Görüşler

Dizilerde şiddet ve kuralsızlık temsilleri ile gençlere etkileri: Türkiye bağlamında bir literatür değerlendirmesi

Dizilerde şiddet ve kuralsızlık temsilleri ile gençlere etkileri: Türkiye bağlamında bir literatür değerlendirmesi

Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, son yılarda tartışılan televizyon dizilerindeki şiddetin gençler üzerindeki etkisini yazdı. Özcan, konuya ilişkin çalışmalardan elde edilen bulguların, dizilerin gençlerde doğrudan şiddet davranışı üretmekten ziyade, şiddeti, kuralsızlığı ile ahlaki sınır aşımını daha anlaşılır ve kabul edilebilir kılan bir normatif çevre oluşturduğunu gösterdiğini belirtiyor.

Son yıllarda televizyon dizilerinde şiddet, kuralsızlık, yasa dışılık ve ahlaki değerlerin zayıflamasını konu alan anlatıların belirgin biçimde yaygınlaştığı gözlenmektedir. Bu durum, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin değer dünyası, norm algıları ve davranış şekilleri üzerindeki olası etkiler bakımından önemli tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bununla birlikte, gençlerin şiddet, kuralsızlık ve yasa dışı davranışlara yönelme risklerinin yalnızca medya temsilleriyle açıklanamayacağı açıktır. Genç işsizliği, gelir güvencesizliği ve toplumsal hareketlilik kanallarının daralması gibi yapısal ekonomik koşulların da gençlerin gelecek beklentilerini, başarı algılarını ve meşru yollarla yükselme inançlarını zayıflattığı bilinmektedir. Bu nedenle televizyon dizilerinde sunulan şiddet ve kuralsızlık anlatıları, bu çalışmada yalnızca kültürel bir etki alanı olarak değil, aynı zamanda gençlerin içinde bulundukları sosyo-ekonomik koşullar ile etkileşim hâlinde işleyen bir sembolik çevre olarak ele alınmaktadır.

Bu makalenin amacı, televizyon dizilerinde sunulan şiddet ve kuralsızlık temsillerinin gençler üzerindeki olası etkilerini, uluslararası ve Türkiye’de yapılmış akademik çalışmalar ışığında değerlendirmektir. Çalışma, internet ve sosyal medya platformlarını kapsam dışı bırakarak, yalnızca uzun soluklu dramatik yapımlar olarak televizyon dizilerine odaklanmaktadır. Bulgular, dizilerin gençlerde doğrudan şiddet davranışı üretmekten ziyade, şiddeti, kuralsızlığı ve ahlaki sınır aşımını daha anlaşılır ve kabul edilebilir kılan bir normatif çevre oluşturduğunu göstermektedir. Türkiye’de yürütülen içerik analizi ve değer temelli çalışmalar da benzer bir anlatı yapısının yerli dizilerde yaygın biçimde bulunduğuna işaret etmektedir.

1. GİRİŞ

Son yıllarda gençler arasında şiddet eğilimlerinin artması, silah ve güç temsillerine yönelik ilginin yaygınlaşması ve kurallara karşı mesafeli tutumların güçlenmesi, yalnızca bireysel ya da aile temelli açıklamalarla ele alınamayacak ölçüde yapısal bir nitelik kazanmıştır. Bu dönüşümde gençlerin maruz kaldıkları kültürel ve sembolik çevrenin rolü giderek daha fazla tartışılmaktadır.

Her ne kadar günümüzde gençlerin medya tüketimi denildiğinde öncelikle internet ve sosyal medya platformları akla gelse de, televizyon dizileri ve dijital platformlarda yayımlanan dizi formatındaki yapımlar, anlatı sürekliliği, karakter gelişimi ve tekrar eden temsiller yoluyla özgün bir etki alanı üretmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın odağı, genel medya ortamı değil; özellikle şiddet, kuralsızlık ve yasa dışılığı merkezine alan televizyon dizileridir.

Bu makalede internet ve sosyal medya bilinçli olarak kapsam dışı bırakılmakta, televizyon dizilerinin gençlerin normatif algı dünyasında nasıl bir sembolik çevre oluşturduğu literatür temelinde incelenmektedir.

Bu çalışmada Google Akademik, DergiPark ve YÖK Tez merkezi üzerinden 'televizyon dizileri', 'gençler' ve 'şiddet' anahtar kelimeleriyle son 20 yılı kapsayan bir taramanın sonunda elde edilen kaynaklar kullanılmıştır.

2. KURAMSAL ÇERÇEVE

2.1. Kültürel göstergeler yaklaşımı

Kültürel göstergeler yaklaşımı, televizyon içeriklerinin izleyicilerin gerçeklik algılarını kısa vadeli davranış değişiklikleri üzerinden değil, uzun vadeli ve birikimli bir maruziyet yoluyla dönüştürdüğünü ileri sürmektedir (Gerbner et al., 2002). Bu yaklaşıma göre televizyon, modern toplumlarda yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda ortak bir toplumsal anlatı üretme mekanizmasıdır.

Özellikle şiddet, suç ve tehdit içeren anlatıların yoğun biçimde tekrar edilmesi, izleyicilerin toplumsal çevreyi daha tehlikeli, daha güvensiz ve daha çatışmalı bir yer olarak algılamalarına yol açmaktadır. Literatürde “tehlikeli dünya sendromu” olarak adlandırılan bu algı örüntüsü, bireylerin başkalarına duyduğu güvenin azalması ve sorun çözmede daha sert yöntemleri meşru görmesiyle ilişkilendirilmektedir (Gerbner et al., 2002).

Diziler açısından bu yaklaşım özellikle önemlidir; çünkü dizilerde şiddet çoğu zaman olağanüstü ve istisnai bir olay olarak değil, gündelik yaşamın sıradan bir bileşeni olarak sunulmaktadır. Böyle bir anlatı ortamında genç izleyiciler, şiddeti ve kuralsızlığı yalnızca görsel olarak deneyimlememekte, aynı zamanda bu davranışları toplumsal yaşamın doğal bir parçası olarak algılamaya başlamaktadır.

Bu nedenle kültürel göstergeler yaklaşımı, dizilerin gençler üzerinde tekil davranışları tetiklemekten ziyade, hangi dünyanın “normal” olduğu konusunda kalıcı bir algı çerçevesi oluşturduğunu vurgulaması bakımından bu çalışmanın kuramsal omurgasını oluşturmaktadır.

2.2. Sosyal öğrenme ve özdeşleşme yaklaşımı

Sosyal öğrenme yaklaşımı, bireylerin davranış kalıplarını yalnızca doğrudan yaşantı yoluyla değil, başkalarının davranışlarını gözlemleyerek de edindiklerini kabul etmektedir. Medya karakterleri bu gözlemsel öğrenme sürecinde önemli bir rol oynamaktadır.

Uzunlamasına çalışmalar, çocukluk ve erken ergenlik döneminde şiddet içerikli televizyon programlarına maruz kalmanın, ilerleyen yaşlarda saldırgan tutum ve davranışlarla anlamlı biçimde ilişkili olduğunu göstermektedir (Huesmann et al., 2003). Bu ilişkinin temelinde, şiddetin bir “problem çözme aracı” olarak öğrenilmesi yer almaktadır.

Özellikle dizilerde şiddet uygulayan karakterlerin anlatının merkezinde yer alması, güçlü, karizmatik veya mağduriyet yaşamış figürler olarak sunulması ve çoğu zaman cezalandırılmaması ya da sembolik olarak ödüllendirilmesi, genç izleyiciler açısından bu karakterleri güçlü rol modeller hâline getirmektedir (Huesmann & Bushman, 2018).

Bu bağlamda dizilerdeki öğrenme süreci, basit bir taklitten çok, hangi davranışların “işe yaradığı”na ilişkin örtük bir öğrenme biçimidir. Şiddetin ve tehditkâr davranışların hızlı sonuç verdiği, hukuki yolların ise etkisiz ve yavaş gösterildiği anlatı evrenleri, gençlerin davranış repertuarında şiddeti uygulanabilir bir seçenek olarak konumlandırmaktadır.

2.3. Anlatıya kapılma ve karakter bağlılığı yaklaşımı

Son yıllarda medya etkileri literatüründe öne çıkan anlatıya kapılma ve karakter bağlılığı yaklaşımları, dizilerin etkisini açıklamak açısından kritik önemdedir. Anlatıya kapılma, izleyicinin kendisini hikâyenin içinde hissetmesi ve anlatıyı eleştirel mesafeyle değerlendirme kapasitesinin azalması anlamına gelmektedir.

Özellikle dizilerde karakterlerin uzun süreli gelişimi, izleyici ile karakter arasında güçlü bir duygusal bağ kurulmasına olanak tanımaktadır. Bu bağ, izleyicinin karakterin yaşadığı ahlaki ikilemleri ve sınır ihlallerini daha kolay kabul etmesine yol açmaktadır (Coyne et al., 2018).

Bu mekanizma, dizilerde şiddetin ve kuralsızlığın yalnızca izlenmesini değil, aynı zamanda “anlaşılmasını” ve “duygusal olarak gerekçelendirilmesini” mümkün kılmaktadır. Böylece izleyici, şiddet içeren bir davranışı eleştirmekten çok, karakterin perspektifinden anlamlandırmaya yönelmektedir.

3. UZUN SOLUKLU DRAMATİK YAPIMLAR OLARAK TV DİZİLERİ

Televizyon dizileri, süreklilik arz eden hikâye evrenleri ve istikrarlı karakter kadroları sayesinde, diğer medya içeriklerinden ayrılmaktadır. Dizilerde aynı karakterlerle aylar ve yıllar boyunca kurulan ilişki, izleyicinin anlatı dünyasını giderek daha tanıdık ve güvenli bir sosyal çevre gibi algılamasına yol açmaktadır.

Bu durum, parasosyal ilişkilerin güçlenmesini sağlamaktadır. Parasosyal ilişkiler, izleyicinin medya karakterlerini gerçek hayattaki sosyal ilişkilerinin bir uzantısı gibi deneyimlemesi anlamına gelmektedir. Özellikle ergenlik döneminde, kimlik inşası sürecinde bu tür figürlerin referans noktası hâline gelmesi kolaylaşmaktadır.

