Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Uzmanı Göktuğ Çalışkan, Rusya’nın Afrika’ya yönelik tahıl ihracatı ile silah satışlarını Sahel’deki güvenlik iş birliğini birlikte ele aldı. Moskova’nın gıda ve silah tedarikini aynı elde toplamasının Afrika hükümetleri için hem bir pazarlık kozu hem de bağımlılık riski taşıdığını irdeledi.
Bir hükümete buğday satan taraf ile o hükümetin ordusuna silah satan tarafın aynı adresten çıkması, kimsenin gözünden kolay kolay kaçmıyor. Moskova son bir yılda Afrika kıtasında tam olarak bunu yapıyor; bir yandan gemiler dolusu tahıl gönderiyor, öte yandan Sahel’deki yönetimlere silah ve eğitim desteği sağlıyor. Bu iki taraflı durum ilk bakışta sıradan bir ticaret hikâyesi gibi duruyor, ama biraz kazınınca altından çok daha derin ve katmanlı bir pazarlık çıkıyor. Kimi hükümet için Rusya bir cankurtaran rolü üstleniyor, kimi hükümet için ise riskli bir ortak haline geliyor.
Temmuz ayında Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Nijer’e yaptığı ziyaret, bu ikili ilişkinin ne ölçüde somutlaştığını gösterdi. Aynı hafta Rusya’nın tarım ihracatçıları geçen sezonun rekorlarını duyurdu ve bu zamanlama Moskova’nın kıtaya yaklaşımının iki ayağını birlikte özetledi. İki alan da tesadüfen değil, aynı diplomasi masasında birlikte yönetiliyor.
BUĞDAY CEPHESİNDE REKOR BİR SEZON
Rusya, 2025/26 sezonunda buğday ihracatını yüzde 13,7 artırarak 48 milyon tona çıkardı. Bu hacmin büyük bölümü Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya gitti, ama Sahra altı Afrika’ya yapılan sevkiyatlar da hafife alınacak boyutta değil. Mısır on milyon tonluk alımla listenin başında yer aldı ve bu miktar geçen sezona göre yüzde 6, beş yıllık ortalamaya göre yüzde 27 yüksek; Sudan’ın alımı ise geçen sezona kıyasla ikiye katlanarak 2,2 milyon tona ulaştı.
Kenya, Tanzanya, Uganda, Cibuti ve Somali gibi ülkelerde artış oranları çok daha çarpıcı bir seyir izliyor. Kenya’nın alımı beş yıllık ortalamanın yüzde 83 üzerine çıkarken Somali’de bu oran yüzde 200’e dayandı, yılın ilk yarısında Rusya’nın Afrika’ya tarım ürünü ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre 1,4 kat büyüdü ve gelir 2,9 milyar dolara ulaştı. Bu rakamların ardında sıradan bir talep artışından fazlası var. Ukrayna’nın Karadeniz limanlarındaki ihracat kapasitesi son aylarda saldırılar yüzünden ciddi ölçüde kısıtlandı, buğday fiyatları iki yılın zirvesine tırmandı ve Rus tedarikçiler bu boşluğu hızla doldurmayı başardı.
Moskova için bu durum ticari bir kazancın ötesinde siyasi bir görünürlük fırsatı taşıyor. Her rekor sevkiyat haberi Rus dış politikasının Afrika’daki varlığını hatırlatan bir vitrin işlevi görüyor. Bu vitrin Batılı basında pek yer bulmasa da Afrika kamuoyunda düzenli olarak haber oluyor, dolayısıyla algı yönetimi ticaret rakamlarından bağımsız düşünülemiyor.
SAHEL’DE TÜFEK VE UN AYNI ELDEN GELİYOR
Mali, Nijer ve Burkina Faso’yu kapsayan Sahel Devletleri İttifakı için durum farklı bir mantıkla işliyor. Bu üç ülke Fransa ile bağlarını kopardıktan sonra güvenlik ihtiyaçlarını Rusya’nın Afrika Kolordusu üzerinden karşılıyor. Wagner’in mirasını taşıyan bu yapı, Sahel yönetimlerine hem eğitim hem de silah desteği sağlıyor ve Lavrov’un Niamey’deki görüşmesinden çıkan ortak açıklamada Moskova, üç ülkenin ordularını güçlendirmeyi ve müşterek kuvvetlerine destek vermeyi sürdüreceğini belirtti.
Askeri ortaklık bu kadar yoğunlaşırken aynı ülkelerin gıda tedariki de büyük ölçüde Rus buğdayına yaslanır hâle geldi. Bir hükümetin silahını ve ekmeğini aynı kapıdan alması, sıradan bir ticaret ilişkisinin ötesinde bir anlama sahip; tedarikçi tek elde toplandığında hükümetin manevra alanı da haliyle daralıyor. Nijer yönetimi bu durumu bir kırılganlık olarak okumuyor, hatta tam tersine bunu hızlı ve şartsız bir destek olarak sunuyor.
Bu üç ülkenin nüfusu cihatçı isyanların baskısı altında yaşarken, hükümetler için tedarikçi çeşitliliği bir lüks gibi görünüyor. Öncelik hayatta kalmak, ikinci sırada ise bağımsız manevra alanını korumak geliyor. Askeri cephede kaybedilen her köy, gıda tedarikinde alternatif arama isteğini daha da geriye itiyor ve bu döngü Sahel hükümetlerini Moskova’ya daha sıkı bağlıyor.
BATI’NIN ÇEKİLDİĞİ BOŞLUK
Fransız askerlerinin Sahel’den ayrılması Avrupa’nın güvenlik alanındaki boşluğunu doldurdu, gıda tarafında da benzer bir geri çekilme yaşanıyor. Dünya Gıda Programı’na yönelik Rusya kaynaklı bağışlar, Batılı bankalardaki yaptırımlar nedeniyle yıllardır bloke durumda. Rus tarafı bu durumu sık sık gündeme taşıyor, yaptırımların insani yardımı siyasallaştırdığını söylüyor ve kurum yetkilileri bu blokaj yüzünden yüz binlerce kişinin gıda desteğinden mahrum kaldığını aktarıyor. Batı bu iddiaya doğrudan yanıt vermese de sahadaki durum Moskova’nın söylemine belli bir zemin sağlıyor.
Karadeniz’deki savaş bu ortamı daha da karmaşıklaştırıyor. Tahıl Koridoru Anlaşması’nın 2023’te çökmesinden sonra Ukrayna kendi güzergâhını kurdu, ama temmuz ayındaki saldırılar bu rotayı yeniden tehlikeye attı ve fiyatlar yükselirken Afrika’daki ithalatçı hükümetler için Rus tedarikinin cazibesi oldukça arttı. Bu durum aslında Batı’nın kıtadaki gıda diplomasisini yeniden düşünmesi gerektiğini gösteriyor, zira boşluk doldurulmadıkça Moskova’nın elindeki koz büyümeye devam edecek, çünkü Afrika hükümetleri boş masaya oturmaktan kaçınıyor.
Mısır ile Sudan’ın konumu bu noktada Sahel ülkelerinden epey farklı seyrediyor. Kahire, Rus buğdayına bağımlı olsa da Batı ile ilişkisini koparmıyor, IMF kredilerini ve Batılı yatırımları da elinde tutmaya çalışıyor. Sudan ise iç savaşın ortasında hangi tedarikçiye ulaşabiliyorsa ondan alıyor ve bu da Moskova için ayrı bir fırsat penceresi açıyor. Sahel ülkeleri ise güvenlik ve gıda ihtiyacını tek pakette çözmenin rahatlığını yaşıyor; kısa vadede bu pratik bir kazanç sayılabilir, uzun vadede ise tek tedarikçiye bağlı kalmanın riski, herhangi bir kriz anında hem silahın hem de ekmeğin aynı kapıda tıkanabileceği gerçeğinde saklı.
Ekim ayında Moskova’da toplanacak üçüncü Rusya-Afrika Zirvesi, bu ilişkiyi resmi bir 2027-2029 yol haritasına bağlamayı hedefliyor ve taraflar bu belgeyi zirvede imzalamayı planlıyor. Rus tarafı son on sekiz ayda on yediden fazla Afrika devlet başkanının Moskova’yı ziyaret ettiğini ve kıtadaki ticaret hacminin 27 milyar doları aştığını aktarıyor. Bu rakamlar iddialı görünüyor, ama taahhütlerin ne kadarının sahaya yansıyacağı hâlâ belirsiz bir soru işareti.
Afrika hükümetleri bu süreçte edilgen bir alıcı konumunda durmuyor. Kenya’nın ithalatını dokuz kattan fazla artırması ve Sudan’ın alım hacmini iki katına çıkarması, her ülkenin kendi hesabına göre hareket ettiğini gösteriyor; kimi Batı ile bağını korurken Rusya’dan ucuz buğday alıyor, kimi ise güvenlik ihtiyacını önceleyip bağımlılığı kabullenmiş görünüyor. Nijerya örneği bu çeşitliliği bir kez daha kanıtlıyor, zira Abuja hükümeti Rus tahılına belli ölçüde ilgi gösterirken savunma alanında hâlâ Batılı ortaklarla temaslarını sürdürüyor ve tek bir tedarikçiye teslim olmuyor.
Bu manzara, bir taraf kazandı öbür taraf kaybetti şeklinde okunmayı hak etmiyor. Rusya’nın sunduğu hız ve siyasi şartsızlık gerçek ve ciddi bir avantaj, fakat bu avantajın bedeli tedarik zincirinin kırılganlığında birikiyor. Bir hükümet için silahını ve ekmeğini aynı ortaktan alması, kriz anında iki cephede birden savunmasız kalması anlamına geliyor.
Öte yandan bu denge yalnızca Moskova’nın inisiyatifiyle şekillenmiyor. Afrika Birliği çevresinde tarım özerkliğini büyütme yönünde sesler yükseliyor, kimi ülke kendi gübre ve tohum üretimine yatırım yapmayı planlıyor; savunma sanayisinde de benzer bir arayış var, Nijerya ve Fas gibi ülkeler kendi silah üretim kapasitelerini genişletmeye çalışıyor. Bu adımlar henüz Rus tedarikinin ağırlığını dengeleyecek boyutta değil, lakin yönün değişebileceğine işaret ediyor. Kıtanın gerçek pazarlık gücü, tek bir tedarikçiye bağlı kalmadan çok kanallı ve çok yönlü ilişkiler kurabilme kapasitesinde yatıyor; Batı bu alandan çekildikçe Moskova’nın elindeki koz güçleniyor, Afrika hükümetleri de bu boşluğu doldurmak için kendi tarım ve savunma altyapısını büyütmek zorunda kalıyor.
Bu yatırım süreci hızlansa bile kıtanın bugünkü ihtiyaçlarını hemen karşılaması mümkün değil. Tarım altyapısı, sulama sistemleri ve tohum ıslahı gibi alanlarda yıllara yayılan bir dönüşüm gerekiyor, savunma sanayisinde de benzer bir olgunlaşma süresi söz konusu; dolayısıyla kısa vadede pratik tercihler ağır basıyor. Buğday çuvalının ve silah sandığının aynı geminin güvertesinde yol alması, kıtanın bağımsızlık arayışı ile gündelik ihtiyaçları arasındaki gerilimi özetliyor. Bu gerilim yakın gelecekte kolayca çözülecek bir mesele gibi görünmüyor, gemiler ve konvoylar şimdilik dolmaya devam ediyor.
*Göktuğ Çalışkan, Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Uzmanı.
