İletişim uzmanı Mehmet Utku Şentürk, Yeşilçam'a kısa kariyerlerine rağmen yıllardır hatırlanan izler bırakan yıldızların gölgede kalan hikayelerini yazıyor.
Yeşilçam’ın kalabalık koridorlarında bir isim vardır ki, parıltısı hiçbir zaman gürültülü olmadı; ama sessiz ışıltısı bugün hâlâ hafızalarda gezinir. Nilgün Saraylı… Sinema tarihimizin kenarında duran, ama o kenarı anlamlı bir çizgiye dönüştüren kadınlardan biri. Bir dönemin afişlerini süsleyen yıldızlar kadar görünür olamadı belki; ama geride bıraktığı fragmanlar, fotoğraflar ve kırılgan varlığı, Yeşilçam’ın “kaybolmuş yıldızlar galaksisi” içinde onu özel bir yere yerleştiriyor.
1950’lerin sonunda dünyaya gelen Nilgün Saraylı’ nın hikâyesi, sinemanın altın çağının tam ortasına denk düşer. Çocukluğu, Yeşilçam’ın setlerle, şarkılarla, dönemin efsane oyuncularıyla büyüdüğü yıllara rastlar. Bir gün o dünyanın parlak kapılarından içeri gireceğini belki kendisi de bilmiyordu. Ama kamera, her zaman kendisine yöneltilmiş bakışları ayırt eder. Saraylı’ nın kaderi de tam burada şekillenir: Zarif duruşu, masum gülüşü ve alçakgönüllü güzelliği, onu bir anda yönetmenlerin radarına sokar.
Saraylı, sinemada yaklaşık 1980’den 2006’ya kadar aktifti. Filmografisine baktığımızda, Deliler Almanya’da, Küçük Şahit, Erkekçe, İdamlık, Ayşem, Garibanlar, Garip, İkizler, Aç Kartallar, Darbe, İpteki Adam, Kara Para ve Süper Baba gibi filmlerde yer almış; bazen dramatik rollerde, bazen aksiyonun ya da toplumsal gerilimlerin ortasında, kendine küçük bir yer edinmişti.
Yeşilçam’ın taşra kökenli genç kadınlara sunduğu fırsatlar, aynı zamanda bir sınavdı. Bir oyuncu olmayı istemek yetmezdi; kalabalık içinde kaybolmamak, dönemin ağır çalışma koşullarına dayanmak, bazen de “rastlantıların” yardımını beklemek gerekirdi. Nilgün Saraylı, tüm bunların ortasında sessiz bir dirençle kendi yolunu açmaya çalıştı.
Kamera karşısındaki ilk yıllarında genellikle yan rollerde görünür. Kimi zaman evin masum kızı, kimi zaman hikâyenin gölgede kalan ama duyguyu taşıyan karakteri…
Oyunculuğu abartıdan uzak, içten ve doğal… Nilgün Saraylı’ nın kısa sürede dikkat çekmesinin nedeni belki de buydu: Oynadığı değil, “yaşadığı” duyguyu ekrana geçirebilenlerden olması.
Yeşilçam’ın yoğun üretim döneminde kariyeri yavaş yavaş yükselirken, bir yandan da setlerin görünmeyen yüzüyle tanışır. Çekimlerin gece yarılarına sarktığı günler, bazen ücretlerin geç ödendiği dönemler, kimi zaman da genç oyuncuların kırılganlıklarından yararlanan karanlık yapılar… Nilgün Saraylı’ nın yıldız olma yolculuğu, işte bu görünmeyen gerçeklerle mücadele ederek ilerler.
Ama asıl kırılma, dönemin gazete ve mecmualarında sık sık yer bulan “fiziksel dönüşüm” baskısıyla yaşanır. Saraylı, kısa sürede göz önünde olan her kadın oyuncu gibi kilosuna dair eleştirilerin hedefi olur. Eleştiriden ziyade bir linç kültürüne dönüşen bu durum, onun iç dünyasında derin izler bırakır.
Kilosuna dair her haber, her başlık, her alaycı ifade, genç bir kadının sadece fiziğini değil, özgüvenini de hedef alır. Yeşilçam’ın perde arkasındaki acımasız rekabet ortamı, kimi oyuncuları parlatırken kimilerini sessizce köşeye iter. Saraylı’ nın hikâyesi, tam da burada şehir efsanelerinin, kulis dedikodularının ve medyanın acımasız söyleminin gölgesinde kalır.
Bugün kız kardeşi Bahar Öztan’ın kariyeri daha çok bilinse de Nilgün Saraylı’nın sinema tarihindeki yeri bundan ibaret değildir. Bahar Öztan’ın kameralar karşısında daha görünür olduğu dönemlerde Saraylı çoğu zaman kendi iç sessizliğini seçer. Ama bu geri çekiliş bir yenilgi değil, bir tür içsel korunmadır. Çünkü Saraylı, Yeşilçam’ın o parlak ama yorucu sahnesine karşı her zaman mesafesini koruyanlardan olmuştur.
Saraylı’ nın “tutunamayan yıldız” olarak anılması, yalnızca kariyerinin süresine ya da sayısına bakılarak değil; aynı zamanda Yeşilçam’ın o acımasız üretim temposu ve parıltılı değil parıltısız köşeleri de hesaba katılarak düşünüldüğünde anlam kazanır. O, yalnızca bir yan karakter değildi; sahnelerde var olma çabası, bir tür direnişti.
Onu bugün yeniden hatırlamamızı sağlayan ise sadece filmleri değil; yıllar sonra paylaşılan birkaç video, birkaç anı, birkaç fotoğraftır. Instagram’da gezinirken karşınıza çıkan bir görüntüde, yüzündeki sıcaklık ilk günkü gibi tazedir. Yorgun değildir; kırgın değildir, ama hayatın ağırlığını omuzlarında taşıdığı bellidir. O gülüşün içinde hem Yeşilçam’ın bir zamanlar ona vadettikleri hem de bir türlü gerçekleşmeyen “büyük sıçrayış” saklıdır.
Yeşilçam’ın tutunamayan yıldızlarında hep ortak bir motif vardır: Doğru zamanda doğru yerde olamamak… Ya da tam tersine; doğru yerde olup zamanın kendisinin yanlış olması… Saraylı’ nın kariyeri de bu ikilemin tam ortasında durur.
Eğer Yeşilçam’ın o hızlı üretim çarkı, oyunculara biraz daha nefes alanı sunsaydı; eğer magazin kültürü kadın oyuncuların bedenlerini bu kadar acımasızca yargılamasaydı; eğer sektörün görünmeyen duvarları genç bir kadının üzerine bu kadar hızlı kapanmasaydı… Belki bugün onun adını daha büyük bir yıldız olarak anıyor olacaktık. Ama tarih hep “belkilerle” yazılmaz; Nilgün Saraylı’ nın hikâyesi de tam bu yüzden güçlüdür. Çünkü onun asıl ışığı, kariyerinin gürültüsünde değil, sessizliğinde saklıdır.
Bugün Nilgün Saraylı’ yı yazarken aslında Yeşilçam’ın unutulan kadınlarını da yazıyoruz. Fiziğiyle yargılananları, yeteneği fark edilmeyenleri, yan rollerde kaybolanları, sektöre sığamayanları… Sinema tarihi sadece büyük yıldızların değil; gözden kaçan küçük ama değerli hikâyelerin de bütünüdür. Saraylı’ nın adı bugün belki çok sık anılmıyor; ama bu onu değersiz kılmaz. Aksine, sinemamızın hafıza odasında özel bir çekmece açar.
Nilgün Saraylı' nın hikâyesi, bir yıldızın sönüşü değil; parıltısını gürültüye teslim etmeyişidir. Yeşilçam’ın o büyülü dünyasında parlamak kadar, kendini koruyarak sessiz bir köşeye çekilmek de bir seçimdir. Onun seçimi, kalabalığın ortasında parlamak değil; gölgede kalarak kendi iç huzurunu aramak oldu.
Belki yıllar sonra sinema tarihçileri, Yeşilçam’ın kenar karakterlerini yeniden değerlendirirken Saraylı’nın adını daha çok anacak. Belki de onun hikâyesi, yeni nesil oyunculara şu dersi verecek: Işık her zaman merkezde değildir; bazen gölgede duranlar da en çok ışığı taşır.
Yeşilçam’ın tutunamayan yıldızları arasında Nilgün Saraylı’ nın yeri tam olarak buradadır:
Sessiz, zarif, kırılgan…
Ve unutulmaya yüz tutulmuş olsa bile, hafızanın derinlerinde hâlâ parlayan bir ışık olarak.
*Mehmet Utku Şentürk, İletişim Uzmanı ve Yazar.