Ayrıca son yıllarda yaygınlaşan ardışık izleme pratikleri, şiddet ve kuralsızlık temsillerine maruz kalma süresini yoğunlaştırmaktadır. Böylece diziler, yalnızca içerik düzeyinde değil, maruziyet yoğunluğu bakımından da güçlü bir norm üretim ortamı hâline gelmektedir.

4. ULUSLARARASI LİTERATÜRDE DİZİLER, ŞİDDET VE NORMLAR

Uluslararası literatürde diziler ve dramatik yapımlar bağlamında yürütülen araştırmalar, şiddetin yalnızca nicel düzeyiyle değil, hangi anlatı bağlamları içinde sunulduğuyla yakından ilgilenmektedir. Meta-analiz ve derleme çalışmaları, şiddet içeren medya içeriklerinin saldırgan düşünceler, duyarsızlaşma ve şiddetin kabul edilebilirliği üzerinde küçük fakat istikrarlı etkiler yarattığını göstermektedir (Huesmann & Bushman, 2018).

Özellikle Jamieson ve Romer’in (2014) prime-time diziler üzerine yaptığı zaman serisi analizi, şiddetin giderek daha karmaşık gerekçelerle ve daha az hukuki yaptırım vurgusuyla sunulduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgu, şiddetin dramatik bir araçtan çok, anlatının doğal bir parçası hâline geldiğini göstermektedir.

Erken yaşta yoğun televizyon izleme ile ilerleyen dönemlerde görülen davranışsal uyum sorunları arasındaki ilişki de uzun dönemli araştırmalar tarafından desteklenmektedir (Anderson et al., 2003).

Ayrıca kültürler arası karşılaştırmalar, bu örüntülerin yalnızca tek bir ülkeye özgü olmadığını; farklı yayın sistemlerine sahip ülkelerde de benzer anlatı kalıplarının bulunduğunu göstermektedir (Anderson et al., 2017).

5. TÜRKİYE’DE TELEVİZYON DİZİLERİNDE ŞİDDET VE DEĞER TEMSİLLERİ

5.1. Şiddetin yaygınlığı ve sunum biçimleri

Türkiye’de prime-time kuşağındaki yerli dizilere ilişkin içerik analizleri, şiddetin yalnızca “ara sıra görülen bir unsur” değil, çoğu zaman anlatının taşıyıcı kolonlarından biri hâline geldiğini göstermektedir (Çağlar, 2019; Düşünen Adam, 2014). Bu çalışmalarda dikkat çeken husus, şiddetin niceliği kadar hangi dramatik çerçeve içinde sunulduğudur. Şiddet, çoğu örnekte “kötülüğün istisnai bir taşkınlığı” gibi değil; çatışmanın dili, statünün göstergesi ve düzen kurmanın aracı gibi kurgulanmaktadır.

Bununla birlikte dizilerde şiddet sahnelerinin, izleyicide tiksinti uyandıracak şekilde ağır sonuçlarıyla uzun süre taşınmadığı; mağduriyetin çoğu zaman kısa bir dramatik an olarak görünüp hızla anlatıdan çekildiği ve odağın yeniden failin hikâyesine döndüğü belirtilmektedir (Düşünen Adam, 2014). Bu anlatı tercihi, şiddetin “sonuç” boyutunu görünmez hale getirerek, genç izleyici açısından şiddeti bir tür “iş gören yöntem” gibi algılanabilir kılabilecek bir sembolik çevre üretir.

Son olarak yerli içerik analizleri, şiddetin sıkça haklı gerekçe şablonlarıyla (ailesini koruma, geçmiş adaletsizlik, mecburiyet, namus/itibar söylemi vb.) çerçevelendiğini, bu sayede ahlaki itirazın yumuşatılabildiğini vurgular (Çağlar, 2019). Bu nokta, sonraki bölümlerde tartışılan “meşrulaştırma” mekanizmasıyla doğrudan örtüşür.

5.2. Hukuk ve kurum temsilleri

Türkiye’de gençlerin izleme pratiklerini temel alan ve ardından içerik çözümlemesi yapan çalışmalar, dizilerde hukuki/kurumsal aktörlerin (polis, savcı, mahkeme, okul yönetimi, sosyal hizmet vb.) çoğu zaman geciken, etkisiz veya gölge rollerde temsil edildiğini ortaya koymaktadır (Üstündağ, 2017). Bu temsillerde adalet, kurumsal süreçler üzerinden değil; çoğu kez bireysel güç, kişisel ağlar ve “haklı intikam” hattı üzerinden kurulur. Böylece izleyici, sorun çözmede kural temelli yolun değil, güç temelli yolun daha “gerçekçi” ve hızlı olduğu mesajına maruz kalabilir.

Bu anlatı yapısı iki yönden önemlidir. Birincisi, hukukun işleyişinin karmaşıklığı ve gecikmeleri dramatik gerilim üretmek için sıklıkla kullanılmakta; fakat aynı zamanda kurumlara güven duygusunu aşındırabilecek bir görsel dil üretmektedir. İkincisi, kuralların ve kurumların zayıf sunulduğu anlatı evreninde, “meşru şiddet tekeli” fikri bulanıklaşabilmekte; bireysel şiddet ve tehdit, “düzeni sağlama” araçları olarak normalleşebilmektedir (Üstündağ, 2017).

Bu nedenle Türkiye dizilerinde kurum temsillerini tartışmak, yalnızca “devlet kötü gösteriliyor mu?” sorusuna indirgenmemelidir. Asıl mesele, dizilerin genç izleyiciye hangi çözüm repertuarını (kurumsal-hukuki mi, güç-şiddet mi) daha işlevsel ve ödüllendirici olarak sunduğudur.

5.3. Ahlaki sınırların aşınması

Türkiye literatüründe dizilerdeki ahlaki sınırların aşınması, çoğu zaman “doğru–yanlış” ikiliğinin yerini “duruma göre değişen haklılık” şablonlarının alması üzerinden tartışılmaktadır (Çağlar, 2019). Karakterin geçmiş travması, ailesini koruma iddiası, “daha büyük kötülüğü engelleme” gibi anlatısal gerekçeler, norm ihlallerini izleyici açısından anlaşılır kılabilmekte; böylece davranışın etik değerlendirmesi, ilke-temelli değil bağlam-temelli bir zemine taşınabilmektedir.

Bu aşınmanın en görünür olduğu alanlardan biri, toplumsal cinsiyet ve ilişki pratikleridir. Kadına yönelik şiddetin temsiline odaklanan çalışmalar, şiddetin kimi anlatılarda “kıskançlık/namus/sevgi” gibi duygusal gerekçelerle örtülebildiğini ve mağduriyetin anlatı içinde tali bir konuma itilebildiğini vurgular (Ünlü, 2009). Benzer biçimde flört şiddeti literatürü, kontrol, baskı ve sınır ihlallerinin romantik bir çerçeve içinde normalleştirilebildiğini; özellikle genç izleyicilerin bu temsilleri “ilişkinin doğası” gibi okuyabilme riskine işaret eder (Karaaslan, 2021).

Bu noktada tartışma, “dizi kötü ahlak öğretiyor” gibi düz bir iddia değildir. Daha dikkatli ifade şudur: Diziler, norm ihlallerini tekrar tekrar ve gerekçeli biçimde gösterdikçe, genç izleyici için “hangi ihlallerin tolere edilebilir olduğu”na dair sınırlar bulanıklaşabilir (Çağlar, 2019; Ünlü, 2009; Karaaslan, 2021).

5.4. Maddi başarı, suç ve statü

Türkiye’de dizilerde maddi başarı ve statü temsilleri, sıklıkla “emeğin birikimi” veya “kurumsal yükselme” yerine, güç ilişkileri, yeraltı ağları, hızlı zenginleşme ve görünür tüketim kalıpları üzerinden kurulabilmektedir. Bu temsiller, genç izleyicinin zihninde başarının yolu olarak eğitim–emek–sabır hattını zayıflatıp, kısa yol/kolay yol/kuralsız yol şablonunu daha çekici gösterebilecek bir sembolik zemin yaratabilir (Çağlar, 2019; Üstündağ, 2017).

Bu alt başlıkta iki unsur özellikle önemlidir. Birincisi, statünün yalnızca ekonomik değil aynı zamanda itibar ve korku üzerinden inşa edilmesidir: Güçlü karakterler çoğu zaman maddi imkânlarıyla birlikte çevresine hükmeden, korku uyandıran ve kuralları esnetebilen figürler olarak görünür hâle gelir. İkincisi, zenginlik ve tüketim imgelerinin (mekânlar, araçlar, “gösterişli hayat” vurgusu) dramatik cazibeyi artıran bir unsur olarak tekrar edilmesidir. Bu tekrar, izleyicide “hayatın amacı” olarak maddi başarıyı merkeze alan bir değer iklimini pekiştirebilir.

Kamu otoritesi açısından bakıldığında, izleyici algılarına ilişkin raporlar da televizyon yayınlarında şiddet ve olumsuz içeriklere yönelik kaygının toplumsal düzeyde belirgin olduğunu göstermektedir (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, 2020). Bu tür raporlar doğrudan “etki kanıtı” değildir; ancak Türkiye’de dizi içeriklerinin şiddet ve değer aşınması tartışmasını yalnızca akademik çevrelerle sınırlı olmayan, daha geniş bir toplumsal meseleye dönüştürdüğünü göstermesi bakımından önemlidir.

5.5. Güncel Türkiye dizilerinden betimleyici örnekler

Bu alt bölüm, Türkiye’de son dönemde geniş izleyici kitlesine ulaşan bazı diziler üzerinden, literatürde tanımlanan anlatı örüntülerinin (şiddetin meşrulaştırılması, kurumların gölgelenmesi, durumsal etik ve maddi/statü vurgusu) pratikte nasıl görünür hâle geldiğini betimleyici biçimde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Amaç, herhangi bir dizi için “gençleri doğrudan şu yönde etkiler” gibi nedensel bir iddia kurmak değil; bu örüntülerin popüler anlatılar içinde hangi çerçevelerle üretildiğini göstermektir.

5.5.1. Şiddetin dramatik gerekçelerle meşrulaştırılması

Güncel dizilerde şiddet, çoğu zaman “çıplak kötülük” olarak değil; karakterin yaşadığı adaletsizlik, travma, “sevdiklerini koruma” ya da mecburiyet gerekçeleri üzerinden anlamlandırılmaktadır.

Bu anlatı biçimine, son dönemde geniş kitlelere ulaşan İnci Taneleri açık bir örnek oluşturmaktadır. Dizide suç, cezaevi deneyimi, travmatik geçmiş ve yeraltı ilişkileri anlatı evreninin merkezinde yer almakta; şiddet içeren davranışlar çoğu zaman karakterlerin geçmiş mağduriyetleri ve hayatta kalma zorunluluğu üzerinden gerekçelendirilmektedir. Bu durum, şiddetin ahlaki olarak sorgulanmasından ziyade “anlaşılır” kılınmasına hizmet eden bir çerçeve üretmektedir.

Bu tür sunum biçimleri, literatürde vurgulanan ahlaki yeniden çerçeveleme ve şiddetin bağlamsal olarak meşrulaştırılması mekanizmalarıyla örtüşmektedir (Huesmann & Bushman, 2018; Jamieson & Romer, 2014).

5.5.2. Kurumların gölgelenmesi ve “kişisel adalet” anlatısı

Bazı popüler dizilerde çatışma çözümü, mahkeme, polis, okul yönetimi ya da sosyal hizmet gibi kurumsal mekanizmalar üzerinden değil; kişisel ağlar, güç ilişkileri ve “haklı görülen intikam” anlatısı üzerinden kurulmaktadır.

Bu anlatı mantığı, özellikle Eşref Rüya ve Uzak Şehir gibi yapımlarda belirgin biçimde gözlenmektedir. Bu dizilerde çatışmaların çözümünde kurumsal süreçlerin sınırlı ve çoğu zaman etkisiz görünmesi; buna karşılık bireysel güç, tehdit ve gayri resmi ilişkilerin işlevsel çözüm yolu olarak sunulması dikkat çekmektedir.

Bu anlatı yapısı, genç izleyici açısından sorun çözmede kural temelli ve kurumsal yolların değil, güç temelli yolların daha “gerçekçi” ve hızlı olduğu algısını besleyebilecek bir sembolik çerçeve üretmektedir (Üstündağ, 2017).

5.5.3. Durumsal etik ve ahlaki sınırların bulanıklaşması

Güncel dizi evreninde norm ihlalleri sıklıkla karakterin içinde bulunduğu olağanüstü koşullar ve kişisel hikâyesi üzerinden gerekçelendirilmekte; doğru–yanlış ayrımı evrensel ilkelere değil, bağlama göre şekillenen bir “haklılık dili”ne yaslanmaktadır.

Bu durum, özellikle ilişkiler ve aile içi etkileşimler bağlamında daha görünür hâle gelmektedir. Fiziksel şiddetin görece sınırlı olduğu, ancak psikolojik baskı, kontrol ve yönlendirme pratiklerinin ön plana çıktığı Kızılcık Şerbeti gibi yapımlarda, bireysel sınırların ihlali ve baskı yoluyla karar aldırma dramatik anlatının olağan unsurları hâline gelebilmektedir.

Bu tür temsiller, yerli literatürde tartışılan ilişkisel ve psikolojik şiddetin normalleştirilmesi riskleriyle doğrudan örtüşmektedir (Ünlü, 2009; Karaaslan, 2021; Çağlar, 2019).

5.5.4. Statü ve maddi hayatın yüceltilmesi

Güncel dizilerde statü ve başarı anlatısı, çoğu zaman düzenli emek ve kurumsal yükselme yerine; güç ilişkileri, hızlı zenginleşme, yeraltı ağları ve görünür tüketim kalıpları üzerinden kurulabilmektedir.

Örneğin Uzak Şehir’de güç ilişkileri ve yerel otoriteler etrafında şekillenen anlatı, statünün yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda korku, itibar ve nüfuz üzerinden inşa edildiği bir düzeni görünür kılmaktadır. Erkek karakterlerin güç ve tehdit kullanımı yoluyla sosyal konumlarını pekiştirmeleri, şiddetin ve baskının statü üretici araçlar olarak temsil edilmesine yol açmaktadır.

Buna karşılık kamu kurumlarını merkezine alan bir anlatı sunmasına rağmen Teşkilat gibi yapımlarda da şiddet sıklıkla kaçınılmaz ve zorunlu bir çözüm yolu olarak çerçevelenmekte; yüksek idealler ve tehdit algısı üzerinden gerekçelendirilerek etik boyutu geri planda bırakılabilmektedir.

Bu örnekler, Türkiye’de yapılan içerik analizlerinde ortaya konulan “başarı–kuralsızlık” ve “güç–şiddet–statü” bağlantılarının güncel anlatılarda nasıl yeniden üretildiğini göstermektedir (Çağlar, 2019; Üstündağ, 2017).

6. ETKİ MEKANİZMALARI, ARACI VE GÜÇLENDİRİCİ FAKTÖRLER

Dizilerin gençler üzerindeki etkileri, tek bir psikolojik mekanizmayla açıklanamaz. Literatür, model alma, özdeşleşme, ahlaki yeniden çerçeveleme ve duyarsızlaşma süreçlerinin birlikte işlediğini göstermektedir (Huesmann et al., 2003; Coyne et al., 2018).

Özellikle dizilerde şiddetin sonuçlarının sınırlı biçimde gösterilmesi, mağduriyetin kısa sürede anlatıdan dışlanması ve odağın failin kişisel hikâyesine yönelmesi, genç izleyicilerde şiddetin duygusal yükünü azaltmaktadır. Bu durum, duyarsızlaşma süreciyle birleştiğinde, şiddetin gündelik yaşamın olağan bir parçası olarak algılanmasına katkı sağlamaktadır (Huesmann & Bushman, 2018).

Literatür, dizilerin etkisinin bireysel ve toplumsal bağlamdan bağımsız olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle aile içi denetimin zayıf olduğu, okul aidiyetinin düşük olduğu ve gelecek beklentilerinin sınırlı olduğu bağlamlarda dizilerde sunulan hızlı yükselme, güç ve statü anlatıları daha çekici hâle gelmektedir (Huesmann & Bushman, 2018).

Türkiye bağlamında genç işsizliği, gelir güvencesizliği ve sosyal hareketlilik kanallarının daralması, dizilerde sunulan kuralsız başarı anlatılarını sembolik olarak daha güçlü kılmaktadır. Bu nedenle dizilerin etkisi, yalnızca bireysel psikolojiyle değil, yapısal toplumsal koşullarla birlikte değerlendirilmelidir.

7. YÖNTEMSEL SINIRLILIKLAR VE NEDENSELLİK SORUNU

Bu alandaki en temel sorun, diziler ile gençlerin tutum ve davranışları arasında doğrudan nedensel bir ilişkinin kurulmasının metodolojik olarak güç olmasıdır. Mevcut çalışmaların büyük bölümü kesitsel tasarıma dayalıdır ve öz-bildirim verileri kullanmaktadır (Anderson et al., 2003; Huesmann et al., 2003).

Bu nedenle dizilerin gençler üzerindeki etkilerinin düzeyi ve yönü kesin biçimde belirlenememektedir. Şiddete eğilimli gençlerin şiddet içerikli dizileri daha fazla izliyor olması ihtimali, ters nedensellik sorununu gündeme getirmektedir. Bu durum, dizilerin etkilerinin tamamen yok sayılmasını gerektirmemekle birlikte, bulguların temkinli yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır.

8. GENÇLER ARASINDA GÖRÜLEN OLAYLAR, EĞİLİMLER VE EKONOMİK BAĞLAM

8.1. Medyaya yansıyan gençlik olaylarının genel görünümü

Türkiye’de son yıllarda gençlerle ilişkilendirilen ve ulusal medyada geniş yer bulan olayların belirli temalar etrafında yoğunlaştığı görülmektedir. Bunlar arasında özellikle okul ve okul çevresinde yaşanan fiziksel şiddet vakaları, kesici-delici alet kullanımına dayalı saldırılar, öğretmenlere yönelik şiddet, kamusal alanlarda gerçekleşen genç failli saldırılar ve uyuşturucu/uyarıcı madde kullanımına ilişkin vakalar öne çıkmaktadır.

Bu olayların önemli bir bölümü münferit nitelikte olsa da, medyada görünürlük düzeylerinin artması, gençlik şiddeti ve risk davranışlarına ilişkin toplumsal kaygıyı güçlendirmiştir. Ancak bu noktada kritik ayrım şudur: Medyada daha fazla yer alması, tek başına olgusal bir artışın kanıtı değildir. Bu nedenle değerlendirme, resmî istatistiklerle birlikte ele alınmalıdır.

8.2. Resmî veriler ışığında “artış” sorunu

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri, son yıllarda çocuk ve ergenlerin karıştığı olayların hacmine ilişkin önemli göstergeler sunmaktadır. TÜİK verilerine göre, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 2024 yılında bir önceki yıla kıyasla yaklaşık %10 oranında artmıştır (TÜİK, 2024).

Bu artış, tüm suç türlerinde homojen bir yükseliş anlamına gelmemekle birlikte, çocuk ve ergenlerin adli ve güvenlik sistemiyle temasının nicel olarak genişlediğine işaret etmektedir. Akademik literatürde bu tür artışlar, genellikle “suça sürüklenme” kavramı çerçevesinde ele alınmakta; bireysel eğilimlerden ziyade sosyal, ekonomik ve kurumsal koşullarla birlikte değerlendirilmektedir.

Dolayısıyla mevcut veriler, “gençler eskisine göre daha şiddetlidir” gibi genelleyici bir iddiayı doğrudan doğrulamaz; ancak gençlerin riskli davranışlarla ve güvenlik birimleriyle temas sıklığının arttığını göstermesi bakımından dikkate değerdir.

8.3. Ekonomik koşullar ile gençlik davranışları arasında kurulabilecek bağlar

Bu noktada üçüncü soru önem kazanmaktadır: Türkiye’de gençler arasında görülen bu eğilimler, ülkenin ekonomik koşullarıyla ilişkilendirilebilir mi?

Literatür, ekonomik göstergeler ile gençlik davranışları arasında doğrudan ve tek yönlü bir nedensellik kurmanın metodolojik olarak sorunlu olduğunu vurgulamaktadır. Bununla birlikte, ekonomik koşulların gençlerin risk davranışları üzerinde dolaylı ve güçlendirici etkiler yaratabildiği kabul edilmektedir.

Bu bağlamda üç temel mekanizmadan söz edilebilir.

Birincisi, genç işsizliği, güvencesiz istihdam ve uzun süreli “bekleme hâli”, gençlerin gelecek beklentilerini zayıflatabilmektedir. Türkiye’de genç işsizliği ve atıl işgücü oranlarının uzun süredir yüksek seyretmesi, özellikle alt sosyo-ekonomik gruplarda umutsuzluk, değersizlik hissi ve kısa vadeli kazanç arayışlarını güçlendirebilmektedir (TÜİK, 2024).

İkincisi, yoksulluk ve gelir güvencesizliği, okul terkleri, kayıt dışı çalışma ve çocuk işçiliği gibi risk faktörleriyle birlikte ilerleyebilmektedir. Bu durum, gençlerin hem eğitim sistemiyle bağlarının zayıflamasına hem de suça sürüklenme riskinin artmasına yol açabilen bir toplumsal zemin yaratmaktadır.

Üçüncüsü, ekonomik baskı dönemlerinde kurumsal kanallarla yükselme ve başarı elde etme inancı zayıflayabilmekte; buna karşılık “kısa yol”, “güç yoluyla statü” ve “kuralsız başarı” anlatıları sembolik olarak daha çekici hâle gelebilmektedir. Bu mekanizma, bu makalede tartışılan televizyon dizilerindeki şiddet, kuralsızlık ve maddi başarı temsilleriyle doğrudan örtüşmektedir.

Burada vurgulanması gereken nokta şudur: Ekonomik koşullar tek başına şiddet veya suç üretmez; ancak belirli kültürel anlatılarla (örneğin şiddetin meşrulaştırıldığı, hukukun etkisiz gösterildiği ve maddi başarının kuralsız yollarla yüceltildiği medya temsilleriyle) birleştiğinde, gençler açısından riskli davranışların anlamlandırılmasını kolaylaştıran bir bağlam oluşturabilir.

Gençlik davranışlarındaki risk artışını tek bir nedene indirgemeden, medyaya yansıyan olay türleri ile resmî göstergeleri birlikte düşünmeye ihtiyaç vardır. Ekonomik koşulların tek başına belirleyici olmadığı; ancak kültürel anlatılar ve kurumsal/ailesel aracı faktörlerle birleştiğinde riskleri güçlendirebildiği görülmektedir.

9. BİTİRİRKEN

Bu literatür değerlendirmesi, televizyon dizilerinin gençler üzerinde tek başına ve doğrudan bir şiddet üretim aracı olmadığını; ancak şiddeti, kuralsızlığı ve ahlaki sınır aşımını giderek daha anlaşılır, tolere edilebilir ve kimi anlatı bağlamlarında meşru hâle getiren güçlü bir kültürel iklim ürettiğini ortaya koymaktadır.

Türkiye’de yürütülen içerik analizleri ve güncel dizilerden verilen betimleyici örnekler, şiddetin çoğu zaman kişisel gerekçelerle meşrulaştırıldığını, hukuki çözüm yollarının zayıflatıldığını ve maddi başarının kuralsız yollarla ilişkilendirildiğini göstermektedir. Bu anlatı yapıları, gençlerin norm dünyasında güç, statü ve başarı kavramlarının yeniden tanımlanmasına katkı sağlamaktadır.

Bu bulgular, medya temsilleri ile ekonomik ve kurumsal koşulların birlikte ele alınmasını gerektiren çok etmenli bir çerçeveye işaret etmektedir.

Birçok ülkede bu riskler karşısında yalnızca sansür temelli değil, eğitim temelli politikaların öne çıktığı görülmektedir. Örneğin Finlandiya ve Kanada’da ortaöğretim düzeyinde uygulanan medya okuryazarlığı programları, gençlerin dizilerde ve dijital içeriklerde sunulan şiddet ve değer temsillerini eleştirel biçimde çözümleyebilme becerilerini güçlendirmeyi hedeflemektedir. Birleşik Krallık’ta ise yayıncı kuruluşlara yönelik rehber ilkeler, şiddet içeren sahnelerde sonuçların ve mağduriyetin daha görünür kılınmasını teşvik etmektedir (Ofcom, 2024; Opetushallitus, t.y.; MediaSmarts, t.y.).

