NEHİR NUR ŞAHİN
Ramazan ayı, yalnızca öğün saatlerinin değiştiği bir zaman dilimi değil; aynı zamanda metabolizmanın, hormonların, uyku düzeninin ve sıvı dengesinin yeniden organize olduğu özel bir süreçtir. Gün boyu süren açlık ve susuzluk, vücudu farklı bir fizyolojik dengeye taşır. Bu dönemde en çok merak edilen konulardan biri de kafein tüketimidir. Özellikle kahve ve çay alışkanlığı olan bireyler için kafein, Ramazan’da hem vazgeçilmez bir rutin hem de üzerinde dikkatle durulması gereken bir başlıktır.
Kafein, merkezi sinir sistemini uyaran bir maddedir; uyanıklığı artırır, yorgunluk hissini azaltır ve kısa süreli zihinsel performans artışı sağlar. Sahur sonrası işe ya da günlük hayata devam edenler için bu etki cazip görünebilir. Ancak kritik nokta şudur: Kafeinin sağladığı uyanıklık gerçek bir enerji artışı değil, yorgunluk algısının baskılanmasıdır. Yani vücut fizyolojik olarak hâlâ aç ve susuzken biz kendimizi sadece zihnen daha dinç hissederiz.
Oruçta kafein tüketiminin en hassas boyutu sıvı dengesidir. İftar ile sahur arasında vücut sıvı kaybına daha açıktır. Kafein hafif idrar söktürücü (diüretik) etki gösterebilir; fazla tüketildiğinde ise bu durum susuzluk hissini tetikler. Özellikle sahurda aşırı kahve tüketmek, gün içinde baş ağrısı, halsizlik ve dikkat dağınıklığına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle öncelik her zaman su olmalı, kafein asla suyun yerini tutan bir içecek olarak görülmemelidir.
Mide sağlığı da bir diğer önemli başlıktır. Uzun süreli açlık sonrası mide asidi doğal bir artış gösterir. İftarda hızlı beslenmenin üzerine içilen sert kahveler mide yanması, reflü ve hazımsızlık şikâyetlerini tetikleyebilir. Benzer şekilde sahurda aç karna içilen kahveler de hassas midelerde rahatsızlık yaratabilir. Sindirim sistemi yeni bir ritme uyum sağlamaya çalışırken, aşırı kafein bu dengeyi zorlamamalıdır.
Ramazan’da uyku düzeni de değişir; gece uykusu bölünür ve toplam süre azalır. Geç saatlerdeki kafein alımı uykuya dalmayı zorlaştırarak uyku kalitesini düşürebilir. Bu durum ertesi gün daha fazla yorgunluğa ve dolayısıyla daha fazla kafein ihtiyacına dair bir kısır döngü yaratır. Oysa oruç sürecinde bedenin en büyük destekçisi kaliteli uykudur.
Peki, kafeinden tamamen mi uzak durmalıyız? Hayır. Sağlıklı bireylerde ölçülü tüketim genellikle sorun yaratmaz. Günlük toplam miktarın 200–300 mg’ı geçmemesi, yani ortalama iki fincan kahve veya birkaç bardak çayla sınırlandırılması güvenli bir yaklaşımdır. Ancak bu miktar iftar ve sahur arasına dengeli dağıtılmalı, bol su ile desteklenmelidir. Çarpıntı, mide yanması veya şiddetli susuzluk yaşayanlar kafeini mutlaka azaltmalıdır.
Sonuç olarak oruç, alışkanlıkları gözden geçirmek için bir fırsattır. Enerji ihtiyacını yalnızca kafeinden beklemek yerine; dengeli sahur, yeterli protein ve doğru sıvı planlaması çok daha sürdürülebilir bir enerji sağlar. Kafein ne bir düşman ne de sınırsız bir haktır; asıl amaç bedeni yormadan dengeyi koruyabilmektir.
