Görüşler

Türk dünyası Uygur soykırımını neden görmüyor?

Türk dünyası Uygur soykırımını neden görmüyor?

Araştırmacı ve Doğu Türkistan aktivisti Yücel Tanay, Çin’in son yıllarda her konuda baskı altına aldığı, kurduğu toplama kamplarında zulmettiği Uygur Türklerini yazdı. Milyonlarca Uygur Türkünün İslam dünyanın yetimi olduğunu söyleyen Tanay, Müslüman başkentlerin Pekin’e karşı suskunluğunu ‘bilinçli ve çıkar sessizliği’ olduğunu söylüyor.

Uygur Türkleri bugün yalnızca Çin’in baskısı altında bir halk değildir; aynı zamanda Türk dünyasının yetimi hâline getirilmiş bir millettir. Doğu Türkistan’da yaşananlar artık tartışmalı bir “insan hakları ihlali” değil, sistematik bir kültürel, demografik ve kimliksel yok etme sürecidir. Buna rağmen Türk dünyası, bu tarihsel traji karşısında büyük ölçüde sessizdir.

Bu sessizlik ne cehaletle ne de bilgi eksikliğiyle açıklanabilir. Aksine, bu suskunluk bilinçli bir tercihin, çıkar hesaplarının ve korkuların ürünüdür.

UYGURLARIN TÜRK DÜNYASINDAKİ YERİ

Uygurlar, Türk dünyasının kenarında kalan bir topluluk değil; Türk medeniyetinin kurucu unsurlarından biridir. Bugün ‘Doğu Türkistan’ dediğimiz coğrafya, Türk dilinin ve düşüncesinin yazıya döküldüğü ana merkezlerden biridir.

Türk dilinin ilk büyük sözlüğü olan Divânu Lügati’t-Türk, Kaşgarlı Mahmud tarafından Kaşgar merkezli Doğu Türkistan havzasında hazırlanmıştır. Bu eser yalnızca bir sözlük değil; Türk boylarının dili, kültürü ve dünya görüşünü kayıt altına alan bir medeniyet manifestosudur.

Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eseri de aynı coğrafyada kaleme alınmıştır. Bu eser, Türk-İslam siyaset düşüncesinin temel metni olup; adalet, devlet ahlakı ve yönetim felsefesini sistemli biçimde ortaya koyar.

Bunun yanı sıra Atabetü’l-Hakayık, Karahanlı dönemi Kur’an tercümeleri ve ilk Türkçe tefsir–fıkıh metinleri Doğu Türkistan havzasında ortaya çıkmıştır.

Dolayısıyla bugün Doğu Türkistan’da hedef alınan şey yalnızca yaşayan Uygur halkı değil; Divânu Lügati’t-Türk’ün, Kutadgu Bilig’in ve Türk medeniyet hafızasının doğduğu coğrafyadır.

UYGUR MEDENİYETİNİN KATKILARI

Uygurlar, yalnızca siyasi ve kültürel bir Türk topluluğu değil; insanlık tarihine somut bilimsel ve teknik katkılar sunmuş bir medeniyetin taşıyıcısıdır. Doğu Türkistan havzası, tarımdan tıbba, yazıdan baskı teknolojisine kadar birçok alanda öncü uygulamaların ortaya çıktığı bir merkez olmuştur.

Tarım ve Su Mühendisliği:

Tarımda bir su mühendisliği harikası olarak kabul edilen kariz (karez) sistemi, Uygurlar tarafından geliştirilmiş ve yüzyıllar boyunca kurak coğrafyalarda sürdürülebilir tarımı mümkün kılmıştır. Yer altı su kanallarıyla suyu kilometrelerce uzaklıktan yüzeye taşıyan bu sistem, bugün dahi hayranlık uyandıran bir mühendislik çözümüdür.

Tıp:

Bazı araştırmacılar, akupunktur tedavi yönteminin Uluğ Türkistan’da, özellikle Uygur tıp geleneğinde sistematik biçimde uygulandığını; Uygur tıp metinlerinin Çin ve İslam dünyasıyla etkileşim içinde geliştiğini belirtmektedir. Bu durum, Uygurların erken dönem tıp bilgisindeki rolüne işaret etmektedir.

Yazı ve Alfabe:

Eski Türklerin yazıda kullandıkları ikinci millî alfabe Uygur alfabesidir. Uygur yazısı sağdan sola doğru yazılır; 18 harften oluşur ve harfler genellikle bitişik yazılırdı.

VIII. yüzyılın ilk yarısında kullanılmaya başlanmış, kısa sürede diğer Türk kavimleri arasında yayılmıştır. X. yüzyıldan itibaren Arap alfabesinin yaygınlaşmasına rağmen önemini yitirmemiş; Moğol hâkimiyeti döneminde (XIII. yüzyıl) yeniden canlanarak uzun süre Moğolların resmî yazısı olmuştur. Bu durum, Uygur yazı geleneğinin Avrasya ölçeğindeki etkisini göstermektedir.

Matbaa, Kağıt ve Yazı Araçları:

Uygur Türkleri, kağıt ve baskı tekniğini erken dönemlerde bilmekteydi. Matbaanın ilk kullanıcılarının Çinliler olduğu yönündeki yaygın görüşe karşılık, bazı araştırmacılar hareketli tahta harfli matbaanın Uygurlar tarafından kullanıldığı kanaatindedir. Uygurların bu baskı tekniği, Moğollar aracılığıyla XIII. yüzyılda Avrupa’ya ulaşmış, böylece matbaanın Batı’ya yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu bağlamda Gutenberg, matbaanın mucidi değil; mevcut tekniği geliştiren kişi olarak değerlendirilir.
Yazı araçları konusunda da Uygurlar dikkat çekici yenilikler yapmıştır. İnsanlar yazı için kuş kanadı kullanırken, Uygurlar ağaç çubuk içine odun kömürü yerleştirerek “karataş” adı verilen yazı aracını geliştirmiştir. Bu terimin, Rusçaya “karandaş” olarak geçtiği ve hâlen kullanıldığı belirtilmektedir.

Kağıt Üretimi:

Dünyanın birçok bölgesinde hayvan derisi, papirüs veya bambu üzerine yazı yazılırken, Uygur Türkleri samandan kağıt üretmeyi başarmışlardır. “Hotan Samanı” tabiri buradan gelmektedir. Uygurlar kağıdı Avrupa’dan yüzyıllar önce biliyorlardı. Kağıt yapım tekniği, VIII. yüzyılda Müslümanlar tarafından öğrenilmiş; Semerkant’ta kağıt imalathaneleri kurulmuş ve XI. yüzyılda Endülüs üzerinden Avrupa’ya yayılmıştır.

Bu katkılar, Uygurların yalnızca tarihsel bir topluluk değil; bilim, teknoloji ve kültürde öncü bir medeniyet olduğunu açıkça göstermektedir. Bugün Doğu Türkistan’da yürütülen asimilasyon politikaları, yalnızca bir halkı değil; insanlık tarihine yapılmış bu katkıların mirasını da hedef almaktadır.

Türk Dünyası Ülkeleri – Çin İlişkileri: Sessizliğin Arka Planı Türk dünyasının sessizliğinin temelinde, Çin ile kurulan asimetrik ekonomik ve siyasi ilişkiler yatmaktadır. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi üzerinden Batı Türkistan’daki Türk devletlerini borçlandırma, yatırım bağımlılığı ve ticari baskı yoluyla kendisine bağlamıştır.

Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkeler, Çin’le ilişkiler zarar görmesin diye Uygur meselesini bilinçli biçimde gündem dışı bırakmaktadır.

Uygurlar “akraba topluluk” olmaktan çıkarılıp, diplomatik bir risk unsuruna indirgenmiştir.

ŞİÖ KİME HİZMET EDİYOR?

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), resmî söylemde “terörle mücadele” ve “bölgesel güvenlik” amacıyla kurulmuştur. Ancak pratikte bu yapı, Çin’in Uygur politikasını meşrulaştıran ve ihraç eden bir mekanizma hâline gelmiştir.

ŞİÖ çerçevesinde Uygur aktivistler “ayrılıkçı” ilan edilmiş, Çin’den kaçan Uygurlar takip altına alınmış; bazıları iade edilmiş ya da susturulmuştur. Bu yapı, Türk dünyasının güvenliğine değil; Çin’in güvenlik tanımına hizmet eden bir işbirliği düzeni hâline gelmiştir.

VATANDAŞLIK BEKLEYEN UYGURLAR VE G-87 KODU

Bu sessizliğin en sarsıcı örneklerinden biri Türkiye’de yaşanmaktadır. Türkiye’de yıllardır yaşayan, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş ve Türk vatandaşlığı başvurusu yapmış binlerce Uygur, herhangi bir adli suç isnadı olmaksızın G-87 (Genel Güvenlik) kodu gerekçe gösterilerek hedef hâline getirilmektedir.
Bu kod; oturum iptalleri, ikamet başvurularının reddi, ani gözaltılar ve geri gönderme merkezlerine sevkler için fiilî bir zemin oluşturmaktadır. Çin’e iade edilmeleri hâlinde tutuklanma veya kaybolma riski açık olan bu kişiler aylarca belirsizlik içinde tutulmakta; bu durum geri göndermeme (non-refoulement) ilkesini fiilen zedelemektedir.

TÜRKİYE’DE HİSSEDİLEN GÖLGE

Son yıllarda Çin’in sınır ötesi baskı (transnational repression) faaliyetlerinin Türkiye’de de hissedildiğine dair iddialar, tanıklıklar ve açık kaynak raporları artmıştır. Çin konsolosluklarıyla bağlantılı olduğu ileri sürülen bazı dernek ve yapıların, Uygur toplumu üzerinde fişleme, baskı ve istihbarat amaçlı faaliyetler yürüttüğüne dair iddialar kamuoyuna yansımıştır.

Türkiye’de bazı Uygurların şüpheli saldırılara uğradığı, bu saldırılar sonucu hayatını kaybedenler ya da kalıcı biçimde sakat kalanlar olduğuna dair ciddi iddialar bulunmaktadır. Buna ek olarak, Doğu Türkistan davasını savunan isimler hakkında hakaret ve tazminat davaları açıldığı; uzun yargı süreçleriyle yıldırma ve susturma etkisi yaratıldığı ifade edilmektedir.

SAYISAL GÜÇ, SİYASİ KIRILGANLIK

Dünyadaki en büyük Uygur diasporalarından biri Kazakistan’da bulunmaktadır. Tarihsel ve coğrafi bağlar nedeniyle Kazakistan uzun süre Uygurlar için ilk sığınak olmuştur. Ancak Çin’le derinleşen ekonomik ve güvenlik ilişkileri, bu diasporayı kırılgan ve baskıya açık hâle getirmiştir. Bu bağlamda kamuoyuna yansıyan tartışmalı örneklerden biri, eski Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in damadı olduğu bilinen, Uygur asıllı Mansimov ile ilgilidir. İddialara göre; Pekin’de eğitim görmüş, ileri düzeyde Çince bilen ve Çin’le yakın temaslara sahip olduğu belirtilen bu isim, Kazakistan’daki Uygur toplumuna yönelik baskı ve denetim mekanizmalarının işletilmesinde dolaylı bir rol oynamıştır.

Bu iddialar, Uygur kimliğinin rejimler arası ilişkilerde araçsallaştırıldığı, diasporanın Çin’le ilişkilerde pazarlık unsuru hâline getirildiği endişesini güçlendirmektedir. Sayısal olarak güçlü olmak, siyasi olarak korunmak anlamına gelmemekte; aksine Çin’le yakın ilişkiler kuran ülkelerde Uygur diasporası daha görünmez ve daha savunmasız hâle gelmektedir.

SESSİZLİĞİN BEDELİ

Bugün Doğu Türkistan’da dil yasaklanıyorsa, çocuklar ailelerinden koparılıyorsa, tarih yeniden yazılıyorsa; bu yalnızca Uygurların meselesi değildir. Bu, Türk dünyasının kendi köklerine yönelmiş bir tasfiye sürecidir.

Uygurların çığlığı, bir etnik grubun değil; Türk dilinin, Türk tarihinin ve Türk medeniyetinin çığlığıdır. Bu çığlığa kulak tıkamak, yalnızca Uygurları değil; kendi geçmişimizi ve geleceğimizi inkâr etmektir.
Türk dünyası bugün susarak rahat edebilir.

Ama tarih, bu sessizliği affetmeyecektir.

Uygur meselesi yalnızca bir insan hakları ihlali değil; Türk tarihine, Türk kimliğine ve insanlık mirasına karşı işlenen sistematik bir suçtur. Doğu Türkistan’da yürütülen politikalar, bir halkın yalnızca bugününü değil, geçmişini ve geleceğini de hedef almaktadır. Uygur Türkleri, yazıdan bilime, tarımdan devlet geleneğine kadar Türk medeniyetinin temel taşlarını oluşturan bir halktır.

Türk dünyasının büyük bölümünün bu soykırım karşısındaki sessizliği, ahlaki olduğu kadar tarihî bir sorumluluk krizidir. Ekonomik çıkarlar, Çin’le kurulan bağımlılık ilişkileri ve siyasi konjonktür, hakikatin üzerini örtemez. Sessizlik sürdükçe bu durum yalnızca bir kayıtsızlık değil, fiilî bir ortaklık hâline gelmektedir. Doğu Türkistan susturuldukça Türkistan’ın tamamı susturulmaktadır. Bugün Uygurlar için konuşmayanlar, yarın kendi tarihleri ve kimlikleri için de söz söyleyemez hâle gelecektir. Uygur davası, bir coğrafyanın değil; Türk dünyasının onur, hafıza ve vicdan meselesidir.

*Yücel Tanay, araştırmacı yazar ve Doğu Türkistan aktivisti.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir