Gazeteci Ertuğrul Özkök, 10Haber’deki köşesinde uzun süredir lösemi tedavisi gören ve 8 Ağustos’ta Almanya’da hayatını kaybeden Cansever’i yazdı. Özkök’ün dikkatini çeken ayrıntı, sanatçının son arzusunun Türkiye’ye ya da yıllardır yaşadığı Almanya’ya değil, doğduğu Kuzey Makedonya’nın Veles kasabasına gömülmek olmasıydı.
8 Temmuz 1967’de Veles’te dünyaya gelen sanatçının doğum adının “Dzansever Dalipova” olduğunu aktaran Özkök, bazı biyografilerde Cansever’in babasının Selanik, annesinin ise Bulgaristan kökenli olduğunun belirtildiğini yazdı.
Özkök, bu geçmiş nedeniyle Cansever’i “bir evlâd-ı fâtihân çocuğu” olarak tanımladı.
1997’DEKİ İBO ŞOV’U HATIRLADI
Cansever’in ölüm haberindeki “Veles’e gömülme” ayrıntısının kendisini 29 yıl öncesine götürdüğünü anlatan Özkök, sanatçıyı ilk kez 1997 yılında İbrahim Tatlıses’in sunduğu İbo Şov’da izlediğini aktardı.
Özkök, o dönemde Cansever’in sahnedeki görünümünü ve hüzünlü ifadesini hatırlatarak, kendisini diğer Balkan kökenli sanatçılardan farklı bulduğunu yazdı.
Cansever’in programda söylediği “Kara Çadır” türküsünün kendisini derinden etkilediğini anlatan Özkök, İbrahim Tatlıses’in de sanatçının yorumuna büyük övgüde bulunduğunu hatırlattı.
Tatlıses’in, daha önce kendisinin de seslendirdiği türküyü Cansever’den dinledikten sonra bir daha söylemeyeceğini ifade ettiğini aktaran Özkök, aynı programda Kubat ve İzzet Yıldızhan’ın da bulunduğunu belirtti.
“SUYUN ÖTESİNDEN GELEN BİR SES, URFA HÜZNÜYLE SÖYLÜYORDU”
Özkök, özellikle Yemen’de hayatını kaybeden Osmanlı askerlerine göndermeler içeren “Kara Çadır” türküsünün Cansever’in yorumunda kendisine bambaşka bir anlam ifade ettiğini anlattı.
Cansever’in sesinde Balkanlardan çok Anadolu’yu duyduğunu belirten Özkök, sanatçıyı Suzan Kardeş ve Şükriye Tutkun gibi Rumeli kültürüyle özdeşleşmiş isimlerle karşılaştırdı.
Özkök’e göre Cansever’in söyleyişinde klasik Rumeli neşesinden ziyade Anadolu arabeskine ve Urfa türkülerine yakın bir hüzün vardı.
“Bu kız sanki Anadolu’nun ortasından. Sanki Urfa’da doğmuş, büyümüş… Sanki yanlışlıkla Makedonya’da doğmuş.”
değerlendirmesinde bulundu.
“BU ANADOLU HÜZNÜ 500 YIL NASIL TAŞINDI?”
Cansever’in 1992’den itibaren Makedonya’da albümler çıkardığını ve hüzünlü Anadolu türkülerini seslendirdiğini belirten Özkök, Balkan Türklerinin yüzyıllar boyunca Anadolu’yla kurduğu kültürel bağ üzerinden dikkat çekici bir soru ortaya attı.
Özkök, Anadolu’dan Balkanlara taşınan türkü söyleme biçiminin kuşaklar boyunca nasıl korunabildiğini sorguladı.
Yemen’de ziyaret ettiği Türk şehitliğini de hatırlatan Özkök, mezar taşlarındaki doğum yerlerinin Osmanlı coğrafyasının genişliğini ve ortak hafızasını gösterdiğini ifade etti.
TÜRKİYE’DE 10 YIL, SONRA ALMANYA
Özkök, Cansever’in 1997 ile 2007 yılları arasında Türkiye’de müzik çalışmalarını sürdürdüğünü, albümler çıkardığını ancak daha sonra yapım şirketleriyle sorunlar yaşadığını ve Almanya’ya göç ettiğini aktardı.
Cansever’in Türkiye’de bulunduğu yıllarda vatandaşlık alıp almadığına ilişkin güvenilir bir bilgiye ulaşamadığını belirten Özkök, sanatçının Türkiye’deki hukuki statüsünün de geçmiş röportajlarında yeterince sorgulanmadığını ifade etti.
Özkök:
“Artık Makedonya Veles kasabasında bir mahalle mezarlığında yatacak. Merak ediyorum mezar taşına ne yazılmasını istedi.”
diye yazdı.
“BURADA BULAMADIĞI HUZURU NEDEN MAKEDONYA’DA ARADI?”
Cansever’in yaşamındaki hüznün yalnızca müziğine değil fiziksel duruşuna da yansıdığını anlatan Özkök, sanatçının en fazla dinlenen parçalarından “Kim Bu İnat”taki kırgınlık ve yabancılaşma duygusunun onun hayatıyla da örtüştüğünü değerlendirdi.
Özkök, şarkının Spotify’da yaklaşık 17 milyon kez dinlendiğini belirterek sanatçının doğduğu yere gömülme arzusunu şu soruyla değerlendirdi:
“Burada bulamadığı, Makedonya’da bulmayı umut ettiği o ebedi huzur nedir?”
KENDİ AİLESİNİN BALKAN HİKÂYESİNİ DE ANLATTI
Özkök, yazının ilerleyen bölümünde Cansever’in hikâyesinden kendi ailesinin Balkan geçmişine geçti.
Anne ve babasının Bulgaristan’ın Kırcaali bölgesindeki Mestanlı’da doğduğunu anlatan Özkök, babasının kendisi dünyaya geldiğinde kulağına üç kez şu cümleyi söylediğini aktardı:
“Oğlum burası bizim son vatanımız. Gidecek başka vatanımız yok.”
Anne ve babasının bugün İzmir’de yan yana yattığını belirten Özkök, buna rağmen insanın doğduğu yerin ömür boyunca zihninde ayrı bir yere sahip olduğunu ifade etti.
Cansever’in Veles’e gömülme arzusunu da bu duyguyla ilişkilendirdi.
“BALKAN TÜRKLERİ ANA VATANA BAĞLILIKLARINI KORUDU”
Özkök yazısını, Balkan Türklerinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarihsel hafızası üzerinden tamamladı.
Balkanlar’daki Türklerin yüzyıllar boyunca Anadolu ile bağlarını koruduğunu belirten Özkök, Yemen’den Bakü’ye, Şam’dan Fizan’a uzanan Türk şehitliklerinde Anadolu kentlerinden gelen askerlerle birlikte Gümülcine, Ohri, Saraybosna, Kırcaali, Filibe, Rodos, Girit ve Mora doğumlu askerlerin de bulunduğunu hatırlattı.
Cansever’in hayatını böyle bir tarihsel ve kültürel hat üzerinde değerlendiren Özkök, sanatçının doğduğu Veles’e dönme isteğini Balkanlardan Anadolu’ya, Anadolu’dan yeniden Balkanlara uzanan bir aidiyet hikâyesi olarak yorumladı.
