Tabii ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin çalışma şeması ya da teşkilat yapısı ya da örgüt yapısı içerisinde olan kısmıyla bu tanımda bir sorun yok ama burada bir suç örgütü kurulu ve ben birçok örgüt üyesi, ki tanımadığım örgüt yöneticileri de var ama tanımadığım örgüt üyeleri de ya da vasıflı üyelerin de olduğunu görüyorum. Ben de şu soruyu sormak istiyorum. Keşke daha önce de daha uzun vakit geçirebilsek ama 100.000'e yakın çalışanı ve 1000'in üzerinde yöneticisi olan bir kurulda sizinle yüz yüze gelmenin, bazen el sıkışmanın dışında veya bilmiyorum hatırlamıyorum ama belki 1-2 toplantıda da olmuş olabilirsiniz bunun dışında bir irtibatımız, kurumsal çalışmadaki bütünlükçü yapımızın dışında bir irtibatımız oldu mu Fatoş Hanım?

Fatoş Ayık: Hayır Başkanım, olmadı. Yani etkinliklerde karşılaşmak dışında olmadı.

Ekrem İmamoğlu: Ben tabii keşke olsaydı diye...

Fatoş Ayık: Karşılaşma değil. Ben sizi görüyorum, siz beni görmüyorsunuz.

Ekrem İmamoğlu: Evet, doğru. Ben de keşke olsaydı diyerek sözümü tamamlamak istiyorum. Yani Sayın Başkan, ben huzurunuzda şunu söyleyeyim. Bu devletin, bu canım Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Hazinesi’nin gözü kapalı teslim edileceği yöneticileri ve özellikle hanımefendileri dinliyorsunuz. Teşekkür ederim.

MURAT ONGUN, FATOŞ AYIK’A SORDU

Murat Ongun: Teşekkür ederim Sayın Başkan. Günaydın sevgili Fatoş. Allah gönlünde geçen her şeyi sana nasip etsin inşallah. En kısa zamanda özgürlüğe kavuşman başta olmak üzere... Dua etmekten başka bir gücüm yok, o yüzden sadece dua ediyorum. Özellikle Medya AŞ çalışanı Recep Taşçı'nın ifadesi ekseninde bazı sorular yönelteceğim size. Recep Taşçı 30 Mayıs 2025 tarihli ifadesinde şöyle diyor: "Medya AŞ, İBB'den aldığı ihaleleri bölümlere ayırmak suretiyle ve davet usulü ihaleleri alt firmalara verirdi. Bahsi geçen ihalelere davet edilecek firmalar, hangi ihaleyi hangi bedelle hangi firmanın alacağı hususları, Miniatürkyanında bulunan İletişim Koordinasyon Birimi'nde belirlendiğini biliyorum" diyor. Sorum şu: Siz Medya AŞ Satın Alma ve İhale Müdürüsünüz. Siz ihale işlemlerinizi Medya AŞ'de mi yoksa İletişim Koordinasyonu'nda mı gerçekleştiriyorsunuz?

Fatoş Ayık: Medya AŞ'de yapıyoruz.

Murat Ongun: Recep Taşçı sanırım sizin personeliniz. Ben kendisini tanımıyorum. İhalelerin nerede yürütüldüğünü bilecek bilgiye ve pozisyona haiz birisi mi?

Fatoş Ayık: Medya AŞ'nin genel müdürlük binasında yapılır. Peki.

Murat Ongun: Aynı ifadede Recep Taşçı "Ben ihalenin kırtasiye işleriyle ilgilenirim. İhale dosyalarında bulunan imzalarım, üstlerimin talimatıyla tamamen zorlama ve baskı altında atılan imzalardır" diyor. Siz amir olarak kendisine böyle bir baskıda bulundunuz mu?

Fatoş Ayık: Hayır.

Murat Ongun: Genel Müdür Pınar Hanım'ın, Yönetim Kurulu Başkanı olarak benim veya bu dosyanın fenomeni yapılan Emrah Bağdatlı'nın bu şahsa bir baskı yaptığına şahit oldunuz mu?

Fatoş Ayık: Hayır. Peki.

Murat Ongun: Kendisi, bizim yaptığımız baskının da Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun talimatından kaynaklı olduğunu söylüyor. Çalışma mesai arkadaşlarınızdan hiç böyle bir şey duydunuz mu bu zamana kadar?

