Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Türkiye ekonomisinde stratejik öneme sahio tarımda yaşanan yaşanan düşüşü ve neden olduğu sonuçlarını yazdı. Özcan, tarımın son yirmi yılda önemli ölçüde azalmasının yalnızca ekonomik yapıda bir değişimi değil, aynı zamanda gıda fiyatlarının neden kalıcı olarak yüksek seyrettiğini gösterdiğini belirtiyor.
Türkiye’de son yıllarda gıda fiyatlarında yaşanan hızlı artış, toplumun geniş kesimlerini doğrudan etkileyen en önemli ekonomik sorunlardan biri haline gelmiştir. Bu artış çoğu zaman döviz kuru, küresel gelişmeler veya piyasa koşulları ile açıklanmaktadır. Ancak daha az tartışılan temel bir gerçek vardır: Tarım sektörünün Türkiye ekonomisi içindeki göreli ağırlığı son yirmi yılda önemli ölçüde azalmıştır. Bu gelişme, yalnızca ekonomik yapıda bir değişimi değil, aynı zamanda gıda fiyatlarının neden kalıcı olarak yüksek seyrettiğini anlamak açısından da kritik bir ipucu sunmaktadır.
Tarım sektörü, Türkiye ekonomisinde tarihsel olarak stratejik bir rol oynamış, istihdam, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma açısından temel sektörlerden biri olmuştur. Ancak son yirmi yılda Türkiye ekonomisinin yapısında önemli bir dönüşüm yaşanmış ve tarımın ekonomi içindeki göreli ağırlığında belirgin bir azalma gözlenmiştir. Bu analiz, 2002–2024 döneminde tarımın Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payı, tarımsal desteklerin GSYH’ye oranı ve kamu yatırımları içindeki payı üzerinden bu dönüşümü incelemektedir.
TARIMIN GSYH İÇİNDEKİ PAYINDAKİ DEĞİŞİM
Tarım sektörünün GSYH içindeki payı, incelenen dönemde önemli ölçüde azalmıştır. 2002 yılında %10,17 olan bu oran, 2024 yılında %5,82 seviyesine gerilemiştir. Bu, yaklaşık %43 oranında bir göreli düşüş anlamına gelmektedir. Bu gelişme, Türkiye ekonomisinin yapısal dönüşüm sürecine girdiğini ve sanayi ile hizmet sektörlerinin tarıma kıyasla daha hızlı büyüdüğünü göstermektedir.
Şekil 1 Türkiye’de tarımın GSYH içindeki payı son 20 yılda belirgin şekilde azalmıştır.
TARIMSAL DESTEKLERİN GSYH’YE ORANINDAKİ DEĞİŞİM
Tarıma sağlanan kamu destekleri nominal olarak artmış olsa da bu desteklerin ekonominin genel büyüklüğüne oranı azalmıştır. 2002 yılında yaklaşık %1,20 olan oran, 2024 yılında yaklaşık %0,45 seviyesine gerilemiştir. 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre ‘tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak pay GSYH’nin %1’inden az olamaz’. Bu bir yapısal tercih midir yoksa bir ihmal mi söylemek zor ancak bu durum, tarım sektörüne ayrılan kamu kaynaklarının göreli öneminin azaldığını göstermektedir.

KAMU YATIRIMLARINDA TARIMIN PAYINDAKİ DEĞİŞİM
Kamu sabit sermaye yatırımları içinde tarımın payı 2002 yılında yaklaşık %7,5 düzeyindeyken, 2024 yılında yaklaşık %2,5 seviyesine düşmüştür. Bu, kamu yatırım önceliklerinin zaman içinde önemli ölçüde değiştiğini göstermektedir.
Üç temel gösterge birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de tarım sektörünün ekonomi içindeki göreli öneminin son yirmi yılda önemli ölçüde azaldığı görülmektedir. Bu durum, ekonomik yapının dönüşümünü ve kamu kaynaklarının sektörler arasında yeniden dağılımını yansıtmaktadır.
AB ÜLKELERİNDE TARIM
Türkiye’nin tarımdaki durumunu daha iyi anlayabilmek için AB ülkelerinin tarım konusundaki performansını mukayeseli olarak kısaca gözden geçirmek faydalı olacaktır.
Türkiye, toplam tarımsal üretim büyüklüğü açısından Avrupa’nın en önemli ülkelerinden biridir. Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya ile birlikte Avrupa’nın en büyük beş tarım üreticisinden biri konumundadır. Türkiye’nin yıllık tarımsal üretim değeri yaklaşık 60 milyar Euro seviyesindedir ve bu büyüklük, birçok Avrupa Birliği ülkesinin üzerindedir.
Bu durum, Türkiye’nin sahip olduğu geniş tarım alanları, uygun iklim koşulları ve ürün çeşitliliği ile açıklanabilir. Ancak Türkiye’nin tarımsal üretimdeki güçlü konumuna rağmen, verimlilik açısından Avrupa Birliği ülkelerinin gerisinde kaldığı görülmektedir. Örneğin, buğday verimi açısından Almanya ve Fransa’da hektar başına ortalama verim 7–8 ton seviyesindeyken Türkiye’de bu değer yaklaşık 3–4 ton seviyesindedir
Bu fark, Türkiye’de tarımsal üretimin büyük ölçüde geniş alanlara dayalı olduğunu, buna karşın teknoloji, mekanizasyon ve modern üretim tekniklerinin kullanımının Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla daha sınırlı olduğunu göstermektedir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla en zayıf olduğu alanlardan biri de tarımsal desteklerdir. Avrupa Birliği’nde uygulanan Ortak Tarım Politikası (Common Agricultural Policy – CAP) kapsamında çiftçilere önemli miktarda doğrudan gelir desteği sağlanmaktadır. Bu kapsamda Fransa ve Almanya’da çiftçi başına yıllık destek 20.000–30.000 Euro seviyesindeyken Türkiye’de bu değer yaklaşık 3.000–5.000 Euro seviyesindedir. Bu destek, Avrupa Birliği çiftçilerinin daha yüksek sermaye birikimi, daha fazla teknoloji kullanımı ve daha yüksek verimlilik düzeyine ulaşmasını mümkün kılmaktadır.
Türkiye, özellikle meyve ve sebze üretiminde Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biridir. Türkiye fındık üretiminde dünya lideri; kayısı, incir ve kiraz üretiminde dünya liderleri arasındadır. Sebze ve meyve üretiminde Avrupa’nın en büyük üreticilerinden biridir
Bu ürünlerde Türkiye’nin sahip olduğu iklim avantajı önemli bir rekabet üstünlüğü sağlamaktadır.
Özetle Türkiye’nin AB içindeki gerçek konumu şöyle ifade edilebilir: üretim büyüklüğü açısından çok güçlü, verimlilik açısından zayıf, devlet desteği açısından düşük, teknolojide geri ve ihracatta orta derecede güçlüdür.
TARIMDAKİ KÜÇÜLME VE GIDA ENFLASYONU
Gıda enflasyonu ile tarımın göreli zayıflaması arasındaki ilişki doğrudan ve güçlüdür.
Tarımın göreli önemi azaldıkça yatırım azalır, verimlilik artışı yavaşlar, üretim artışı nüfus artışının gerisinde kalabilir ve arz esnekliği düşer. Bu nedenle küçük arz şokları bile fiyatları hızla artırır.
Ülkemizdeki durum tam da bu modele uymaktadır. Türkiye’de son 20 yılda:
n Tarımın GSYH payı düştü.
n Kamu yatırımlarındaki payı düştü.
n Desteklerin GSYH’ye oranı düştü.
n Verimlilik AB’nin gerisinde kaldı.
Bu gelişmelerden dolayı gıda arzı yeterince hızlı artmadı ve sonuçta yüksek gıda enflasyonuna ortaya çıktı. Enflasyonun yüksek olmasının nedenleri ise gıda arzının, düşük verimlilik, düşük yatırım, parçalı arazi yapısı, teknoloji kullanımının sınırlı olması ve iklim şoklarına duyarlılığı nedeniyle daha kırılgan olmasıdır. Bu da fiyat oynaklığını artıran bir ortamdır. OECD ve Dünya Bankasının tüm ülkeler için dile getirdiği bulgu tarım verimliliğinin düşük olduğu ülkelerde gıda enflasyonunun daha yüksek olduğudur.
Tarım sektörünün ekonomi içindeki göreli ağırlığının azalması, yalnızca üretim yapısını değil, aynı zamanda gıda fiyatlarını da doğrudan etkilemektedir. Tarım sektörüne yapılan yatırımların göreli olarak azalması ve verimlilik artışının sınırlı kalması, kırsal nüfusun yaşlanması ve genç nüfusun tarımdan kopuşu gıda arzının yeterince hızlı artmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum, nüfus artışı ve talep karşısında arzın daha az esnek hale gelmesine yol açmakta ve gıda fiyatlarının daha hızlı yükselmesine neden olabilmektedir.
Nitekim son yıllarda Türkiye’de gözlenen yüksek gıda enflasyonu, kısmen tarım sektörünün verimlilik ve yatırım açısından yeterince güçlenememesi ile ilişkilendirilebilir. Tarım sektörünün güçlendirilmesi, yalnızca üretim artışı açısından değil, aynı zamanda gıda fiyat istikrarının sağlanması açısından da kritik önem taşımaktadır.
Şekil Türkiye’de tarımın GSYH içindeki payı azalırken, gıda enflasyonu özellikle son yıllarda belirgin biçimde yükseldiğini göstermektedir. Tarım sektörünün ekonomi içindeki göreli ağırlığının azalması ile gıda enflasyonundaki yükseliş aynı dönemde gerçekleşmiştir. Tarım sektörüne yapılan yatırımların ve verimlilik artışının sınırlı kalması, gıda arzının talep karşısında yeterince hızlı artmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum, arzın daha az esnek hale gelmesine ve gıda fiyatlarının daha hızlı yükselmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle tarım sektörünün güçlendirilmesi, yalnızca üretim artışı açısından değil, aynı zamanda gıda enflasyonunun kontrol altına alınması açısından da kritik öneme sahiptir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Verilerin ortaya koyduğu “göreli gerileme”yi tersine çevirmek ve gıda enflasyonunu kalıcı olarak dizginlemek için şu yapısal adımlar kritik öneme sahiptir:
A. Yatırım Önceliklerinin Yeniden Belirlenmesi
Kamu yatırımları içindeki payın %7,5’ten %2,5’e düşmesi, tarımda modernizasyonun yavaşlamasına neden olmuştur.
- Dijital Tarım ve Mekanizasyon: Verimliliği artırmak için “Tarım 4.0” uygulamalarına (akıllı sulama, hassas tarım teknikleri) yönelik kamu yatırımları artırılmalıdır.
- Sulama Altyapısı: Tamamlanmamış baraj ve sulama kanalı projelerinin (özellikle GAP, KOP projeleri) hızla bitirilmesi, iklim şoklarına karşı arz güvenliğini sağlayacaktır.
B. Destekleme Politikasında “Kanun ve Etkinlik”
Tarımsal desteklerin GSYH içindeki payının %0,45’e gerilemesi, çiftçinin sermaye birikimini engellemiştir.
- Yasal Sınır Uygulaması: 5488 Sayılı Tarım Kanunu’ndaki “%1” kuralı tavizsiz uygulanmalı ve bu kaynak doğrudan “üretim verimliliği” ile ilişkilendirilmelidir.
- Girdi Maliyetlerinin Sübvansiyonu: Mazot, gübre ve yem gibi ithalata bağımlı temel girdilerde döviz kuru şoklarına karşı “fiyat koruma kalkanı” oluşturulmalıdır.
C. Arazi Toplulaştırması ve Ölçek Ekonomisi
Türkiye’de tarımsal işletmelerin parçalı yapısı, verimliliğin AB’nin (Almanya ve Fransa) gerisinde kalmasının temel nedenidir.
Miras Hukuku ve Toplulaştırma: Küçük arazilerin birleştirilmesi teşvik edilerek, birim maliyetin düşürülmesi sağlanmalıdır. Bu, gıda fiyatlarında kalıcı bir düşüşün anahtarıdır.
GENEL DEĞERLENDİRME
2002–2024 döneminde Türkiye’de tarım sektörü mutlak büyüklük olarak gelişmeye devam etmiş olsa da ekonomi içindeki göreli ağırlığı ve kamu kaynaklarından aldığı pay önemli ölçüde azalmıştır. Bu bulgular, tarım sektörünün ekonomi içindeki göreli konumunun zayıfladığını göstermektedir.
Türkiye’nin tarım sektörü, üretim büyüklüğü açısından Avrupa Birliği ile rekabet edebilecek düzeydedir. Ancak verimlilik, teknoloji kullanımı ve kamu destekleri açısından Avrupa Birliği ülkelerinin gerisinde kalmaktadır.
Bu durum, Türkiye’nin tarım sektöründe “yüksek üretim hacmi ancak düşük verimlilik” şeklinde tanımlanabilecek yapısal bir özellik taşıdığını göstermektedir.
Türkiye, Avrupa’nın en büyük tarım üreticilerinden biri olmasına rağmen, verimlilik ve kamu destekleri açısından Avrupa Birliği ülkeleri ile arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Bu farkın azaltılması, tarım sektöründe teknoloji kullanımının artırılması, yapısal reformların uygulanması ve tarımsal desteklerin etkinliğinin artırılması ile mümkün olabilir.
Veriler açık bir gerçeği ortaya koymaktadır: Türkiye hâlâ Avrupa’nın en büyük tarım üreticilerinden biridir, ancak tarım sektörü son yirmi yılda ekonomi içindeki göreli ağırlığını önemli ölçüde kaybetmiştir. Bu durum, üretimin küçülmesinden değil, ekonominin diğer sektörlerinin daha hızlı büyümesinden ve tarımın kamu kaynakları içindeki önceliğinin azalmasından kaynaklanmaktadır.
Sonuç olarak Türkiye, tarımsal üretim büyüklüğü açısından Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biri olmayı sürdürmektedir. Ancak veriler, tarım sektörünün ekonomi içindeki göreli öneminin ve kamu kaynaklarından aldığı payın son yirmi yılda önemli ölçüde azaldığını açıkça göstermektedir. Bu eğilim devam ettiği takdirde, Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesi uzun vadede zayıflayabilir ve ülkenin gıda güvenliği ile dış ticaret dengesi üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle tarım sektörü yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir sektör olarak yeniden değerlendirilmelidir.
*Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan eski YÖK Başkanı.
