Görüşler

Üç ülke, 45 sandalye: Sahel kendi siyasi merkezini kuruyor

Üç ülke, 45 sandalye: Sahel kendi siyasi merkezini kuruyor

Ankasam Uluslararası İlişkiler Uzmanı Göktuğ Çalışkan, Burkine Faso, Mali ve Nijer'in üyeleri olduğu Sahel Devletleri İttifakı'nın yeni parlamento kurması ile ilgili gelişmeleri yazdı. Kararın alınmasında başlangıç olan savunma ittifakından bu yana yaşananları değerlendiren Çalışkan, bundan sonrası için yaşanabilecekleri değerlendirdi.

Niamey’de bir konferans salonu. İçeride 45 milletvekili var. Burkina Faso’dan 15, Mali’den 15, Nijer’den 15. İlk kez aynı unvanı taşıyorlar: Konfederal milletvekili.

Sahel Devletleri İttifakı’nın ilk parlamento oturumu 24 Ağustos’ta burada başladı. Toplantı 29 Ağustos’a kadar sürecek. İçtüzük kabul edilecek, komisyonlar çalışmaya başlayacak, konfederasyonun önündeki başlıklar görüşülecek.

Bu haber ilk bakışta kuru ve önemsiz bir kurum haberi gibi duruyor olsa da üç yıl geriye gidildiğinde aynı salonda görülen manzaranın anlamının değiştiğini görebiliriz. Burkina Faso, Mali ve Nijer, Eylül 2023’te ortak savunma ihtiyacıyla bir araya gelmişti. Şimdi ortak bir siyasi alan kurmaya çalışıyorlar.

Bu meclis yarın üç ülkede birden geçerli kanunlar çıkarmayacak. Böyle bir yetkisi yok. Onu sıradan bir siyasi gösteri olarak görmek de yaşanan dönüşümün yönünü kaçırmak olur. Ortak düşmana karşı yan yana gelen üç yönetim, ilk kez ortak kurallar altında konuşmak üzere bir temsil mekanizması oluşturuyor.

BU PARLAMENTO NE İŞE YARAYACAK?

İlk oturum iki bölüm halinde planlandı. Temsilcilerin göreve başlamasının ardından içtüzük kabul edildi. Savunma ve güvenlik, diplomasi ve kalkınma başlıklarında üçer komisyon kuruldu.
Komisyonların isimleri AES’in hikâyesini özetliyor aslında. Güvenlik hususu en önemli konuydu ve üç ülkenin bir araya gelmesindeki asıl sebeplerden biriydi. Diplomasi ise onları ortak açıklamalar yapmaya yöneltti. Kalkınma da bu birlikteliğin halka ne vereceğini belirleyecek.
Parlamento yılda iki kez olağan toplantı yapacak. Söz konusu üç ülkenin liderleri, konfederasyonu ilgilendiren konuları milletvekillerinin önüne getirebilecek. Üyeler görüş ve tavsiyeler hazırlayacak, kararlar alacak ve gerektiğinde bakanlarla çalışma toplantıları düzenleyecek.

Kâğıt üzerindeki gücü şimdilik sınırlı. Bağlayıcı yasama yetkisi bulunmuyor. Bir bakanı görevden alamaz, üç ülkenin bütçesini doğrudan değiştiremez. Ancak kararların tartışıldığı, yöneticilere soruların yöneltildiği ve ortak politikaların halka anlatıldığı bir alan açabilir.

Bu küçümsenecek bir imkân değil. AES bugüne kadar büyük ölçüde devlet başkanlarının zirveleri ve hükümetler arası toplantılar üzerinden ilerledi. Kararlar yukarıda alındı, halka ise çoğu zaman sonuçları açıklandı. Konfederal parlamento bu mesafeyi biraz azaltabilir.

Her ülkeye 15 sandalye verilmesi de dikkat çekici. Zira herhangi bir nüfus hesabı yapılmamış. Mali’nin veya Burkina Faso’nun nüfus üstünlüğü parlamentoya taşınmamış. Üç ülke masaya eşit vekil sayısıyla oturuyor.

Bu tercih, küçük üyeyi büyük üyeye karşı koruyan konfederal anlayışın bir sonucu. Fakat başka bir konu daha var. İlk 45 milletvekili halk tarafından doğrudan seçilmedi. Üç ülkenin geçiş yasama organları kendi temsilcilerini belirledi.

Kuruluş aşamasında bu yöntem işleri hızlandırabilir. Yine de AES kalıcı bir yapıya dönüşecekse temsil meselesini er ya da geç daha geniş biçimde ele almak zorunda. Çünkü bir parlamentoya gerçek gücünü protokoller kadar seçmenle kurduğu bağ verir.

SAVUNMA İTTİFAKI NASIL MECLİS’E DÖNÜŞTÜ?

Burada Eylül 2023’e dönelim. Nijer’e askeri müdahale ihtimalinin tartışıldığı, bölgesel yaptırımların sertleştiği ve silahlı örgütlerin sınırlar arasında rahatça hareket edebildiği bir dönemdi. Burkina Faso, Mali ve Nijer bu ortamda Sahel Devletleri İttifakı’nı kurdu.

Üç ülkeden birine yapılacak saldırı diğerlerine de yönelmiş sayılacaktı. Başlangıç noktası buydu.

Ortak savunma.

Temmuz 2024’te Niamey’de imzalanan anlaşmayla ittifak konfederasyona dönüştü. Ocak 2025’te üç ülkenin Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’ndan ayrılması resmileşti. Ardından ortak pasaport, telefon dolaşım ücretlerinin kaldırılması, ithalattan alınan yüzde 0,5’lik ortak vergi ve yatırım bankası girişimi geldi.

Ortak güvenlik gücü için de hazırlık yapıldı. Üç ordu, sınır ötesi operasyonlarda birlikte hareket etmeye başladı. Aralık 2025’te savunma, diplomasi ve kalkınma alanlarını düzenleyen yeni protokoller imzalandı.

Şimdi bu zincire parlamento da ekleniyor. Ortak pasaport insanların hareketini kolaylaştırıyor.

Güvenlik gücü sahadaki tehdide cevap veriyor. Parlamento ise bütün bunların nasıl yürütüldüğünü konuşabilecek bir ortam sunuyor.

Buradaki fark önemli. Bir askeri operasyon emirle başlar ve biter. Lakin siyasi birlik hususu öyle ilerlemiyor. Öncelikle bir bütçe gerekiyor, ortak hukuk gerekiyor, kurumlar arasında uyum gerekiyor. En önemlisi de halkın bu yapıya inanması gerekiyor.

AES’in önündeki zorluk tam olarak bu. Kriz döneminde kurulan dayanışmayı kalıcı bir düzene çevirmek. Üç yönetimin birbirine güvenmesi başlangıç için yeterliydi. Bundan sonrası devlet kurumlarının ve toplumların da birbirine yaklaşmasına bağlı.

Dışarıdan bakanlar AES’i çoğu zaman bir tepki hareketi olarak gördü. Bölgesel yaptırımlara tepki, dış müdahalelere tepki, güvenlik ortaklarının başarısızlığına tepki. Bu okumanın dayanakları var elbette, ancak Niamey’de açılan parlamento ittifakın tepki vermenin ötesine geçmek istediğini gösteriyor.

Bir tepkiyi kuruma dönüştürmek zordur. Çünkü sloganın yerini usul alır. Herkesin aynı kürsüde konuşması kolaydır. Para harcanırken, güvenlik politikası hazırlanırken veya dış ortaklarla anlaşma yapılırken ortak davranmak çok daha zordur.

HALK BU SALONUN NERESİNDE?

Burkina Faso’dan Mali’ye yük taşıyan bir kamyon şoförünü düşünün. Yol üzerinde kaç kontrol noktasından geçiyor? Ne kadar vergi ödüyor? Silahlı saldırı korkusuyla hangi güzergâhlardan uzak duruyor?

Ya da Nijer’de üniversite okuyan bir genci düşünün. Diploması Burkina Faso’da tanınacak mı?

Bamako’ya giderken ortak pasaport işini gerçekten kolaylaştıracak mı? Telefonunu kullandığında sınırı geçtiği için ek ücret ödeyecek mi?

Halkın konfederasyonu ölçeceği yer burası. Açılış törenleri veya ortak bildiriler değil. Yol, okul, hastane, pazar ve sınır kapısı.

Kalkınma komisyonunun önünde bu yüzden uzun bir liste var. İthalattan alınan %0,5’lik vergi nerede kullanılacak? Ortak yatırım bankası hangi projeleri finanse edecek? Üç ülkenin birbirine bağlanan yolları mı yapılacak, yoksa kaynaklar başkentlerdeki büyük projelere mi aktarılacak?

Savunma komisyonu da benzer sorularla karşılaşacak. Ortak gücün bütçesi ne kadar?

Harcamalar kim tarafından denetlenecek? Sınır ötesi operasyonlarda sivillerin korunması için hangi kurallar uygulanacak? Yerel halktan gelen şikâyetler nereye iletilecek?

Bunlar teknik ayrıntılar gibi görünse de, konfederasyonun halka dokunduğu yer tam olarak burası. Güvenlik için harcanan paranın hesabı verilmezse egemenlik söylemi eksik kalır. Yatırım bankasının kaynakları birkaç çevrenin elinde toplanırsa ortak kalkınma iddiası inandırıcılığını kaybeder.

Bu yüzden parlamentonun başkentlerin dışına çıkması lazım. Milletvekilleri sınır kasabalarına gitmeli. Tüccarları, çiftçileri, kadınları, gençleri ve çatışmalar nedeniyle evinden ayrılmak zorunda kalan insanları dinlemeli.

Protokolde halka bilgi verme görevi de yer alıyor. Tek cümlelik bu hüküm doğru kullanılırsa parlamentonun en değerli araçlarından biri olabilir. Komisyon raporlarının yayımlanması, oylamaların açıklanması ve bakanların sorulara cevap vermesi halkla meclis arasındaki bağı güçlendirir.

Basın bildirileriyle yetinilirse sonuç farklı olur. Kırk beş milletvekili konuşur, üç ülkenin milyonlarca vatandaşı uzaktan izler. Parlamento vardır ama temsil duygusu oluşmaz.

AES’i destekleyenlerin bu konu üzerinde daha fazla durması gerekiyor. Dışarıdan gelen eleştirilerin önemli bir bölümü siyasi hesaplarla şekilleniyor. İçeriden kurulacak denetim ise konfederasyonun kendi geleceğini korur. Hesap verebilen bir yapı dış baskılara karşı daha dayanıklı olur.

AES ÇEVRESİNDEN KOPUYOR MU?

Niamey’deki ilk oturuma Çad ve Togo’dan parlamenter heyetler de katıldı. Bu ayrıntı oldukça önemli. Zira AES kendi kurumlarını kurarken Afrika’daki diğer ülkelerle temasını sürdürmek istiyor.

Üç ülkenin Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’ndan ayrılması coğrafyayı değiştirmedi.

İnsanlar aynı sınırların iki tarafında yaşamaya devam ediyor. Ticaret yolları, aile bağları, göç hareketleri ve silahlı gruplar siyasi anlaşmazlıklara göre yön değiştirmiyor.

Bu nedenle AES’in çevresiyle konuşmaya ihtiyacı var. Konfederal parlamento burada bir ölçüde işe yarayabilir. Devlet başkanları arasında gerilim yaşanırken milletvekilleri görüşebilir. Ticaret, serbest dolaşım ve güvenlik gibi alanlarda daha sakin kanallar açılabilir.

İlk toplantıda Manden Şartı’nın hatırlatılması da boşuna değildi. Sahel’in ortak karar alma ve müzakere geleneği modern devletlerden çok daha eski. Afrika’da siyasi istişare, başka bir kıtadan getirilen bir fikir olarak başlamadı.

Elbette tarih tek başına bugünün sorunlarını çözmez. Eski yönetim geleneklerine atıf yapmak kadınların, gençlerin veya farklı görüşlerin karar süreçlerine katıldığı anlamına gelmiyor.

Niamey’de kurulacak model geçmişten ilham alabilir. Fakat bugünün temsil ve denetim beklentilerine de yanıt vermek zorunda.

Sahel hakkında dışarıda kurulan anlatı çoğu zaman başka güçlerin rekabetine sıkışıyor. Hangi ülke bölgeden çekildi? Hangisi yerini doldurdu? Kim madenlere, askeri üslere veya diplomatik nüfuza daha fazla yaklaştı?

Bu bakış Burkina Faso, Mali ve Nijer halklarını kendi gelecekleri hakkında karar veren aktörler olmaktan çıkarıyor. Oysa konfederal parlamentonun kurulması, üç ülkenin kendi siyasi merkezini oluşturma arayışıdır. Başarıp başaramayacaklarını yabancı başkentlerden önce kendi halkları belirleyecek.

AES’e destek vermek her kararı alkışlamak anlamına gelmez. Üç ülkenin kendi yolunu seçme hakkını savunurken bu yolun halka ne kazandırdığını da sormak gerekir. Gerçek egemenlik, soru sorulamayan bir yönetim biçimi yaratmaz. Halkın sözünün daha fazla duyulduğu bir düzen kurar.

45 SANDALYE YETER Mİ?

29 Ağustos’ta ilk oturum sona erecek. Konuşmalar bitecek, heyetler ülkelerine dönecek ve salon boşalacak. Bundan sonrası daha önemli.

Komisyonlar çalışacak mı? Bakanlar parlamentonun tavsiyelerine cevap verecek mi? Ortak verginin nereye harcandığı açıklanacak mı? Sınırdaki tüccar veya köyündeki çiftçi bu meclise ulaşabilecek mi?

Cevaplar olumluysa 45 sandalye zamanla gerçek bir siyasi ağırlık kazanabilir. Raporlar dosyalarda kalır, toplantılar törenlere dönüşür ve halk salona giremezse geriye güzel bir isim kalır: Konfederal parlamento.

Şimdi Niamey’deki o salonu yeniden düşünün. Kırk beş milletvekili. Üç ülke. Ortak bir masa.
Sahel kendi siyasi merkezini kurmaya başladı. O merkezin gerçek sahibini ise açılış konuşmaları göstermeyecek. Cevabı yolda bekleyen şoför, okuluna gitmeye çalışan çocuk ve güvenlik isteyen köylü verecek.

*Göktuğ Çalışkan, Ankasam Uluslararası İlişkiler Uzmanı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir