Görüşler

Şiddeti nerede aramalı?

Şiddeti nerede aramalı?

İletişim bilimci Prof. Dr. Hakan Temiztürk, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları sonrası gündeme gelen özendirici ‘şiddet’in nerede aranması gerektiğini ve nereden kaynaklandığını yazdı. Kamu yayın kuruluşlarından özele kadar TV’lerin yayınladığı dizilerde 1990’lara uzanan yayın sürecini irdeledi.

Şanlıurfa’daki okul saldırısının büyük bir endişeye sebep olduğu bir ortamda Kahramanmaraş’taki katliam endişenin ötesine geçti ve yaygın bir korkuya sebep oldu. Çocuk yaştaki bir öğrencinin hem arkadaşlarını hem de öğretmenini öldürmesi, akıl alır gibi değildi. Kimilerine göre bu toprakların görmediği dehşetengiz bir olaydı. Kimilerine göre ise şimdiye kadar görülmemiş olsa da işaretlerine, izlerine, belirtilerine rastlanan mukadder bir durumdu. Bir grup medya gözlemcisi açısından ise sürpriz değildi, ilk vaka da sayılmamalıydı.

Televizyon haber bültenlerinin, sosyal medyanın, farklı internet ortamlarının sürekli yay/ınla/dığı şiddet vakalarının benzerinden başka bir şey değildi aslında Kahramanmaraş vakası… Her gün rastlananın daha fazla ölümlüsü idi; ‘katil’ de bir çocuktu. Fark bu kadardı. Fark az sayılmazdı ama bu tür olayların benzerlerini sürekli ‘izleyenler’ için son vakalar bir bakıma beklenendi. Karısını, çocuklarını, komşusunu, işçisini, patronunu, annesini babasını kardeşini vahşice katledenlerin bulunduğunu, üstelik bunların sayısının giderek arttığını kimse reddedemez. Dolayısıyla “Bunlar bizde olmaz/dı!” demek, kendini avutmak olur. Türkiye’de de oluyor ve giderek artarak/yayılarak oluyor!

TRT BUNU YAPARSA…

Haber bültenlerindeki kan dondurucu haberlerden yeterince etkilenmemiş görünen ilgili, yetkili, sorumlu, uzman, yönetici, medya mensubu, yapımcısı, yönetmeni ve oyuncusuyla dizi ekibi pozisyonundakilerin son olaylardan sonra nedamet belirtisi göstermesi iyi… Ama anlamlı değil! Çünkü yıllardır kör göze parmak misali ortada olan bir durumu görmezden gelmesi, dahası yanlışta ısrar etmesi timsah gözyaşından başka bir anlam taşımaz. Ekilen tohumlar ‘meyve’sini veriyor, yanlışlar semeresini gösteriyor. Üstelik son ana kadar da ‘rating belası’na kurban edildi bütün doğrular, bütün uyarılar… Türkiye’nin ‘birinci kanalı’ TRT’de bile her bölümünde mutlaka onlarca silahlı mahallelinin karşı mahallenin silahlı ‘filinta’larına kurşun yağdıracakmış gibi gösterilmesi, silahlıların kahraman olarak takdim edilmesi, dizinin başından beri ‘ar, namus, haya’ya zıt konular etrafında gerilimin sürdürülmesi başlı başına bir rezalet iken ve bundan utanç duymak gerekirken TRT’nin genel müdüründen yönetim kuruluna, yöneticisinden dizinin ‘mutlaka’ çok ‘hassas’ ekibine kadar herkes ratinglerin gölgesinde keyif çattı.

Önce dizilerde başlayıp sonradan internet ortamlarına ve ardından sosyal medyaya sirayet eden şiddet, hiç şüphesiz ki bu örnekte olduğu gibi göz göre göre tehlikeye dönüştü. 1990’lı yıllarda haber bültenlerinde ve ‘sıcağı sıcağına’ tarzı programlarda ilk örnekleri aktarılan taciz, tecavüz, saldırı, şiddet içerikleri kısa süre içerisinde suç ve suçluyu adeta normalleştirmeye, bir süre sonra onlardan kahraman çıkarmaya kadar gitti. Bu, hâlâ bir sorun olarak ortada duruyor: Televizyonlar taciz, saldırı, yaralama, öldürme vakalarını caydırıcı, kınayıcı, nefret uyandırıcı şekilde vermek yerine canlandırma, detaylı anlatma, cezasız kaldığı algısını yayma gibi ‘teknik’ler kullanarak vermeyi sürdürüyor… (Kahramanmaraş katliamını Türkiye’nin en saygın gazetelerinden biri “Kalemini kırdı silaha sarıldı” diye verdi; ‘kalemi kırma’nın nerede hangi anlamda kullanıldığını ihmal ederek!)

ÖNCE HABERLER, SONRA DİZİLER

Haberlerdeki sıkıntılar artarak kanaldan kanala yayılırken şiddet bayrağını diziler devraldı! 2000’lerin başlarında en vahşisinden şiddet, en acımasızından mafya saldırıları, en iğrencinden çarpık, sapkın, sapık ilişkiler diziler yoluyla topluma boca edildi. İzleyenlerin yaşı, aidiyeti, demografik nitelikleri dikkate alınmadan; tedbirsizce, sansürsüzce! ‘Sakıncalı’ haber, konuşma ve mesajlara karşı gösterilen hassasiyet, dizilerle yayılan tehlikeden esirgendi. Sigara ve alkol görüntüleri buzlanırken silahlar cezbedici ve hak edeni cezalandırıcı çok faydalı/gerekli şeyler olarak sunuldu.

