Görüşler

Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın ortak yönleri

Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın ortak yönleri

Hukukçu Abbas Bilgili, Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın farklı hayat görüşlerine sahip olsalar da özünde birbirlerine benzediklerini yazdı. İki ismin dünya görüşlerini şiirlerinden öte daha somut biçimde düz yazılarında ele aldıklarını belirtiyor. Bilgili, Türk edebiyetının en önemli şairlerinin nasıl bir siyasal düzen ve nasıl bir demokrasi arzu ettikleri üzerinde duruyor.

Yazının başlığı olarak kullandığımız “Nazım Hikmet ve Necip Fazıl benzerliği” cümlesini görüp de tepki gösteren çok kişinin olacağını tahmin etmek güç değil. İki farklı dünyanın bu iki ünlü şairinin benzer olduğunu iddia etmek elbette şaşırtıcıdır. Biri sosyalist / komünist, diğeri İslamcı kimliğiyle bilinen ünlü şairlerimizin yazdıkları, şiirlerinden ibaret değil. Dünya görüşlerini şiirlerinde de yansıttılar ama daha somut biçimde düz yazılarında ele aldıklarını biliyoruz. Yazdıklarından yola çıkarak nasıl bir yönetim, nasıl bir siyasal düzen ve nasıl bir demokrasi arzu ettikleri üzerinde duracağız ve rengi farklı olsa da özünde inanılmaz bir benzerlik olduğunu görmeye ve göstermeye çalışacağız.

İKİSİ DE NAMIK KEMAL’E SALDIRIYOR

İlk dikkatimi çeken şaşırtıcı benzerlik iki şairin Namık Kemal konusunda yazdıkları oldu. İkisi de Namık Kemal konusunda aşağı yukarı aynı noktada duruyorlar ve ikisi de Hürriyet Kasidesi gibi bir özgürlük destanını yazmış şairi ağır ve aşağılayıcı biçimde eleştiriyor.

Nazım Hikmet, bir şiirinde Namık Kemal için “takma aslan yeleli Namık Kemal” diyerek, onun yelelerinin “takma” olduğundan hareketle, aslanlığının sahte olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Peki Necip Fazıl ne diyor? İlginçtir, o da aynı Nazım Hikmet gibi anlatıyor Namık Kemal’i. Necip Fazıl’a göre Namık Kemal “sahte kahramandır.” Sahte Kahramanlar isimli kitabında, şiirini hiç beğenmediği vatan şairinin “vatan”dan başka kelime bilmediğini iddia ediyor. Şairliği, tiyatro yazarlığı, tarihçiliği, makaleciliği son derece zayıfmış! Pehlivan taklidi yapan bir cüce imiş! Bedestenden alınmış sırma kaftan içinde bir cüce imiş! Böyle diyor Necip Fazıl.

Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın benzer kavramlarla saldırdıkları Namık Kemal sadece bir şair ve yazar değil, önemli bir düşünce insanıdır. Demokrasi ve hukuk konusunda ise bu iki şairden önce yaşamış olmasına rağmen onlardan fersah fersah ileridedir. Ülkemizde daha “kuvvetler ayrılığı”nın ne olduğunun bilinmediği dönemde Namık Kemal yargı, yasama ve yürütmenin ayrılığını ifade eden kuvvetler ayrılığının faziletlerinden bahsederek, ileri görüşlülüğünü göstermiştir. Nitekim biz de Namık Kemal’deki kuvvetler ayrılığı düşüncesini incelediğimiz bir makalemizi Güncel Hukuk dergisinde (Mayıs-Haziran 2018) yayınlamıştık.

NAZIM HİKMET STALİN DEMOKRASİSİNİ ÖVÜYOR

Nazım Hikmet’in 1936’da yayınlanan ve çok da bilinmeyen bir kitapçığı var. “Sovyetlerin Anakanun Projesi Dolayısıyla Sovyet Demokrasisi” adını taşıyan 32 sayfalık metinde Stalin’in 1936 tarihli anayasası övülürken, Namık Kemal’e de eleştiri var. Belki şaşıracaksınız ama gerçek hürriyetin Stalin Rusyası’nda olduğunu söylüyor! Dediğine göre, Marks, Engels, Lenin ve Stalin tarafından telakki edilen sosyal hürriyetlerin Namık Kemal’in istediği hürriyetle kelime benzerliğinden başka müşterek bir tarafı yokmuş. Namık Kemal’in istediği hürriyetin sosyal şartları yıkılarak yok edilmek suretiyle Sovyetlerdeki hürriyet tahakkuk etmiş!

