İş insanı Murat Ülker, kişisel internet sitesinde yayımladığı “Modern Sanatın Yedi Anahtarı” başlıklı yazısında, modern sanatın nasıl okunabileceğine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Ülker, yazısında uzun yıllar boyunca sanatın “güzel olanı”, “yeteneğin ve tekniğin izlerini taşıyanı” ve “gerçekliği en iyi yansıtanı” ifade ettiğini belirterek, modern sanatın bu anlayışı kökten değiştirdiğini ifade etti. Modern sanatla birlikte bir eserin anlamının yalnızca neye benzediğiyle değil, sunduğu fikirle ve izleyiciye yaşattığı deneyimle de ilgili hale geldiğini vurguladı.

SİMON MORLEY’İN YEDİ ANAHTARI
Ülker, modern sanatı yorumlamayı kolaylaştıran kaynaklardan biri olarak Simon Morley’in Seven Keys to Modern Art kitabını ele aldı. Morley’in sanatın sadece uzmanlara ait bir alan olmadığını, doğru araçlarla herkesin sanatı okuyabileceğini savunduğunu aktaran Ülker, kendisinin de bu görüşe katıldığını belirtti.
Yazıda Morley’in modern sanat için önerdiği yedi yorumlama anahtarı şöyle sıralandı:
Tarihsel Anahtar, Biyografik Anahtar, Estetik Anahtar, Deneyimsel Anahtar, Teorik Anahtar, Şüpheci Anahtar ve Piyasa Anahtarı.
Ülker’e göre bu sistem, sanat eserlerini tek bir bakış açısına sıkıştırmıyor; aksine eserin tarihsel arka planından sanatçının yaşamına, biçimsel özelliklerinden piyasa değerine kadar farklı yönlerden okunmasını sağlıyor.
PİCASSO’DAN DUCHAMP’A MODERN SANAT OKUMALARI
Ülker, yazısında Morley’in kitabında yer alan 20 sanatçıdan yedisini seçerek bu anahtarları somut örnekler üzerinden anlattı.
İlk örnekte Pablo Picasso’nun 1913 tarihli Bottle of Vieux Marc, Glass, Guitar and Newspaper eserini ele alan Ülker, bu yapıtın Picasso’nun kolaj tekniğini kullandığı ilk örneklerden biri olduğunu belirtti. Eseri, Kübizm’in sanat tarihindeki dönüşümüne, gündelik nesnelerin sanat bağlamına taşınmasına ve sanat piyasasının modern eserlerle kurduğu ilişkiye dikkat çekerek yorumladı.

Marcel Duchamp’ın 1917 tarihli Fountain eseri ise yazıda modern sanatın en kırılgan ve tartışmalı eşiklerinden biri olarak değerlendirildi. Ülker, Duchamp’ın bir pisuarı ters çevirerek sergilemesinin, sanatın yalnızca estetik bir nesne değil, aynı zamanda düşünsel bir eylem olduğunu gösterdiğini aktardı.

FRİDA KAHLO, WARHOL VE KUSAMA ÖRNEKLERİ
Ülker, Frida Kahlo’nun Self-Portrait with Cropped Hair eserini sanatçının kimlik arayışı, kişisel acıları ve Diego Rivera ile yaşadığı ilişki üzerinden değerlendirdi. Yazıda Kahlo’nun kısa kesilmiş saçları ve erkek takım elbisesiyle kendisini resmetmesinin, cinsiyet rolleri ve bireysel özgürlük bağlamında güçlü bir ifade taşıdığı belirtildi.

Andy Warhol’un Big Electric Chair eseri ise ölüm, medya, tüketim kültürü ve duyarsızlaşma kavramları üzerinden ele alındı. Ülker, Warhol’un elektrikli sandalye imgesini tekrarlayarak dehşet verici bir görüntünün zamanla nasıl sıradanlaşabileceğini sorguladığını yazdı.

Yayoi Kusama’nın Infinity Mirror Room – Phalli’s Field çalışması da izleyiciyi eserin parçası haline getiren deneyimsel yönüyle değerlendirildi. Ülker, Kusama’nın aynalar, polka noktaları ve tekrar eden formlar aracılığıyla benlik, sonsuzluk ve algı üzerine düşündürdüğünü aktardı.

TÜKETİM TOPLUMU VE ŞİDDETİN İZLERİ
Barbara Kruger’ın Untitled (I Shop Therefore I Am) eseri, yazıda modern tüketim toplumunun güçlü bir eleştirisi olarak yer aldı. Ülker, Kruger’ın Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözünü “Alışveriş yapıyorum, öyleyse varım” şeklinde dönüştürerek bireyin kimliğini tüketimle kuran modern anlayışı sorguladığını ifade etti.

Doris Salcedo’nun 2003 İstanbul Bienali için hazırladığı Untitled çalışması ise şiddet, kayıp ve toplumsal hafıza bağlamında ele alındı. Karaköy’de iki bina arasına yerleştirilen 1.550 ahşap sandalyeden oluşan eser, Ülker’in yazısında “şiddetin topografyası” olarak yorumlandı.

“BİR ANALİZ DE BİZDEN”
Ülker, yazısının sonunda Yıldız Holding Çamlıca Kampüsü’nde süren “Gök Kubbe” sergisinden bir eserin de aynı yöntemle yorumlandığını paylaştı.
Fotoğraf sanatçısı Nevzat Yıldırım’ın İstanbul’un tarihi camilerinin kubbelerini üst üste pozlama tekniğiyle oluşturduğu sergide yer alan Süleymaniye Camii fotoğrafı, Morley’in yedi anahtarıyla değerlendirildi.
Bu analizde Süleymaniye, Ayasofya ve Nusretiye gibi yapıların tarihsel sürekliliği, kubbe formunun estetik ve teorik anlamı, siyah-beyaz tonların kompozisyona kattığı derinlik ve eserin izleyiciyi İstanbul silüeti içinde düşünsel bir gezintiye davet etmesi öne çıkarıldı.

“ANAHTARLAR KİLİT AÇMAYA YARAR”
Ülker, yazısının sonunda Morley’in yöntemini sevdiğini belirterek, bu yaklaşımın sanat eseri yorumlamasını daha derli toplu hale getirdiğini ifade etti.
“Modern sanatın yedi anahtarı” yaklaşımının izleyiciye yalnızca esere bakmayı değil, onun arkasındaki tarihsel, kişisel, estetik, teorik ve ekonomik katmanları da görmeyi öğrettiğini belirten Ülker, sanatseverlere Simon Morley’in kitabını okuma tavsiyesinde bulundu.
Ülker, yazısını şu değerlendirmeyle tamamladı: “Anahtarlar kilit açmaya yarar. Açılan sandığın içine bakmak, aralanan kapıdan içeri girmek… Bu tamamen anahtarı elinde tutanın inisiyatifindedir.”
