Çin hükümeti Ramazan’ın gelişiyle birlikte Türkiye başta olmak üzere İslam ülkelerinde “Uygurlar oruç ayını özgürce yaşıyor” şeklinde bir propaganda kampanyası başlattı ama bölgeden gelen haberler ve uluslararası gözlemcilerin raporları durumun bu yıl da değişmediğini, hatta baskıların arttığını ortaya koydu. Çin Komünist Partisi tarafından yayımlanan bildiriyle kamu personeli, öğrenci, öğretmen, devlet kontrolündeki şirket ve kuruluşlarda çalışanların Ramazan boyunca oruç tutmalarının yasaklandığı duyuruldu. Müslümanlar tarafından işletilen dükkan ve restoranlara ay boyunca oruç tutulan saatlerde açık kalma zorunluluğu getirildi.
BM: UYGULAMALAR İNSANLIĞA KARŞI SUÇ
oğu Türkistan’da 2014’ten bu yana ağırlaştırılan asimilasyon politikası kapsamında şiddetli bir ‘kültürel soykırım’ uygulanıyor. Türk ve Müslüman kimliklerini silmeyi hedefleyen baskılar dini gelenekleri özellikle hedef alıyor. Kültürlerini yaşatmaya çalışanlar ‘eğitim amaçlı’ denilen toplama kamplarında Çinlileştirilmeye çalışılıyor. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, 2022 ve 2026 tarihli iki ayrı değerlendirmede Çin’in uygulamalarını ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımladı. Müslüman Uygurlara yönelik ‘kültürel soykırım’ karşısında İslam dünyasının genelinde ise Pekin’in siyasi ve ekonomik ağırlığı yüzünden sessizlik hakim.

UYGURLARIN ORUÇLARI VE NAMAZLARI GİZLİ
Çin’in ‘kültürel soykırım’ uyguladığı Uygur Türklerine yönelik dini baskılar her yıl olduğu gibi bu ramazanda da şiddetlendi. İnsanlar ibadetlerini gizlice yerine getiriyor. İnsan hakları örgütleri ve bölge kaynaklarına göre, bir kişinin oruç tuttuğuna dair herhangi bir işaret ‘aşırılık’ kapsamında değerlendirilebiliyor. Bu ‘suçları’ işleyenler tespit edilirse derhal ‘toplama’ kamplarına gönderiliyor. Bu yüzden sahur vakti ışık yakmak da risk sayılıyor.
Doğu Türkistan’da 2014’ten bu yana şiddetli bir ‘kültürel soykırım’ uygulayan Çin hükümeti Müslüman Uygur Türklerine yönelik baskılarını ramazan dolayısıyla daha da ağırlaştırdı. Aynı süreçte eş zamanlı olarak Türkiye başta olmak üzere İslam ülkelerinde “Uygurlar oruç ayını özgürce yaşıyor” şeklinde bir propaganda kampanyası başlatılması da dikkat çekti. Ancak bölgeden gelen haberler ve uluslararası gözlemcilerin raporları durumun bu yıl da değişmediğini, hatta baskıların arttığını ortaya koydu. Çin Komünist Partisi (ÇKP) tarafından her yıl yayımlanan ramazan yasakları bildirisinin bu yıl da yeniden yayımlanarak yürürlüğe girdiği bildirildi.Yürürlüğe giren bildiride, Doğu Türkistanlılar tarafından işletilen dükkan ve restoranlara ay boyunca sigara ve alkol satmaya devam etme ve oruç tutulan saatlerde açık kalma zorunluluğu getirildi. Bu zorunluluğu yerine getirmeyen iş yerlerinin tamamen kapatılacağı belirtildi.
SAHURDA IŞIK AÇMAK BÜYÜK RİSK
Çin Komünist Partisi tarafından yayımlanan bildiriyle Müslüman parti üyeleri, kamu personeli, öğrenci, öğretmen, devlet kontrolündeki şirket ve kuruluşlarda çalışanların ramazan boyunca oruç tutmalarının yasaklandığı duyuruldu. Oruç tutulmasını, vakit namazları ile teravihlerin eda edilmesini zorlaştırmak için çalışma şartları ağırlaştırıldı, mesai saatleri değiştirildi. Müslümanlar tarafından işletilen dükkan ve restoranlara ay boyunca oruç tutulan saatlerde açık kalma zorunluluğu getirildi. İnsan hakları örgütleri ve bölge kaynaklarına göre, Ramazan ayındaki dini pratikler hükümet tarafından “aşırı aadikallik” kapsamında değerlendiriliyor. Bölgeden gelen bilgilere göre, sahur ve iftar saatlerinde evlerinin ışıklarını yakmak bile aileler için risk oluşturuyor. Ayrıca, okula giden çocukların ebeveynlerinin oruç tuttuğunu öğretmenlere veya okul yetkililerine bildirmesi durumunda, aileler hakkında suçlama yapılabiliyor. Bu nedenle Uygurlar, ibadetlerini gizli şekilde yerine getirmek zorunda kalıyor; Ramazan boyunca oruç tuttuklarını yakınlarına dahi belli etmemeye çalışıyorlar. Toplumsal ve resmi gözlem altında ibadetlerini saklamak zorunda kalmaları, bölgedeki baskı ortamını gözler önüne seriyor.
UYGUR HAREKETİ’NDEN ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI
İnsan hakları örgütü Uygur Hareketi (CFU), Ramazan ayının başlangıcında yaptığı açıklamada, Çin’in Uygur Müslümanlara yönelik uygulamalarına son verilmesi için uluslararası topluma çağrıda bulundu. Açıklamada, Uygurların oruç ve diğer dini ibadetlerinin “aşırıcılık” olarak nitelendirildiği ve Ramazan döneminde baskıların arttığı savunuldu. 2025 yılında Nobel Barış Ödülüne aday gösterilen Uygur Hareketi Başkanı Ruşen Abbas, Uygur Müslümanlarının Ramazan’ı ibadet yerine gözetim ve baskı altında geçirdiğini belirterek bunun “İslam’a karşı aktif bir soykırımın parçası” olduğunu ifade etti. Abbas, küresel kamuoyunu ve özellikle Müslüman ülkeleri Uygurlar için somut adımlar atmaya çağırdı.”Bu Ramazan ayında, küresel Müslüman topluluğu ve tüm insan hakları savunucuları bir araya gelmeli ve Uygur soykırımına son vermek için somut adımlar atmalıdır, çünkü hiç kimse Uygurlara karşı işlenen vahşetlerden ve Çin’in İslam’a yönelik saldırısından habersiz olduğunu iddia edemez”dedi.
Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) tarafından hazırlanan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” raporunda da benzer iddialara yer verildi. Raporda, Çin’de faaliyet gösteren Douyin platformunda paylaşılan bir gönderiye atıf yapılarak, Kaşgar’ın Peyziwat ilçesinde yaşayan bir kişinin Ramazan boyunca her gün yemek yediğini gösteren videoları yerel parti yetkililerine göndermek zorunda olduğunu belirttiği aktarıldı. Aynı raporda, ilçedeki bir polis memurunun, Uygurlar dahil bölge sakinlerinin oruç tutmasına izin verilmediğini ve bunun günlük video kayıtlarıyla kanıtlanmasının istendiğini ifade ettiği öne sürüldü. Uygulamanın Gülbağ, Bayawat ve Terim beldelerinde sürdüğü iddia edildi.
Okul yemekhanelerinde ‘yüz tanıma sistemi’yle Müslüman öğrencilerin oruç tutup tutmadıklarının despit edildiği de kaydedildi. Yemekhane kayıtları üzerinden öğrencilerin oruç tutup tutmadığının tespit edilmeye çalışıldığı ve bazı öğrencilerin bu gerekçeyle “aşırı radikallik” suçlamasıyla cezalandırıldığı iddia edildi. Uygur gazeteci Muhammed Ali Atayurt da mahallelerde çok sayıda güvenlik kamerası bulunduğunu, bu kameraların gelişmiş yüz tanıma sistemleriyle donatıldığını ve kişilerin biyometrik verilerini analiz edebildiğini söyledi. Atayurt, söz konusu teknolojilerin İsrail tarafından Batı Şeria’da ve bazı Batı ülkelerinde de kullanıldığını ancak kimi ülkelerde yasaklandığını belirtti. Atayurt, “Doğu Türkistanlılar bu yıl yine Ramazan ayını kısıtlamalarla, oruçsuz ve teravihsiz geçirdiği açıkça ortada” ifadelerini kullandı.