Stalin Rusyası’nın nasıl bir polis devleti olduğunu bütün dünya biliyor. Esasen 1953’te ölümünden sonra bizzat Sovyet yetkilileri Stalin’in katliamlarını, sürgünlerini, toplama kamplarını açıkladılar.

Bu konuda soldan ve sağdan yazılan ciddi bir külliyat oluşmuş durumda.

Nazım’ın kitapçığı anayasa ile ilgili olduğu için, diğer yayınları bir kenara bırakarak

üniversitelerimizde okutulan bir anayasa hukuku kitabından alıntı yapmak istiyoruz. Nazım’ın kitapçığında Karl Radek ismi de geçtiği için, alıntı yapacağımız kitaptan da K. Radek’in isminin geçtiği cümleleri alıyoruz. 1936 Sovyet Anayasası ile ilgili değerlendirme yapan hukukçu Mehmet Semih Gemalmaz, “Devlet Birey ve Özgürlük” isimli kitabında Stalin uygulamalarını şu cümlelerle ifade ediyor: “…Stalin döneminde, 1936 Anayasasının hazırlık çalışmalarında yer alan birçok figür bilahare tasfiye edildi. Diğerlerinin yanı sıra, örnek olsun, Karl Radek 1937’de, Nikolay Bukharin ise 1938’de, şaibeli yargılamalar sonunda ölüm cezasına mahkum edilip cezaları infaz edildi.” Yani Nazım’ın övdüğü ve adını verdiği anayasayı yapanları dahi infaz etmişler!

Nazım Hikmet’in “gerçek özgürlük” dediği Stalin dönemi polis devletinin bir benzerini de Necip Fazıl’da görüyoruz. İdeolocya Örgüsü isimli kitabında “İnsan hür değildir, hür olan eşek veya köpek” dedikten sonra o da kendine göre “gerçek hürriyet”in ne olduğunu uzun uzun anlatıyor ve anlattığının esaretten farkı yok. Nazım’ın övdüğü Stalin Rusyası’nda insanlar sinekler gibi öldürülüyordu. Necip Fazıl da kendi ideal düzeni için “İnsanlar gerektiği zaman, sinekler gibi öldürülecek; ve bir sinek için, gerektiği zaman bir dünya yıkılacaktır” diyor. Ne kadar da benziyor değil mi?

Necip Fazıl “Hakimiyet Hakkındır” diyor ve “Başyücelik” adı altında tamamen askerci ve zorba bir düzenin teorisini yapmaya çalışıyor. “İslam inkılabı orducudur” diyor ve orduda görev alanların cemiyetin kaymak tabakasından seçileceğini belirtiyor. Mahkemelerin hızlı karar vereceği ve davaların bir mevsimden diğerine sarkmayacağını söylüyor ki, Sovyet yargılamalarındaki hızlılığı hatırlatmak isteriz. “Kanunun bir şey söylemediği yerde Başyüce’nin emri kat’idir” diyen Necip Fazıl’ın Başyüce’sinin Stalin’den pek farklı olmadığı anlaşılıyor. Yargı onun adına işler, adalet onun adına dağıtılır diyor. Başyücelik düzeninde bütün yayın organları denetlenecek ve ana hedefe yöneltilecekmiş! Bunun örneğini Stalin düzeninde de mevcut olduğunu belirtmeye gerek var mı? Toplumda tek işsiz kalmayacakmış! Sovyetlerde de işsizlik yok diye yıllarca propaganda yapılmadı mı? Necip Fazıl’ın “Halk Divanı” dediği şeyin karşılığının Sovyetlerde “Polit Büro” olduğunu söyleyebiliriz. Necip Fazıl’ın düzeninde komünizmin cezası idamdır, Stalin’de ise “halk düşmanı” dediklerinin seri halde infazları biliniyor. Necip Fazıl’a göre, Türk vatanında Türkler ve Müslümanların dışında kalanlar, örneğin dönme ve Yahudiler temizlenecekmiş! Stalin de büyük temizlikçi değil mi? Sinema, kılık kıyafet denetlenecek, basın hür olmayacak deniyor ve daha bir sürü yasak! Sovyetler de yasaklar ülkesi değil miydi?

Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü’nde temeli yasaklara dayalı, insanı cendere içinde ezen, bireyselliği yok eden, güya İslam adına tam anlamıyla zorba, totaliter bir düzenin savunusu var. Rengi farklı olmakla birlikte Stalin uygulamalarından çok farklı değil. Bu iki örneği başka nerede bulabiliriz diye kafa yormanıza gerek yok; Kuzey Kore’de ve George Orwel’in “Hayvan Çiftliği”nde bulabiliriz.

NAZIM HİKMET PİŞMANLIĞINI ARKADAŞLARINA AÇIKLADI

Baştan beri Nazım Hikmet’in Stalin’e övgüsü ile kıyaslama yaptık ama bir hususu hatırlatmakta yarar var. Nazım’ın Stalin uygulamalarından rahatsız olduğunu da belirtmemiz gerekir. Kendisi Sovyetlerdeki anılarını yazmadı, keşke yazsaydı (yazabilir miydi, o da kuşkulu), ama yakın dostları yazdı. Özellikle Zekeriya Sertel’in “Nazım Hikmet’in Son Yılları” ve Yıldız Sertel’in “Nazım Hikmet ve Serteller” isimli kitaplar yakın tanıklığın belgeleridir.

Stalin devrinde bir defasında onu öldürmeyi dahi planladıklarını bizzat Nazım’dan duyduğunu Zekeriya Sertel’in kitabından okuyoruz. Dediğine göre Çarlık devrinden sonra değişen bir şey yoktu. Eski tas eski hamamdı. Milletlerin hürriyet ve bağımsızlığı, devrimin başarıları etrafında yapılan propaganda laftan ibaretti. Burada da insan hayatı güven altında değildi, burada da milletler milletleri sömürüyordu. Bunları gören Nazım Hikmet “Bunlar faşizme kaçmışlar canım, bizim rüyasını gördüğümüz sosyalizm bu değil” diyor. Devamında “Ben hayatımın en büyük hatasını Moskova’ya gelmekle işledim” diyen Nazım, “Ne büyük eşeklik etmişiz, ne diye geldik buralara!...” diye yakınıyordu. Moskova’dan kaçmayı dahi düşünüyordu.

Bir zamanlar “Putları yıkıyoruz” kampanyası adı altında bazı şair ve yazarlara saldırmıştı. Yakınında bulunmuş olan Yıldız Sertel’in yazdığına göre, Nazım Hikmet yıllar sonra 1950’li yıllarda bu konudaki pişmanlığını arkadaşlarına söylemişti. Biz o “Putları Yıkma” kampanyasında sekterlik etmişiz. Günün büyük edebiyatçılarına çattık, onları düşman saydık. Oysa onların da Türk edebiyatına katkıları oldu. O zaman biz sektermişiz demişti. Sekterliğin, körü körüne bağlılık olduğunu da hatırlatalım. Nazım’ın en azından eski edebiyatçılara (bu bağlamda Namık Kemal’e) haksızlık ettiğini kabul ettiğini anlıyoruz. Necip Fazıl’ın böyle bir pişmanlığı bildiğim kadarıyla yok.

TARAFTARLARINI NE KADAR ETKİLEDİLER?

Elbette her iki şairi de şairliğinden dolayı beğeniyoruz, takdir ediyoruz, şiirlerini severek ve zevkle okuyoruz. Ama ikisinin de şiirlerini sevenlerin dışında çok büyük ideolojik taraftarları da var. Bu taraftar gerçeğinin üzerinde durmak ve bu iki önemli şahsiyeti, ideolojik yakınlık duyanların demokrasi açısından nasıl buldukları da çok önemli. Nazım Hikmet’in ve Necip Fazıl’ın klasik demokrasi konusunda hayli sorunlu oldukları bir gerçek. Bu iki şairin solun ve İslamcıların demokrasi anlayışını etkileyip etkilemediği, etkilemiş ise ne kadar etkilediği önemli ve ayrı bir çalışmanın konusu olabilir.

*Abbas Bilgili, avukat ve araştırmacı yazar.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir