Halil Turhanlı, Stockhausen ve Adorno’nun 1950’lerden sonra Avrupa müziğine teknolojiyi kullanarak getirdiği yeni soluğu yazdı. Turhanlı, Stockhausen’ın Adorno onun seri müzik düşüncesine olan eğilimini, beste yöntemi olarak seriyalizmi benimsemesini hayli eleştirdiğini belirtiyor.
Stockhausen 1950’lerde müzikte akustik ve elektronik gelişmelerde yeni bir dönemin temellerini atmış ve sağlamlaştırmıştı. Buna koşut olarak yeni algısal alanlar düzenlemiştir. Köln’de 1950’lerde kuruculuğunu üstlendiği elektronik müzik stüdyosunda bir süre çalıştı. Onun müziği genelde dinamik, tınısal, tiz ve ritmik karşıtlıkların dengeli bir düzenine dayanıyordu. Elektronik bestelerle birlikte piyano parçaları üzerinde çalışıyordu. Elektro-akustik müziği doğuşunda oldukça yeniydi; yeniye açık dinleyicilerden ilği görüyordu. Teknolojiyi bireysel ifade amacıyla kullanıyordu. Onun için beste salt şimdiki zamana değil, geleceğe aitti.
İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra olgun eserlerini vermeye başladı .Nazi barbarlığının yıkıntıları üzerinde inşa ettiği deneysel bir müzik yarattı, orijinal fikirler geliştirdi. Savaş sonrası dönemin en yenilikçi ve etkili bestecisidir. Savaş sonrası deneysel müziğin temellerini attı. Avrupa avangardını biçimlendirdi. Yeni anlatımlar denedi; yepyeni dinleme yolları sundu. Besteciliği, müzik yaratımını bir dizi deney olarak görmüş; algısal alanları genelde on iki süre ölçeğinin kavranabileceği şekilde düzenlemiştir. 1961’de yayımlanan “Müzikal Zamanın Birliği” başlıklı denemede bu konuyu geliştirerek açıkladı. Müzikte pek çok şeyin mümkün olduğunu gösterdi; müziğin dinleyicisine yeni algısal alanlar açtı.
Kimilerince ve bazı noktalardan haklı olarak İkinci Viyana Okulu’nun devamı sayılır. Çalışmalarının temel özelliği teknolojiden fazlasıyla yararlanmasıdır. Ses ile sessizlik arasındaki zaman aralığının, algısal alanların birleştirilmesini önermiştir. 1950’lerde başlayarak akustik ve elektronik alanlardaki gelişmelerin, yeni bir dönemin temellerini attı. Giderek bu temelleri sağlamlaştırdı. Beste sürecinde müzikal malzemeyi dönüştürdü. Değerlendirmeler ve eleştiriler ne olursa olsun yirminci yüzyıl avangardının önemli bir ismidir. Gelenekle köklü bir hesaplaşmaya girişmiş; tarihsel bir kopuştan çekinmemiştir. Viyana Okulu’nun başlattığı kopuşu yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren sürdürmüş; gelenekle köklü bir hesaplaşmaya girişmiştir. Olumsuz bakışlar, değerlendirmeler, eleştiriler ne olursa olsun yirminci yüzyıl avangardının önemli bir ismidir. Teknolojiyle koşulsuz, sınırsız işbirliğine karşıdır. Bu konuda eleştirel bir tutuma sahipti.
Stockhausen yirminci yüzyıl müzik dilinde yeni eğilimlere öncülük etmiş, yeni müzik formları geliştirmiştir. Özgünlüğü ve öncülüğü takdir edilmiştir; ama aynı zamanda çok eleştirilmiştir. Gerçekleştirdiği yenilikler kadar da eleştirilere uğramıştır; Wagner’in gösterişçiliğini üstlendiği ve sürdürdüğü söylenmiştir. Elektronik müziği uç noktalara götürmüştür; yeni ifade biçimlerini ve yollarını araştırmıştır. Avrupa müziğinde kavramsallığa öncülük etmiştir. Eserleri deneyseldir; bunlar elektronik sesler üzerine çalışmalardır, bazılarında tonal bir temel yoktur. Yeni bir estetik duygusu inşa eder, atmosfer yaratır. Algısal alanların birleştirilmesini öneriyor; böylelikle geleneksel algıyı değiştirmeye çalışır. Süreyi ve perdeyi bölümlere ayırır.
Teorisinin dinamiklerine yeni kavramlar katmıştır. Tonalitenin uzağında yeni alanlara açılan besteci müzikte yeni bir dil yaratmış: müzikte çok farklı kavramsal soyutlamalarla yeni kanallar açmıştır. Sesin hayatımızdaki rolünü ve işlevini yeniden düşünmemizi sağlamış , müzikseverleri müzik dinlemenin yeni biçimleriyle tanıştırmıştır. Grafik notalarla besteler yapmış, yeni algısal alanlar yaratmıştır. Zamanı adeta dilimleyerek yeni zaman ölçekleri bulunmuştur. Yeni müzikal zamanını rasyonelleştirdi. Müzik ve gürültü arasındaki alanı anlamamızı, algılamamızı sağlamıştı. Bu görüşleri 1960 başında daha da geliştirdi. Müzik dilinde yeni eğilimlere öncülük etmiş; yeni müzik formları geliştirmiştir. Yeni ifade biçimlerini ve yollarını araştırmıştır. Avrupa müziğinde kavramsallığa öncülük etmiştir. Özgünlüğü ve öncülüğü takdir edilmiştir, ama aynı zamanda çok eleştirilmiştir. Gösterişli konselerinden dolayı neo-Wagnerci olmakla suçlanmıştır.
1928 doğumlu Stockhausen’in bazıları fazla iddialı ve gösterişli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunda belli bir doğruluk payı bulunduğu kabul edilmelidir. Yirminci yüzyılın en karizmatik Alman bestecisidir. Son anına kadar yaratıcı enerjiyle doluydu. Avangard ses dünyasına geçen yüzyılın ortalarında inkar edilmez bir ivme kazandırmıştır. Seri müzik akımının önemli temsilcilerinden biriydi. Onun seriyalizmi yirminci yüzyılın ikinci yarısında önemli müzikal değişim yaratmıştır. Seri müzik eserlerinden biri olan Kreuzspiel yeni bir ses dünyası yaratmıştır. Ancak burada belirtmemiz gereken bir şey var: Adorno onun seri müzik düşüncesine olan eğilimini, beste yöntemi olarak seriyalizmi benimsemesini hayli eleştirmiştir.
Adorno’nun estetik kuramı Hegel felsefesinden güçlü biçimde etkilenmiştir. Hegel’in diyalektik düşüncesinden doğmuştur. Beethoven’dan Wagner’e, Schönberg’den Stockhausen’e kadar birçok besteciyi ele alıp incelemiştir. Viyana Okulu’nun en önemli ismi Arnold Schönberg ve öğrencilerinden hayranlıkla bahsetmiştir. Estetik teorisinde onları övmüş; yer yer de eleştirmiştir. Geçtiğimiz yüzyılda müzik estetiği üzerine en önemli yazıları kaleme almıştır, özellikle atonal müzik konusunda. Atonal müziğin radikal yönüne dikkat çekmiş, bu müziğin toplumsal değer taşıdığını ve bütüncül bir sistem olarak kapitalist toplumu anlamak bakımından da önemli olduğunu belirtmiştir. Müziğin modernliğin getirdiği bütün estetik ve felsefi meselelerin üstesinden gelebileceğini belirtiyordu. Müziğin bunları aşabilecek güce sahip olduğunu belirtiyordu. Ancak Adorno’nun estetik teorisinin çelişkili ve karmaşık olduğunu da belirtmeliyiz. Dönemin ilerisinde bir bakış ve yorum öneriyordu ama bu onu çelişkilere düşmekten kurtarmıyordu.
Adorno’nun ses estetiği teorisi yirminci yüzyılda avangard hareketlerin gelişimine dayanmış, bu hareketleri kavramaya uğraşmıştır. Tonal müziğin ilkelerinin katılığını reddetti; müzik ve gürültü arasındaki sınır çizgisi inceledi. Müzik estetiğinde geçen yüzyıldaki bu en önemli kuramcısı Wagner’den Beethoven’a, ondan caza kadar pek çok konuda yazmıştır. Engin müzik bilgisiyle dikkat çekmiştir. Müzik üzerine yazıları çok geniş ve kapsamlıdır. En dikkat çekici açıklamalarını atonal müzik üzerine yapmıştır. Ancak Viyana Okulu’ndan özellikle Arnold Schönberg ile önemli noktalarda ayrılır; bazı noktalarda farklılıklar gösterir.
Adorno’nun müzik estetiğine ilişkin görüşleri çığır açmıştır. Engin müzik felsefesi günümüzde de önemini korumaktadır. Onun ses estetiği teorisi yirminci yüzyılın ilk yarısındaki avangard hareketlerin gelişimine dayanıyordu. Aslında Schönberg ve İkinci Viyana Okulu temsilcilerinin öğrencisiydi. Bu okul onun müziği kavramasını hayli etkiler. Bir dönemin teknik aşamasını bu dönemi belirleyen sorunları besteyi şekillendiren malzemeyi, malzeme ile teknik aşama arasındaki ilişkiyi, yenilikçi bestecilerin müzikal malzemeyi dönüştürmesini etraflıca inceledi.
Adorno’nun müzik hakkındaki görüşleri onun eleştirel felsefesinde önemli yer kaplar. Ses estetiği teorisinde yirminci yüzyılda onun kadar kimse etkili olmamıştır. Felsefesi atonal müzikle derinden benzeşir. Schönberg başta olmak üzere Viyana Okulu’nun önde gelen temsilcilerini desteklemiştir. Schönberg on iki ton tekniğini geliştirdi, Adorno da bu yeni müziğin felsefesini yarattı. Bestecilik tekniğinde değişimler gerçekleştiren Schönberg modernizm içinde radikal bir kırılma yaratmıştır.
Adorno’nun eleştirel estetik kuramı Stockhausen’in müziğini de ele alır. Stockhausen’in müziğiyle ilgilenmesinin nedeni “kitle sanatı”nın karşısında yer almasıdır. Bu müziğe seçkinci bir tavırla yaklaştığını söyleyebiliriz. Ama aynı zamanda yenilikten yana bir tavrı benimsemiş olduğunu da ekleyebiliriz. Stockhausen müziğinde yenilikçi estetik üretim bulur. Onu bir anlamda Schönberg geleneğinin mirasçısı olarak görür. O da eskinin, yerleşik olanın otoritesini sarsar.
Özellikle 1950’ler boyunca Stockhausen’in’in tezlerine karşı tutumu ikircikli ve eleştireldir. Stockhausen’in tezlerini kısmen tutarlı bulur. Onun müziğin rasyonelleşme sürecine katkıda bulunduğunu savunur. Ama yeni müziğine karşı şüpheci kalmaya devam etmiştir. Adorno 1961’de Darmstadt’da konferansta onun müzik deneyiminin önemli bir estetik mesele olduğunu vurguluyor, müziğin diyalektikten kopmasını eleştiriyordu. Diyalektiğin gözden düşmesini, diyalektiğe değer verilmemesini eleştirdi. Öznel anlatımın yerini diyalektik olmayan nesnelliğin almasından yakınıyor. Diyalektik adeta sanattan kaybolmuştu. Diyaleltik gerilimi yeniden kurmayı amaçlıyordu. Seriyalizmde diyalektik olmayan “sıra” fetişizmine karşı kuşkularını dile getirirdi ve farklı bir estetik yaklaşım çağrısında bulundu. Seriyalizmi “matematiğe indirgenmiş müzik” olarak değerlendirdi.