Büyük ilgi gören, yüksek rating alan, dünyanın dört bir yanına pazarlanan Türk dizileri, kısa sürede birer eğlence aracı olmaktan çıka/rıla/rak; toplumsal rollerin, kimliklerin ve tarih algısının yeniden üretildiği güçlü/etkili propaganda malzemelerine dönüştüler. Özellikle başlarda Kurtlar Vadisi, Diriliş Ertuğrul gibi yapımlar, sonra bunların devamı şeklinde çekilenler ve bunlara ek olarak sapık/sapkın ilişkileri içeren teknik açıdan çok kaliteli yapımlar, taciz, şiddet, cinsellik ve çarpık ilişki sahnelerinin yoğun kullanımıyla dikkat çektiler. Bu dizilerdeki şiddetin sunumu, yalnızca dramatik gerilimi artırmakla kalmadı; aynı zamanda özellikle genç ve çocuk izleyicinin şiddeti algılama ve anlamlandırma biçimini de etkiledi. Şiddetin çoğu zaman ‘meşrulaştırılmış’ bir araç olarak sunulması, Kurtlar Vadisi’nde devlet, millet ya da ‘yüksek çıkarlar’ adına şiddet uygulanması, kahramanlıkla iç içe geçirilir oldu. Ana karakterlerin gerçekleştirdiği infazlar, işkenceler ya da yasa dışı eylemler, çoğu zaman etik bir sorgulamadan geçirilmeden ‘gereklilik’ olarak sunuldu. Bu durum, izleyicide şiddetin belirli koşullar altında kabul edilebilir olduğu yönünde bir algı oluşturdu.

Benzer şekilde, Diriliş Ertuğrul ve diğer tarih temalı dizilerde şiddet, çoğunlukla ‘kutsal bir mücadele’ çerçevesinde ele alındı. Savaş sahneleri, düşmanın acımasızlığına karşı haklı bir direniş olarak kurgulandı. Ancak bu anlatı, çoğu zaman tek boyutlu bir iyi-kötü ayrımına dayanmış olduğu için izleyicide daha keskin ve kutuplaştırıcı bir dünya görüşü oluşturdu.

Şiddetin estetikleştirilmesi de gözlerden kaçırılan ayrı bir sorun oldu bu dizilerde. Kullanılan sinematografi, müzik ve kurgu teknikleri, şiddet sahnelerini etkileyici ve hatta zaman zaman ‘çekici’ hale getirdi. Özellikle yavaş çekim sahneler, dramatik müzikler ve kahramanlık vurgusu, şiddeti bir gösteri unsuruna dönüştürdü. Bu durum, şiddetin gerçek hayattaki yıkıcı ve travmatik etkilerini arka plana iterken kahramanlıkları öne çıkardı.

KEFERENİN KAFASINI UÇURMAK İYİ DE…

Bu tür yapımların çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu geniş izleyici kitlelerine ulaşması, bugün sonuçlarını görmeye başladığımız tablonun oluşumuna zemin hazırladı. ‘Çakır’ tipinin birçok genç için idol olması, ‘Ertuğrul’un ‘kâfir’in kafasını bir vuruşta uçurması, yalınkılıç bir ‘akıncı’nın her bir bölümde onlarca düşmanın hakkından tek başına gelmesi, elinde oyuncak kılıçlarıyla ve sırtında Osmanlı kıyafetiyle ekran başındaki çocukların ve gençlerin gururunu okşadı; anne babalar onlara ‘kahraman ecdadın’ fetihlerini izlettiği için mutlu oldular. Tabii bu gurur duyulası sahnelerin çıktısının kısa vadede ‘mutluluk’ ama uzun vadede ‘şiddet’ olacağı, böyle bir ortamda akla gelmemeliydi!

Kanal sahipleri, yöneticileri, yapımcılar ve onların destekçisi siyasetçiler, mutluluktan ve gururdan pay çıkardılar kendilerine; Türk dizi sektörünün geldiği aşamayı her fırsatta dile getirdiler! Ama o gurur tablosunun ‘şiddetin kültürel yeniden üretimi’ni beraberinde getirdiğini görmezden geldiler. Cephelerde, otağlarda, saraylarda, haremlerde olan bitenin çocuklar ve gençler için ‘zihin şekillendiriciler’ olacağını hesaba katmadılar. O hesap yapılmadığı (dahası gereksiz görüldüğü) için bugünün kamu-özel kanallarında en acımasız şiddet, en çarpık ilişkiler, en rezil kuşak programları ‘kötülük’ üretmeye devam ediyor.

Hesap ratingler için, dizilerin pazarlanmasıyla gelecek milyon dolarlar için yapıldı hep… Hele kanal kendilerininse ya da kendilerinin müdahalesine açıksa veya bu yapımlarla rakip kanalları ezip geçmek imkânı varsa başka bir şeyi hesaba katmaya gerek yoktu/r! Yıllardır dizilerin çok izlendiğiyle övünen bir kanalın o dizilerinin neyi yaydığını, hangi konulara yer verdiğini, kimi nasıl yücelttiğini görenler, şimdi yakınılan tehlikeyi de görenlerdi/r.

Kahramanmaraş vakası için gözyaşı dökelim, gençliğin sosyal medya bağımlısı ve şiddete meyyal olduğundan yakınalım ama o ortamı oluşturan, o ortama hizmet eden ve bununla gururlanan kişi, kanal, yapım şirketi, kamu-özel kurumları da hesaba çekelim! Herkes ne yaptığına, neyi yapmadığına, hangi kötülüğü yücelttiğine baksın.

Kim yaparsa yapsın, kim destek olursa olsun, kim önünü açarsa açsın şiddetin kendisinin bizatihi kötü olduğunu, kötü sonuçlar doğurduğunu/doğuracağını, kötü sonuçların herkes için ihtimal dahilinde olduğunu kabul etmek lazım.

*Prof. Dr. Hakan Temiztürk, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir