Araştırmacı yazar Yücel Tanay, soykırıma uğrayan Uygurların İslam dünyası tarafından yalnız bırakıldığını yazıyor. Uygur Türkleri için ‘İslam ümmetinin yetimleri’ diyen Tanay, Doğu Türkistan’da yaşananların artık görmezden gelinebilecek bir ‘bölgesel sorun’ değil; insanlığın ve İslam dünyasının açık bir imtihanı olduğunu söylüyor.
Ümmet coğrafyasının en eski milletlerinden biri olan Uygur Türkleri, bugün yalnızca siyasi baskıların değil, aynı zamanda derin bir vicdanî terk edilişin muhatabıdır. Doğu Türkistan’da yaşananlar artık görmezden gelinebilecek bir ‘bölgesel sorun’ değil; insanlığın ve İslam dünyasının açık bir imtihanıdır.
İslam ümmetinin yetimleri hâline getirilen Uygur Müslüman Türklerinin nüfusu, büyük Çin katliam ve soykırımlarına rağmen bugün 35 milyonu aşmaktadır. Bu nüfusun yüzde 99’dan fazlası Sünni Müslümandır.
Uygurlar, Uluğ Türkistan’ın en kadim Türk boyudur. Kendilerine özgü kültürel özellikleriyle Türk tarihinde ilk şehircilik anlayışını, ilk mimari eserleri, ilk dinî ve kültürel temelleri atan topluluklardan biri olmuşlardır. Modern tarım uygulamaları geliştirmiş, tarihî İpek Yolu’nun ilk kervancıları olarak ticaret ve medeniyetin taşıyıcısı hâline gelmişlerdir. Türk tarihinde ilk şehirler ve kasabalar bu topraklarda kurulmuş, ilk mimari eserler burada yükselmiştir. Uygurlar, ayrıca 12 Kasım 1932’de Doğu Türkistan’da kurulan ilk İslam Cumhuriyeti’ni ilan ederek siyasi tarihte de önemli bir iz bırakmışlardır.
İSLAM’LA BULUŞMA VE ALTIN ÇAĞ
Uygurların İslam’la tanışması 840’lı yıllara dayanır. 932 yılında Karahanlılar döneminde prens Satuk Buğra Han, gördüğü bir rüya sonrasında Müslüman olmuş; Kaşgar’daki 300 Budist tapınağını camiye çevirerek Tarım Havzası’nı İslam’la buluşturmuştur. Bu dönemle birlikte Türkistan’daki birçok Türk kavmi İslam’ı kabul etmiş, tarih literatüründe “Uygur İslam Medeniyeti” olarak anılan büyük bir kültürel bütünlük ortaya çıkmıştır. Kaşgar, Karahanlılar döneminde dinî, siyasî ve kültürel merkez hâline gelmiştir.
932–1216 yılları, Doğu Türkistan’ın altın çağı olarak kabul edilir. Medreseleriyle ünlenen bu coğrafya, dünyanın dört bir yanından öğrencileri ağırlamış; ilim ve devlet adamları yetiştirmiştir. Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati’t-Türk’ü, İbn-i Sina, İmam Buhârî, Farabî ve Fergânî gibi ilim insanları bu büyük medeniyet havzasının ürünleridir.
ÇİN BASKILARI VE ASİMİLASYON POLİTİKALARI
Bu muazzam tarihî birikimin son yüzyılda maruz kaldığı trajedi hem acı hem ibret vericidir. Çin işgali sonrasında 60 milyondan fazla Müslüman Türk’ün hayatını kaybettiği iddia edilmekte; bu rakamın Bosna, Irak, Afganistan, Çeçenistan ve Filistin’de yaşanan kayıplardan katbekat fazla olduğu dile getirilmektedir.
Çin şovenizmi en sert yüzünü 1966–1976 Kültür Devrimi sırasında göstermiştir. Bu dönemde camiler yıkılmış, toplu ibadet yasaklanmış, Kur’an kursları kapatılmış; Çinli nüfus bölgeye sistemli biçimde yerleştirilmiştir. Okullarda ateizm propagandası yapılmış, dinî eğitim tamamen yasaklanmıştır. Ancak tüm bu baskılara rağmen Uygur halkının İslamî kimliği yok edilememiştir.
Günümüzde asimilasyon politikaları özellikle eğitim alanında yoğunlaşmıştır. Üniversite eğitimi tamamen Çince yürütülmekte, Müslüman öğrencilerin oranı bilinçli şekilde düşük tutulmaktadır. Alfabe politikalarıyla kültürel hafıza aşındırılmış; Uygur alfabesi İslam harflerinden Kiril’e, Latin’e ve tekrar İslam harflerine geçirilerek kimlik bilinci zayıflatılmaya çalışılmıştır.
Yaklaşık iki milyona yakın Uygur, bugün Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında tutulmaktadır. Çocuklar ailelerinden zorla koparılarak Çinlileştirme merkezlerine gönderilmiştir. “Kardeş Aile” projeleri kapsamında Uygur evlerine Çinli erkeklerin yerleştirildiği, Müslüman Uygur kızlarının Çinli erkeklerle zorla evlendirildiği yönünde ciddi iddialar bulunmaktadır. Yeni doğan çocuklara Müslüman isimler verilmesi dahi yasaklanmıştır.
Çin yönetimi, Doğu Türkistan’ın adını “Sincan (Xinjiang)” olarak değiştirerek bölgeyi yeniden tanımlamış; Uygur Türkçesinin kamusal alandaki kullanımı yasaklanmış, yer adları Çinleştirilmiştir. Sözde özerk yönetim altında Uygurlar fiilen hiçbir hakka sahip değildir.
İSLAM DÜNYASININ SESSİZLİĞİ VE VİCDANÎ ÇÖKÜŞ
Türkiye’de ve İslam dünyasında Filistin’de yaşanan zulme yüksek sesle tepki gösteren birçok çevrenin, Doğu Türkistan konusunda sessiz kalması dikkat çekicidir. Bunun temelinde, İslam coğrafyasını yalnızca Arap dünyasıyla sınırlayan dar bir bakış açısı yatmaktadır. Oysa ilk Müslüman Türk devletinin kurulduğu topraklarda yaşanan bu yok oluş karşısında susmak kabul edilemez.
Çin ile kurulan ticari ve siyasi ilişkiler, birçok İslam ülkesinin Uygur meselesini görmezden gelmesine yol açmıştır. Hatta bazı İslam ülkelerinin, Birleşmiş Milletler’de Çin’in Doğu Türkistan politikalarını destekleyen bildirilere imza atması, bu vicdanî çöküşün belgesi niteliğindedir.
KAMPLAR, MAHKÛMLAR VE ORGAN İDDİALARI
Uluslararası insan hakları raporlarında, kamplarda tutulan Uygur mahkûmların yargısız şekilde alıkonulduğu, bazı tutukluların zorla organ alınmasına maruz kaldığı yönünde ağır iddialar yer almaktadır. Daha da sarsıcı olan ise bu organların “helal” ibaresiyle pazarlanarak uluslararası organ ticaretine sokulduğu iddialarıdır.
Eğer bu iddialar doğruysa, bu durum yalnızca Çin’in işlediği bir suç değil; bu suça sessiz kalan küresel sistemin de ahlaki çöküşüdür.
SESSİZLİK DE BİR SUÇTUR
Uygur meselesi artık sadece bir insan hakları ihlali değil, İslam dünyasının kendi vicdanıyla yüzleşme meselesidir. Zulüm karşısında susanlar, doğrudan zalim olmasalar bile zulmün sürmesine zemin hazırlar.
Uygurlar bu yüzden ümmetin yetimidir.
Yetimlikleri güçsüzlükten değil, sahipsiz bırakılmalarındandır.
Kaynakça
1.Uyghur Human Rights Project (UHRP) Forced and Incentivized Interethnic Marriages in East Turkistan Washington D.C., UHRP Raporları, 2022. (Uygur kadınlarına yönelik zorla evlendirme, “Kardeş Aile” politikası ve aile yapısına müdahaleler hakkında kapsamlı saha ve tanıklık raporları.)
2.Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) Assessment of Human Rights Concerns in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region Birleşmiş Milletler, Cenevre, 2022. (Toplama kampları, keyfî tutuklamalar, kültürel ve dinî baskılar konusunda resmî BM değerlendirmesi.)
3.Radio Free Asia (RFA) – Uyghur Servisi / Uluslararası Araştırmacı Gazetecilik China’s Policies Targeting Uyghur Families and Women 2018–2023 haber dosyaları. (Kamplar, aile parçalanması, zorla evlilik iddiaları ve bölgeden sızan tanıklıklar.
