Doğu Türkistan aktivisti Yücel Tanay, solun Uygurlara yapılan zulme ses çıkarmamasını irdeledi. ‘Eğer Doğu Türkistan’daki baskı karşısında sessiz kalınıyor veya Çin propagandasını tekrar ediliyorsa, sol sadece mazlumun değil, insanlığın ortak vicdanının karşısında ağır bir sınavı kaybetmiş olur’ diye yazdı.
Dünyanın gözleri önünde yaşananlar bazen en sessiz çığlıkları taşır. Doğu Türkistan’da milyonlarca insan, kamplara kapatılıyor, dilleri bastırılıyor, kimlikleri siliniyor; ancak bazı çevreler, bu gerçekleri görmezden gelerek “anti-emperyalizm” maskesi takıyor. İşte bu durum, solun vicdan sınavıdır.
Anti-emperyalizm, yalnızca Batı’ya karşı slogan atmak değildir. Bir hareket veya fikir, hangi devletten gelirse gelsin zulmü ve baskıyı teşhir etme sorumluluğunu taşır. Eğer Doğu Türkistan’daki sistematik baskı karşısında sessiz kalınıyor veya Çin propagandasını tekrar ediliyorsa, sol sadece mazlumun değil, insanlığın ortak vicdanının karşısında ağır bir sınavı kaybetmiş olur.
Peki bu sınavın konusunu oluşturan gerçekler nelerdir? Öncelikle, milyonlarca Uygur ve diğer etnik azınlık birey, kamplara zorla alınıyor. Çin hükümeti, bu kampları “meslek eğitimi merkezi” olarak adlandırsa da bağımsız insan hakları raporları ve kaçan mahkumların anlatımları bunun keyfi alıkoyma ve ideolojik dönüştürme merkezleri olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İnsanlar burada siyasi, dini ve kültürel kimliklerinden arındırılmaya çalışılıyor; ailelerinden koparılan çocuklar ideolojik eğitimle büyütülüyor.
İkinci boyut, zorla çalıştırma ve ekonomik sömürüdür. Uygurlar, fabrikalara ve üretim hatlarına sevk ediliyor; pamuk, tekstil ve güneş paneli üretiminde kullanılıyorlar. Bu uygulamalar, modern ekonominin göz alıcı başarı hikâyeleri olarak sunulsa da gerçekte bir halkın emek ve kimliğinin sömürülmesidir. Sözde “ekonomik kalkınma” söylemleri, sistematik insan hakları ihlallerinin kılıfına dönüştürülüyor.
Üçüncü ve belki en dramatik boyut, nüfus kontrolü ve kültürel soykırımdır. Zorunlu doğum kontrolü, spiral, kısırlaştırma ve kürtaj uygulamaları, Uygur nüfusunu hedef alıyor. Camilerin yıkılması, mezarlıkların ortadan kaldırılması, Uygurca eğitimin tasfiyesi ve aydınların tutuklanması, kültürel yok etme politikalarının açık göstergeleri. Tüm bu uygulamalar, yalnızca bireysel hak ihlali değil; bir halkın kimliğini silmeye yönelik sistematik bir saldırıdır.
İşte bu noktada, solun vicdanı devreye girmelidir. Eğer bir düşünce çevresi veya yayın, Çin’in Doğu Türkistan politikasını aklamak için makaleler veya analizler yayımlıyorsa, burada ahlaki ve entelektüel bir çöküş söz konusudur. Emperyalizm karşıtı olduklarını iddia edenlerin, bu zulmün yanında saf tutması, yalnızca etik değil, tarihsel olarak da bir utanç kaydıdır.
Sol, anti-emperyalizmi yalnızca Batı’ya karşı bir duruş olarak görmemelidir. Anti-emperyalizm; kimden gelirse gelsin zulme karşı durabilmektir. Eğer mazlum halkların sesi yerine güçlü devletlerin propagandasını tekrar ediyorsa, bu yalnızca hakikati çarpıtmak değil, zalimin yanında yer almak anlamına gelir. Doğu Türkistan’daki kamplar, zorla çalıştırma ve kültürel yok etme uygulamaları, sözde anti-emperyalist bir yaklaşım tarafından görmezden gelindiğinde, vicdanın ve tarih bilincinin çöküşünü işaret eder.
Bu sınavın sonucu açıktır: Sol, Doğu Türkistan’da durduğu yeriyle anılacaktır. Eğer mazlumların yanında durursa, hakikati ve insanlığı savunmuş olur. Eğer zulmün propagandasını tekrar ederse, tarih önünde ağır bir sorumluluk altına girer. Çünkü bazı yalanlar yalnızca yanlış değildir; bazı yalanlar suçun kendisidir.
Doğu Türkistan’da yaşananlar, sadece coğrafi bir mesele değildir; insanlığın, vicdanın ve hakikatin sınandığı bir alandır. Sol, bu sınavı geçip geçemeyeceğini göstermek zorundadır. Mazlumun yanında mı, yoksa zalimin propagandasının arkasında mı duracağı; tarih tarafından not edilecektir.
Ve unutulmamalıdır: Gerçek, ne kadar çarpıtılırsa çarpıtılsın, er ya da geç ortaya çıkar. Hakikati örtmek için kullanılan kelimeler, bir gün suçun delili haline gelir. Doğu Türkistan’da yaşananlar, vicdanın sessizliğiyle ölçülür; ve bugün bu sessizlik, sınavın en net cevabıdır.
KAYNAKÇA
1.Council on Foreign Relations — China’s Repression of Uyghurs in Xinjiang.
Çin’in Sincan’daki baskı politikaları, kitlesel gözaltılar ve zorla çalıştırma uygulamaları hakkında kapsamlı analiz. Birçok ülkenin politikaları “soykırım” olarak nitelendirdiği bilgileri de içerir. China’s Repression of Uyghurs in Xinjiang (CFR)
2.Uyghur American Association — ‘Re-education’, forced labour and surveillance beyond Xinjiang.
Uygurların re-education kamplarından gelen zorla çalıştırma uygulamaları ve gözetim sistemleri dahil olmak üzere çeşitli insan hakları ihlallerini belgeleyen rapor. ‘Re-education’, forced labour and surveillance beyond Xinjiang (UyghurAA)
3.Hakan Kolçak & Osman Ercan — Baskı Altındaki Uygurlar: Doğu Türkistan’da Sürdürülen Sistematik İnsan Hakları İhlalleri.
Türkiye’de yayımlanmış akademik çalışma; Sincan’da sürdürülen hak ihlallerini hukuki ve sosyal boyutlarıyla değerlendirir. Baskı Altındaki Uygurlar: Sistematik İnsan Hakları İhlalleri (Türk Dünyası Araştırmaları)
*Yücel Tanay, araştırmacı yazar ve Doğu Türkistan aktivisti.