Türkiye bağlamında da gençleri dizilerin olası yıkıcı etkilerinden korumanın en etkili yolu, yalnızca yayın kısıtlamaları değil; okul temelli medya okuryazarlığı programlarının güçlendirilmesi, ailelere yönelik rehberlik çalışmalarının yaygınlaştırılması ve yayıncılık alanında etik sorumluluk bilincinin kurumsal düzeyde desteklenmesidir. Bu yönde geliştirilecek politikalar, gençlerin medya içeriklerini pasif tüketiciler olarak değil, eleştirel ve bilinçli izleyiciler olarak değerlendirebilmelerini mümkün kılacaktır.

Kaynakça

Anderson, C. A., Gentile, D. A., & Buckley, K. E. (2017).
Media violence and other aggression risk factors in seven nations.
Personality and Social Psychology Bulletin, 43(7), 986–998.
https://doi.org/10.1177/0146167217703064

Anderson, D. R., Huston, A. C., Schmitt, K. L., Linebarger, D. L., & Wright, J. C. (2003).
Early childhood television viewing and adolescent behavior.
Monographs of the Society for Research in Child Development, 68(1), 1–154.
https://doi.org/10.1111/j.1540-5834.2003.06801001.x

Cantor, J. (2004).
Fright reactions to mass media.
In J. Bryant & D. Zillmann (Eds.), Media effects: Advances in theory and research (2nd ed., pp. 287–306).
Lawrence Erlbaum Associates.

Çağlar, B. (2019).
Televizyon dizileri ve şiddeti özendirme ilişkisi: Prime-time kuşağındaki yerli diziler üzerine bir inceleme.
Türkiye İletişim Araştırmaları Dergisi, 34, 1–22.
https://dergipark.org.tr/tr/pub/tihek/article/852549

Coyne, S. M., Linder, J. R., Rasmussen, E. E., Nelson, D. A., & Birkbeck, V. (2018).
Adolescents’ media consumption and aggression: The role of identification with aggressive characters.
Journal of Youth and Adolescence, 47(5), 1–14.
https://doi.org/10.1007/s10964-017-0812-3

Düşünen Adam – The Journal of Psychiatry and Neurological Sciences. (2014).
A content analysis of violence on Turkish primetime television shows.
Düşünen Adam, 27(4), 300–309.
https://dusunenadamdergisi.org/article/1391

Gerbner, G., Gross, L., Morgan, M., & Signorielli, N. (2002).
Growing up with television: Cultivation processes.
In J. Bryant & D. Zillmann (Eds.), Media effects: Advances in theory and research (2nd ed., pp. 43–67).
Lawrence Erlbaum Associates.

Huesmann, L. R., & Bushman, B. J. (2018).
Effects of violent media on aggression.
Current Opinion in Psychology, 19, 38–42.
https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2017.04.007

Huesmann, L. R., Moise-Titus, J., Podolski, C.-L., & Eron, L. D. (2003).
Longitudinal relations between children’s exposure to TV violence and their aggressive and violent behavior in young adulthood.
Developmental Psychology, 39(2), 201–221.
https://doi.org/10.1037/0012-1649.39.2.201

Jamieson, P. E., & Romer, D. (2014).
Violence in popular U.S. prime time television dramas and the cultivation of fear: A time series analysis.
Media and Communication, 2(2), 31–41.
https://doi.org/10.17645/mac.v2i2.18

Karaaslan, İ. A. (2021).
Televizyon dizilerinde flört şiddetinin temsili ve izleyici algıları.
ASR Journal, 5(1), 45–63.
https://asrjournal.org/files/asrjournal/3cc99b49-3af2-42fa-8955-5b840eeed1fc.pdf

MediaSmarts. (t.y.).

A digital media literacy framework for Canadian schools – Overview

https://mediasmarts.ca/teacher-resources/digital-literacy-framework/digital-literacy-framework-overview

Ofcom. (2024).

Section two: Harm and offence. (Last updated 19 February 2024).

Opetushallitus [Finnish National Agency for Education]. (t.y.).

Multiliteracy and media literacy.

https://eavi.eu/ml-in-finland/

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu. (2020).
Televizyon yayınlarında şiddet araştırması.
https://www.rtuk.gov.tr/rtuk-televizyon-yayinlarinda-siddet-arastirmasi-yapti-3058

Strasburger, V. C., Jordan, A. B., & Donnerstein, E. (2010).
Health effects of media on children and adolescents.
Pediatrics, 125(4), 756–767.
https://doi.org/10.1542/peds.2009-2563

Türkiye İstatistik Kurumu. (2024).

Güvenlik birimine gelen veya getirilen çocuk istatistikleri. TÜİK Yayınları.

Türkiye İstatistik Kurumu. (2024).

İşgücü istatistikleri. TÜİK Yayınları.

Ünlü, S. (2009).
Televizyon dizilerinde kadına yönelik şiddetin temsili
(Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Selçuk Üniversitesi, Konya.
https://acikerisim.selcuk.edu.tr/server/api/core/bitstreams/baeb6c63-3f69-4e16-a095-37b7f2c2eaf3/content

Üstündağ, A. (2017).

10–18 yaş arası gençlerin izledikleri dizilerin içerik açısından incelenmesi (Doktora tezi, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü).

*Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, eski YÖK Başkanı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir