Ekopolitik kurucularından A. Tarık Çelenk, 2019’da eski Başbaklan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan ve geçtiğimiz hafta resmen feshedilen Gelecek Partisi’ni yazdı. Partinin geçmişin labirentlerinden kendini ayrıştırabilsi durumunda gelecekte yaşamaya devam edebileceğini söyledi.
12 Aralık 2019’da Gelecek Partisi, Bilkent Otel’de kuruluşunu ilan etmişti. O günün siyasi baskı koşullarında muhafazakâr tabana hitap edecek, farklı bir ifadeyle AK Parti’ye kendi tabanında şerik olma iddiası taşıyan bir parti kurmak ve bunun altyapısını hazırlamak ciddi bir azim ve cesaret gerektiriyordu. Ahmet Hoca bu kararlılığı gösteriyordu. Bu bile tek başına siyasi tarihe düşülecek önemli bir nottu.
Kurucular Kurulu fotoğrafı ise ülkenin geleceği adına heyecan ve umut veriyordu. Yaş ortalaması düşüktü; eğitim seviyesi ve yeni yüzler bakımından zengin bir kadro vardı. İnsanların gözlerinin içi parlıyordu. Kurucular arasında Hoca’ya AK Parti içinde vefa gösteren dostları, BİSAV çevresinden yetişmiş aydınlar ve teşkilatçılık açısından her sağ parti için olmazsa olmaz sayılabilecek, Ülkücü kökenden gelen, toplumsal ve siyasal hayatı bilen isimler bulunuyordu. Hoca’yla ideolojik olarak farklı yerde duran, nitelikli buldukları bir başbakana duydukları saygı ve güvenle orada bulunan seküler Kemalist kadınlar da dikkat çekiyordu. Ortaya çıkan tablo ülke ortalamasını yakalıyor; hem “yeni” hem de “gelecek” iddiasını taşıtıyordu.
Bu insanların beklentilerinin, hayallerinin ve aralarında ortaya çıkabilecek doğal çıkar çatışmalarının yükü ve yönetim sorumluluğu ise büyük ölçüde Ahmet Bey’in omuzlarındaydı.
Parti, benim gözümde ve umutlarımda, muhafazakâr mahallenin üretebildiği tek elde kalan ciddi düşünce ve paradigma çalışmalarının yapılacağı bir düşünce ekolünün adeta siyasal bir partiye dönüşmüş hâliydi.
Ahmet Hoca beni partiye davet ettiğinde, “Türk Sağı: Mahalle, Kriz ve Kritik” kitabımı elinde sallayarak, “Bak, bu partiyi bu kitapta bahsedilen dönüşüm için kurdum; beraber burada bunları gerçekleştireceğiz” diyordu.
22 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla Gelecek Partisi, aradan geçen yaklaşık yedi yılın ardından kendisini feshederek tarihindeki bu parantezi kapattı. Bana göre bu karar sıradan bir parti feshi değildi. Toplumun farklı kesimlerinde, az veya çok, bir burukluk yarattı. Belki de bu burukluğun kaynağı, Gelecek Partisi’nin siyasi etik ve ahlak gibi tezlerinin günlük siyasette pek karşılığı görülmese de insanımızın derinlerinde hâlâ varlığını koruyan bir vicdana dokunmuş olmasıydı. Ahmet Davutoğlu’nun fesih manifestosundaki topluma ve siyasi sisteme yönelik sitemkâr seslenişi de bu duygusal karşılığı yakalıyordu.
Bugün bu özgün tecrübenin ardından bir kritik yapmak hem kamuoyuna hem de ileride bu dönemi araştıracaklara karşı boynumuzun borcudur. Hiçbirimiz hakikatin tek sahibi olamayız. Zaten hakikati bütünüyle temsil ettiğimizi iddia etmek de başlı başına sorunludur.
Mürit olmak, yani iradenizi bir başkasına teslim etmek, siyasette veya akademide insanın bazen kendisinin dahi fark edemediği bir durumdur. Aynı yolda yürüdüğünüz insanlar eleştirenleri anlamak istemeyebilir, hatta onları yok sayabilir. Kritiklerimin bu anlamda bazı dostlarca ekşi karşılandığının farkındayım.
Gelecek Partisi’nin siyasette yoluna devam etmesinin giderek anlamsızlaşmasında mahallenin kimlik kapanı, vicdan-güç sorunu ve otokratik-popülist siyaset kadar, tartışmasız biçimde hareketin fikrî ve siyasi lideri olan Ahmet Bey’in siyasi tercihleri ve zaman zaman onun iradesini de aşan zorunlu süreçler belirleyici olmuştur.
Bu tercih veya hataları parti içi ve dışındaki siyasi ilişki yönetimi olarak ikiye ayırabiliriz. Bunların hepsi sonuçta beşerîdir. Ancak ben temel sorunu başka bir yerde görüyorum: Hoca, elinde Türk Sağının nasıl dönüşmesi gerektiğini anlatan kitabımı sallarken işaret ettiği dönüşümün gereklerini zamanla erteledi veya mevcut siyasal statükodan yeterince kopamadı. Tabiri caizse reformcuydu ama devrimciliğe yanaşamadı.
Partiyi kurarken de milletvekili tercihlerinde de zihninin bir tarafında AK Parti’de geçen altın yıllarının hatırası vardı. Kendi belki ayrışsa bile kamuoyu onu bilinçüstü süreçlerde Ak parti ile ayrışmamış algıladı. AK Parti tabanının ve siyasal kadrolarının, partinin 2023’te muhtemel bir yenilgi yaşaması hâlinde kendisini ve Gelecek Partisi’ni tercih edeceklerini varsaydı. Tercihlerini de büyük ölçüde bu beklenti belirledi. Ancak bu hülya gerçekleşmeyince, seçtiklerinin ezici çoğunluğu parlamentoda vefa hukukunu bir kenara bırakıp öz yuvalarına döndüler.
Sonuçta Hoca, “öz” veya “yeniden büyük AK Parti” nostaljisini hiçbir zaman tam olarak terk edemedi. Muhalif seçmen de iktidar seçmeni de bu ayrışamama hâlinin farkındaydı. Oysa Gelecek Partisi’nin postu, post-AK Parti dönemine göre biçilmeliydi.
Gelecek Partisi yeni bir fikrî paradigmayı ve gerçek bir değişimi örgütleyebilseydi, siyasi başarısızlığı belki dönemselde kalabilirdi. İnşa ettiği fikirle bir gün iktidar olma imkânını da koruyabilirdi. Kurumsal olarak ise ideolojik MHP örneğinde olduğu gibi siyasal hayatta bir hassasiyet veya kendince fikir adresi olarak varlığını sürdürebilirdi. Belki Davutoğlu ismi de bütün eleştirileriyle birlikte, düşünce ile politika arasındaki konumu bakımından kurucu fikir babası Ziya Gökalp’i, siyasal hareket oluşturma bakımından ise Erbakan ve Millî Görüş tecrübesini hatırlatan biçimde Gelecek Partisi ile tarihsel olarak iç içe geçebilirdi.
Bir başka sorun, Gelecek Partisi programının teknik olarak oldukça iyi hazırlanmasına rağmen radikal bir paradigma değişimi önermemesiydi. Bunun yanında Hoca, akademide yaptığı gibi, Gelecek Partisi’nde de geleceğe aday genç siyasetçileri yanında tutmasına karşın yetiştirmeye yeterince zaman ayıramadı.
Partiye girerken Hoca’ya tek bir soru sormuştum:
“Siz bu mücadeleyi kendi onurunuz için mi, yoksa çürütülen ilkelerimizi onarmak için mi veriyorsunuz?”
Cevabı netti:
“Kendimi yok sayıyorum; mücadelem ilke mücadelesidir.”
İkna olmuştum. Zaten siyasetten çekilme kararı bu hüsnü zannımızı güçlendiriyordu.
Geçenlerde yabancı bir haber kanalına verdiğim mülakatta partinin olumlu taraflarını da sıralarken, “Adına rağmen ne yazık ki geçmişten çıkamadı” demiştim. Sanırım bazı dostlar buna darıldı. Ancak ne yazık ki kanaatim hâlâ bu yönde.
Konumuz değil ama şu sorulabilir “peki DEVA geçmişte oyalanmadı gelecek vizyonu çizdi o neden başaramadı” bunun cevabı açıktır DEVA gelecek vizyonu çizdi ama geleceğin hikayesi içinde halk kendini biraz yabancı hissetti orada da halk hikayeye giremedi hikaye elit kaldı.
“Partiler millet tarafından kurulur, millet tarafından kapatılır” denir. Ne denirse densin, Gelecek Partisi kurulurken toplumun bir kesimi olumlu bir “Acaba?” diyordu ve karşılık vermeye hazırlanıyordu. Fakat toplum kendisini yeni ve kendisinin de ortak edildiği bir hikâyenin içinde bulmak, o hikâyeyi yaşamak istiyordu. Bu hikâye ne yazık ki eski ve bireysel hesaplaşmaların ötesine yeterince geçemedi. Halk bunu bireysel geçmişin onurlu bir hak arayışı olarak gördü; fakat kendisini hikâyenin içine dahil etmedi. İnsanlar Hoca’dan belki de sadece şu cümleyi duymayı bekliyordu: “Şuralarda yanlış yaptım; bundan sonra gelin şunları beraber yapalım.”
Seçim yaklaşırken statükoyu radikal biçimde eleştirmek, bugünle ve geçmişle yüzleşmek yerine bir tür eylem pragmatizmi tercih edildi. 6’lı Masa’nın iktidara geleceği varsayımıyla nitelikli parti kadrosuna güvenildi; bunun icraatta millete güven mesajı vereceği düşünüldü. Ancak 2023 seçim sonuçlarına ilişkin kimsenin ciddi bir B planı yoktu. En azından Haziran 2023’te fesih veya yeniden fikrî ve kurumsal yapılanma kararı alınabilirdi.
Zamanla iş, Ahmet Bey’in faziletine ve ahlakına hayran olanların derneğine dönüşme görüntüsü vermeye başladı. Böyle olunca fesih de giderek kaçınılmaz hâle geldi.
Genel siyasi af, hangisinin darbe hangisinin yolsuzluk olduğu tartışması, Hamas ve 7 Ekim gibi önemli konularda da partinin çizgisi cari statükonun ve ideolojik nostaljinin gölgesinde kaldı. Oysa yeni bir paradigma iddiasındaki siyasi hareketin, zor meselelerde eski mahallenin reflekslerini tekrarlamak yerine kendi ilkelerini ve düşünce yöntemini açık biçimde ortaya koyabilmesi gerekirdi.
Kişisel olarak Gelecek Partisi’nden hiçbir zaman ciddi bir kişisel beklentim olmadı. Zaten kurucu değildim; böylesi biraz da ayıp olurdu. Bu yazdıklarımı da kendilerine defalarca ifade ettim. Buna karşılık başka bir siyasi partide kolay kolay bulamayacağım güzel ve kalıcı dostluklar kazandım. Sayıldım; ben de hepsini saydım.
Ahmet Bey’de bugün ülkenin ihtiyaç duyduğu ciddi bir teorik arka plan ve devlet tecrübesi bulunmaktadır. Ancak bu birikimin kamuoyunda yeniden değer kazanabilmesi için bugüne kadar yeterince yapmadığı entelektüel ve siyasal bir özeleştiriyi yapmasını gerektirmektedir. Bunları ifade ederken kendisinin ittifak süreçlerindeki samimi çabalarını ve fedakârlıklarını da ayrıca not düşmek isterim. Akademinin, siyasetin, sivil toplumun ve uluslararası kuruluşların bu birikime ihtiyacı vardır. Denetlenemeyen bir başkanlık sisteminde değil ama denetlenebilir bir parlamenter sistemde Ahmet Bey’in ideal bir Cumhurbaşkanı adayı olabileceğine de inanmaktayım.
İfade ettiğimiz gibi sorun hakiki veya genişletilmiş yeniden büyük Ak parti hayali olmamalıydı, sorun Ak parti sonrası deneyimleri ve geleceği inşa edecek geleceğin partisini inşa edebilme sorunuydu. Gelecek Partisi geçmişin labirentlerinden kendini ayrıştırabilse, bunu başarabilseydi seçim kaybedebilir, fakat gelecekte yaşamaya devam edebilirdi.
*Ahmet Tarık Çelenk, Ekopolitik Düşünce kurucusu.