Fatoş Ayık: Hayır. Yani benim sizinle de bir irtibatım yok, kendisinin de dolayısıyla sizinle zaten hiçbir şekilde irtibatı olamaz. Dolayısıyla bir baskı da yok zaten asla. Peki.

Murat Ongun: "İhaleye davet edilecek firmalarla ilgili talimat, fenomen Emrah Bağdatlı tarafından Pınar Türker'e veriliyor ya da Fatoş Ay'a veriliyor" demiş. Fenomeni ben diyorum, o demiyor. Ve eklemiş: "Yürütülen işlemlerin usulsüz olduğuna ilişkin defalarca Fatoş Ayık’a uyarıda bulunmuş olsam da kendisinin birçok kez zorlama ve baskı altında kaldığını biliyorum" diyor. Sizi zorlayan Emrah Bağdatlı ve benmişim. Bu konuda sizi defalarca uyardı mı?

Fatoş Ayık: Hayır, yani böyle bir baskı da olmadı. Burada zaten firmaları nasıl belirlediğimizi, nasıl kriterlerden ve değerlendirmelerden geçerek şirkette pek çok yönetici arkadaşlarla değerlendirmeler sonucunda ihaleye davet ettiğimizi detaylı bir şekilde açıklamıştım.

Murat Ongun: Keza benzer bir ifadesi de firmalara yapılan ödemeler konusunda kendisinin Emrah Bağdatlı ile ilgili firmalara ödeme kolaylıkları ve hızlandırılmasını sağladığına dair ifadesi var. Bu sizin sorumluluk alanınız değil. Zannedersem şu an Genel Müdür Vekili olan Emel Hanım'ın alanına mı giriyor?

Fatoş Ayık: Evet, ödemeler Mali İşler Müdürlüğü'nün sorumluluğundadır. Şirketin nakit durumuna göre ödemeler yapılır.

Murat Ongun: Siz Emel Hanım'la kaç yıldır tanışıyorsunuz, beraber çalışıyorsunuz?

Fatoş Ayık: Yaklaşık 5 senedir beraber çalışıyoruz. 5 yıl.

Murat Ongun: Emel Hanım size bu zamana kadar ödemeler konusunda kendisine bizlerden gelen bir baskı olduğuna dair bir beyanda bulundu mu?

Fatoş Ayık: Hayır.

Murat Ongun: Recep Taşçı "Reklam alanı kiralama ihalelerimiz ve yüksek meblağlı ihalelerimiz hep fenomen Emrah Bağdatlı'nın yönlendirdiği şirketlere verdirilirdi" demiş. Böyle bir beyan doğru mu? Bildiğiniz kadarıyla Emrah Bağdatlı'nın reklam ihalesi almışlığı var mıdır, reklam ihalesi?

Fatoş Aydın: Hayır, reklam ihalesi almışlığı yoktur. Davet edilenler de zaten piyasada uzun senelerdir çalışan firmalardır.

Murat Ongun: İddia makamının da sevdiği bir tanım var; yan teklif. Recep Taşçı "Yan teklif veren firmalara pay verilirdi" iddiasında bulunuyor bu beyanında. Para ödenirdi diyor. Medya AŞ'de ihaleye davet edilen ama kazanamayan firmalara resmi, gayri resmi yapılan bir ödemeye Medya AŞ'nin 4 no'lu çalışanı olarak, 2011'den beri orada çalışan biri olarak, geçmişte veya bugün şahitlik ettiniz mi?

Fatoş Ayık: Hayır, asla mümkün değildir. Hak ediş yapılmadan hiçbir şekilde fatura işleme alınmaz ve ödeme de yapılmaz.

Murat Ongun: Soruyu sordum aslında şimdi söyleyeceğim soruyu, yanıtını verdiniz. Yani sizi usulsüz işlemler hakkında defalarca uyardığını, a

ynı beyanında Sayın Başkanım sık sık tekrarlıyor. Lakin Recep Taşçı'nın savcılıktaki ifadesi şu cümleyle bitiyor: "İmzaladığım evraklarda usulsüzlük olduğunu bilmemekteydim." Bu arkadaş aklı başında birimi midir?

Fatoş Ayık: Kıdemli ihale satın alma uzmanıdır.

Murat Ongun: Sayın Başkanım, ifadeyi alanın da "Ya Recep 1 saat bunu anlattın, sonunda bunu dedin" dememesi de bir enteresan. Yine iddianame, benim bazı kişileri özel olarak Medya AŞ'ye yerleştirdiğimden bahsediyor. 4, 5 tane kadın çalışma arkadaşımız var, bir tanesi de sizsiniz. Açıkladınız ama sizi ben mi Medya AŞ'ye yerleştirdim?

Fatoş Ayık: Hayır. O süreci anlattım detaylı. Hayır.

Murat Ongun: 26 Şubat 2025 tarihli signal konuşmasında ya da yazışmasında her neyse sanırım Kültür AŞ'nin bir ihalesi var, Medya AŞ'yi de ilgilendiren bölümler var. Evet. Orada ilgili bir yazışmanız var, orada bir Gökhan isminden bahsediliyor Kültür AŞ'de. O Gökhan kimdir?

Fatoş Ayık: Gökhan Köseoğlu.

Murat Ongun: Ama Gökhan Köseoğlu hak edişçi, ihalelerle hiç ilgisi yok. Burada saatlerce beyan verdi. Neden size ihalelerle ilgili bir şey söylemiş ya da başka Nazlı Hanım’a?

Fatoş Ayık: Orada açıkçası ben ona sormuştum, şöyle ki; Kültür AŞ'nin ihalesine katılmıştık, henüz sözleşme imzalanmamıştı. İlgili ekiplere de bir çekimle ilgili talep gelmişti. Bana da öncelikle hani sözleşme imzalandı mı, imzalanmadı mı, bu işi yapalım mı diye bir şey sorulduğunda Gökhan Bey'i aramıştım. Biraz aslında eski tanışıklığımız olduğu için de aramıştım Gökhan Bey'i.

Murat Ongun: Sayın Başkanım, şimdi burada bir şey söylemek isterim. Gökhan Köseoğlu itirafçı sanık olarak burada beyan verdi ve tahliye edildi. Allah yolunu açık etsin. Ama burada, sizin huzurunuzda çok çok fazla yalan beyanlarda bulundu, bazılarını da burada dile getirdim. Şimdi mesela ihalelerle ilgisinin hiç ilgisi, alakası olmadığını belirtmişti, şimdi burada duyuyoruz. Bir şey daha eklemek isterim burada, avukatım da bunu belgesini size sunacak. Kendisine ben burada ayağa kalktım dedim ki: "Serdar Haydanlı ile ne zaman tanışıyorsunuz? Tanışıklığınız 2018'de ihale almayla mı başladı?" dediğimde, burada dedi ki sizin huzurunuzda, gözlerinizin içine de bakarak: "Hayır, ben kendisiyle çok önceden tanışıyorum" dedi. Elimde mayıs ayında Serdar Haydanlı'nın savcılık sorgusu var. Serdar Haydanlı'ya soruluyor, ifadesinde: "Şu anda dosya şüphelisi olarak tutuklu bulunan Gökhan Köseoğlu isimli şahısla 2018 senesinin başlarından itibaren bir arkadaşlığımız mevcuttur." Yani bunu belirtmek istedim çünkü aşırı bir yalan ve iftiraya maruz kalıyoruz ve aslında bu yalan ve iftiranın kuyruğunda da bir sorgu sual kapsamında yürüyor iş. Zorlanıyoruz, bunu dikkatinize sunmak istedim.

Bir konuya daha gelmek istiyorum. Sayın Savcım da o gün size sordu Emrah Bağdatlı'yı. Siz de burada söylediniz, Emrah Bağdatlı'nın daha önce ortağıyla beraber Medya AŞ'den aldığı küçük çapta da olsa bazı işler vardı. Hani ihaleler konusunda siz, siz de bunaldığınızı söylediniz. Ben sadece şunu sormak istiyorum, aslında bu salondaki bu alanla ilgili herkesi kapsar: Bir iştirakten ya da İBB'den daha önce ihale almış birilerinin ihale dönemleri bellidir, zaten konuları da bellidir. O dönem yaklaşınca "Ya ihaleler çıkacak mı? İhalelerin ne zaman çıkacak, nasıl çıkacak?" diye sorması yani bir iş insanının bir iş peşinde koşturuması, sizin de tecrübeniz var, olağan mıdır yoksa ilk kez mi olan bir olaydır bunlar?

Fatoş Ayık: Evet, tedarikçiler dönem dönem... İhaleler genellikle yılın ilk çeyreğinde yapılır. O yüzden de tedarikçiler zaman zaman bizi ararlar. Keza aynı durum bizim için de geçerlidir. Biz de Medya AŞ olarak biz de iş kovalarız, biz de ihaleler yapılacak mı diye iş takip ederiz.

İlgili Haberler
YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN