Özgür Özel KARAR TV'de: CHP'nin listelerinde başörtülü milletvekilleri göreceksiniz! 2027 Ekim’de erken seçim olacak

Özgür Özel KARAR TV'de: CHP'nin listelerinde başörtülü milletvekilleri göreceksiniz! 2027 Ekim’de erken seçim olacak

KARAR TV’de Taha Akyol, Akif Beki ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtlayan CHP lideri Özel; emekli maaşlarından terörsüz Türkiye sürecine, asgari ücret önerilerinden CHP’deki değişim rüzgarlarına kadar gündemdeki tüm sıcak başlıkları değerlendirdi. "Zamanı geldi, CHP listelerinde başörtülü vekiller olacak" diyen Özel, 2027'nin ekim ayında erken seçimin olacağını öngörürken, en düşük emekli maaşı içinse, "Devlet Bey büyüğümüz. Bir büyüklük yapsın, raconu kessin" dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, KARAR TV ekranlarında Taha Akyol, Akif Beki ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtlayarak Türkiye gündemine dair açıklamalarda bulundu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı operasyonlarını ve "adaylık" tartışmalarını eleştiren Özel, “Bizim adayımız Ekrem İmamoğlu’dur. Erdoğan, rakibini hapse atarak siyasi yasakla yenmeye çalışmanın bedelini ödeyecek” diyerek erken seçim ve adaylık konusuna dair konuştu.

Özgür Özel, ekonomik krizden "terörsüz Türkiye" sürecine, yargıdaki "filtre kahveli" sorgu iddialarından uçak gemisi projesiyle bağlantılı erken seçim tahminine kadar pek çok başlığı değerlendirdi.

EKONOMİ VE EMEKLİ MAAŞLARI: DEVLET BEY RACONU KESSİN

Emekli maaşlarının 20 bin lirada kalmasına tepki gösteren Özel, MHP lideri Devlet Bahçeli’ye doğrudan çağrı yaparken, “Devlet Bey bir büyüklük yapsın, tırnak içinde raconu kessin; 'Bunun oluru 24 bin liradır' desin, biz itirazsız oy vereceğiz" ifadelerini kullandı.

YARGI VE OPERASYONLAR: ALBAYRAKLAR İDDİANAMESİNİ KOPYALAMIŞLAR

İBB ve CHP üzerinden yürütülen soruşturmaları "geçmişin kötü bir taklidi" olarak niteleyen Özel, iddianamelerdeki "sistem" kavramının 2000’li yılların başında AK Parti’ye yönelik hazırlanan dosyalarla birebir aynı olduğunu savundu. Yargıdaki usulsüzlüklere dair "filtre kahve ikram edilerek Ekrem İmamoğlu aleyhine ifade vermeye zorlanan bürokrat" örneğini veren Özel, bu durumu Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na da bizzat ilettiğini açıkladı.

ERKEN SEÇİM TARİHİ: UÇAK GEMİSİ VE 2027 SONBAHARI

İktidarın erken seçim planlarını projeler üzerinden takip ettiklerini belirten Özgür Özel, seçim takvimi içinse, "Türkiye’nin uçak gemisi inşasının denize indirilme tarihi 2028’den 2027 Eylül’üne çekildi. Bu durum, seçimlerin 2027 yılının Ekim veya Kasım ayında yapılacağına dair en güçlü işarettir" ifadelerini kullandı.

Özel'in cümlelerinden satırbaşları şöyle:

Elif Çakır: Geçen hafta, "Eğer herkes verdiği sözde durursa çok güzel bir gelişme olacak" demiştiniz. Ama öyle görülüyor ki verilen sözler tutulmadı. Emekli aylıkları 20 bin lira olarak komisyondan geçti. Siz bir önerge getiriniz, MHP ile aranızda bir polemik de oluştu. Değerlendirmeniz nedir?

Özgür Özel: Meclis'teki aritmetiğe bakıldığında AK Parti'nin 275 milletvekili var, MHP'nin de 47 milletvekili var. Bir arada çoğunluğu sağlayıp istedikleri her kanunu geçiriyorlar. AK Parti ile MHP bir olunca biz hep azınlıktayız. Emekli maaşı söz konusu olunca, işte en düşük emekli maaşının 18 bin 938 lira olup sonra da ‘Meclis bir şey yapmayacak mı?’ deyince 20 bin liraya çıkması. Emekliler arasında bu rakama bir infial oluştu. Bütün partiler tepki verdi. Bahçeli de , "Bu bir sefalet ücretidir" dedi. "Herkes sözünü tutarsa siz çoğunluktasınız" dedim. MHP'den herhangi bir itiraz gelmedi evvelki güne kadar. "Biz ittifak ortağıyız ama iktidar ortağı değiliz, CHP bu maaşlar üzerinden aramıza nifak sokmaya çalışıyor" dendi. Biz öyle bir şey yapmıyoruz.

"20 BİN LİRANIN ÜZERİNDEKİ TÜM TEKLİFLERE OY VERECEĞİZ"

İstediğimiz şey de çok büyük bir şey değil. 2019 yılı dahil en düşük emekli maaşının iki katıydı ortalama emekli maaşı. Bugün 23/20. Bütün emeklileri tabanda birleştirdiler. Birkaç yıl sonra bütün emekliler en düşük emekli maaşını alır hale gelecekler.

Bizim önergemiz reddedildi. Biz, "28 bin lira" dedik. Gerçekçi olmasa bile gerçekçi olanı onlar söylesin. Devlet Bey büyüğümüz. Bir büyüklük yapsın. Tırnak içinde raconu kessin. Desin ki, "Bunun oluru 24." Devlet Bey'in hatrı için 20 binin üzerindeki her rakama oy vereceğiz. Biz bu 20 bin liraya 'hayır' oyu vereceğiz. Geçen hafta biraz ümitliydik ama Devlet Bey'in bu yaklaşımıyla ümitlerimiz kırıldı.

"ASGARİ ÜCRET VEREN İÇİN 29 BİN LİRA OLACAKTI"

Taha Akyol: Biliyorsunuz bu iktidarın politikaları Türkiye'nin ve dünyanın saygın iktisatçıları tarafından 'popülizm' olarak niteleniyor. Bütçe imkanlarını zorlayarak, Sayın Erdoğan'ın deyimiyle, 'müjde' dağıttılar ama şimdi yapamıyorlar. Siz '28' derken kaynak üzerine bir çalışma yaptınız mı?

Özgür Özel: Biz asgari ücretin de 28 bin lira değil 38 bin lira olması gerektiğini savunduk. O sırada da kaynak tartışmaları vardı. Asgari ücrette şöyle bir açmaz var: Ya şah ya kale... Asgari ücret veren için çok yüksek alan için çok düşük. Berbat bir durum. Tekstilciler Mısır'daki maliyete bakıyor, oradaki maliyet çok düşük. Asgari ücret bu sebeple verene çok fazla geliyor. Onun ihracat kabiliyetini zorluyor. Bir diğer mesela küçük esnaf. Bir tane kuaför, bir kalfa ve bir çırak çalıştırıyor. Onlara verdiği ücret onun için zorlayıcı ama alan içinde geçinmek mümkün değil. Burada devletin devreye girmesi gerekiyor. Arkadaşlar planını çıkardı. Bütçe komisyonunda da tartışmaya açtık itiraz eden olmadı. Asgari ücret 39 bin liraya geldiğinde diğer ücretlerde asgari ücretin hemen üzerinde konumlanıyor. İnanılmaz bir Sosyal Güvenlik Kurumu'nun toplamda elde ettiği gelir fazlası var. Bunu dönüp, 1 ve 5 arası çalışanı olan küçük esnaflarla belli iş kolları üzerinde bunları prim desteği olarak verelim dedik. Devletin cebinden bir kuruş çıkmıyor.

Çok kabaca söylüyorum; Asgari ücret bu sefer alan için 39, veren için 29 bin lira oluyor.

Türkiye gibi bir ülkenin bütçesi bütün ihtiyaçlara yeter de hepsine birden yetmez. Öncelik belirleme işi olmalı. Bu sene bütçe kalemlerinin arasında 168 milyar lira vazgeçilecek kurumlar vergisi var. Emekliye 650 milyar lira yok, faize 2 milyar 4 lira var. "Emekliyi de düşünelim" hesabı yok. AK Parti ilk geldiğinde en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücret alıyordu. Bunu Cumhurbaşkanı yardımcısı kabul ediyor. Dün Erdoğan, kendi ikna gücüyle bunun yalan olduğunu söyledi. 3'te biriydi dedi.

O açıdan bir kere şöyle bir büyük bir haksızlıkla karşı karşıyayız. AK Parti ilk geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücret alıyordu. Bu SSK emeklisi açısından. Hatta burada bir kez daha düzeltelim. Bu yıllardır konuşulur. Bunu Cumhurbaşkanı Yardımcısı bütçe sunumunda kabul ediyor. Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri kabul ediyor. AK Partili hatipler kabul ediyor. Bu o kadar herhalde yayıldı ve bir tepkiselliğe dönüştü ki dün Erdoğan kendi ikna gücüyle bunun yanlış olduğunu, bunun yalan olduğunu, kendileri iktidara geldiğinde asgari ücretin 184 lira olduğunu, ki bu doğru ama en düşük emekli maaşının 66 lira olduğunu söyledi. ‘Üçte biriydi’ dedi. Olacak şey değil. Hemen tabii; ‘Bu rakamı nereden çıkardınız?’ Nereden çıkarmışlar biliyor musun? Eskiden bizim Ege’de rençber Bağ-Kur’u dedikleri bir şey vardı. Tarım sigortalı Bağ-Kur. Günün birinde yani bir gün geliyor ve devlet diyor ki ‘Tarım sigortasına girmek ister misin?’ ‘Ben şimdi emekli olsam’ diyor kişi, 50 yaşında rençber, ‘75 yaşında emekli olacağım.’ Olmaz, onun aklına yatmaz böyle şey. Diyorlar ki ‘Geçmişte devlete verdiğin…’ ‘Koçan’ derler. ‘Bir pamuk koçanı bul…’ Veriyorsun, koçan imzalanıyor, alıyorsun ya. ‘Pamuk koçanı bul, tütün koçanı bu, üzüm koçanı bul, çay koçanı bul, Çay-Kur’a verilmiş; fındık koçanı bul, Fisko Birlik’e verilmiş.’ Yani geçmişte üretim yapıp sattığını ispat et. O senin Bağ-Kur’a giriş tarihin kabul edilecek. Bugün de emekli olmaya niyetlenmişsin. Arada da iş kazası geçirmemişsin ya. ‘İş kazası primi senden almam.’ ‘Hastalandıysan da ilacını kendin aldın. O aradaki sağlık primlerini almam. Filanca primi almam ama kendince aktüeryal dengeyi koruyacak emeklilik primlerini alırım ve seni kolay yoldan emekli yaparım. Koçanı bulursan.’ Bu koçanı bulanları ‘Ver şu kadar para’ deyip emekli yaptılar. Bir furya. Bu emekliler o zaman 66 bin lira almış. Hani bugün dul ve yetim maaşı var ya, 4 bin 800 lira. Şimdi ben desem ki ‘En düşük emekli maaşı 4 bin 800 lira’, kim inanır? O istisna. Bir emeklinin hakkı; işte dul kalmış, yetim kalmış ve yarısı anaya, yarısı çocuklara… Bizce de yanlış, çok az. O da en az asgari ücret olsun ama o başka bir bahis. Rençber Bağ-Kur başka bir bahis. Onun içinde normal bir sigortalılık yok. Bugünden geriye bir kapsama girme var. 9 bin 800 kişiye yapmışlar bunu. Erdoğan gitmiş, 10 bin kişiyi gösteriyor. Bizim bahsettiğimiz en düşük emekli maaşı alan kişi 4,9 milyon bugün. O rakama dönelim. Erdoğan’ın Tarım Bağ-Kur’u 66 bin lira, asgari ücret 184 bin lira dediği gün en düşük SSK emeklisi 276 bin lira alıyormuş. Yani 1,5 denen o. 1,50 asgari ücret alıyormuş. Şimdi 0,7 asgari ücret alıyor SSK’lısı, Bağ-Kur’lusu. Öyle olunca da burada çok ciddi bir itiraz var.

"BİRİNCİ PARTİYİZ"

Akif Beki: Şöyle bir açmanız mı yok mu? Toplum kesimleri lehine bir takım önerilerde bulunuyorsunuz. İktidar gerçekleştirdiğinde, "Onlar konuşur, biz yaparız" diyor. Bu durumda yararlanan halk kesimleri de bunu sizden değil iktidardan biliyorlar. İktidar, gerçekleştiremediğinde de verdiğiniz mücadele havada kalmış gibi oluyor. Emekliyi kışkırtmakla suçlanıyorsunuz.

Özgür Özel: Ben soruyorum; "Emekli ikramiyesini Kemal Bey sayesinde alıyoruz" diyorlar. O 4 bin lira ile şu anda bir but alırsın. Bir yanda EYT meselesi. O tansiyon çok yükseldi. Seçime giderken yaptı. Şimdi şikayet ediyor. Şikayet edecektin yapmasaydın biz yapsaydık.

Bütün anketlerde meslek kırılımları var. Gençlerde CHP 55 yaş üstünde açık ara önde. Emeklilerde CHP'nin oy oranı yüzde 54. CHP'nin birinci parti olmasını sağlayan en önemli şey özellikle emeklilerde açık ara birinci parti olması, gençlerde birinci parti olması. Aynı zamanda düşük gelirli seviyelerde ilk kez birinci parti olması.

Ev hanımlarında biz birinci değiliz. AK Parti döneminde istihdam olmuş. İş kuranlarda biraz daha gerideyiz. 25-25 yaş arası kafa kafayayız.

Cumhuriyet Halk Partisi, emeklilerin partisi değildi. Hatta bir ara şöyle bir şey olmuştu, hatırlayın, Kemal Bey noterden taahhüt verdi emekliler için. Tayyip Bey de sonra dedi ki ‘O taahhütname verdi, emekliler oyu bana verdi.’ Yani Tayyip Bey o zaman çok emindi emeklilerden oy aldığına. Zaten şu anda Cumhuriyet Halk Partisi’nin birinci parti olmasını sağlayan en önemli dinamikler, bir belli bir yaş grubunda ve özellikle emeklilerde 55 yaş üstünde açık ara birinci parti olmasıdır. 18-25 yaş arasında açık ara birinci parti olması, bunun yanında düşük eğitim ve onlar zaten çok atbaşıdır, düşük gelir seviyelerinde ilk kez birinci parti olması. Burada açık ara değiliz. Ama ilk kez birinci partiyiz. Hep CHP eleştiriliyordu işte ‘siz elitlerin partisisiniz’ filan. Tabii orada Meclis’e giderseniz, AUDİ’lerin nasıl yer değiştirdiğini de görürsünüz. En mütevazı arabalar CHP’lilerde, en fiyakalı arabalar AK Partililerde artık. Ama bu süreçte düşük gelir seviyesinin, yüksek yaş grubunun, emeklilerin ve gençlerin birinci partisi olmasıyla, birinci partisi olma pozisyonumuzu güçlendiren dört ana kolon bu.

AK Parti’den bize genel seçimlerde yüzde 1.7 gibi bir oy gelmişti o oy geçişlerini gösteren. Daha çok yerel seçimlerde kaymalar böyle doğrudan yerine, bize AK Parti’den gelen oydan çok yerel seçimlerde seçmen bizim Türkiye İttifakı diye söylediğimiz çizgide ve kendi partisinin adayının olmadığını ya da şanslı görmediği noktada bize destek vermişti. O duruyor. Ama yerel seçimlerde olmayan, örneğin Can Selçuki’nin araştırması dün yayınlandı. Mesela yerel seçimlerde bize AK Parti’den geçiş yüzde 7,1’ydi. Can Selçuki yüzde 6,9 olarak ölçmüş. Yani yerel seçimde gelmeyen bir kısım geliyor. Yerel seçimde gelen bazı oyların geri gitmesi çok normal. Örneğin DEM seçmeni. Adayı olmayan yerde bize oy verdiler ama genel seçimde kendisine oy verir. Ama Cumhurbaşkanı adayında kim kendisine daha yakınsa ya da geleceği açısından görüyorsa öyle verir. O yerel seçimden gelen oyu… Bugün yerel seçime yakın bir oydayız. Ama ‘Yerel seçimde oy veren herkesi biz tuttuk’ diye bir şey söylersek, DEM seçmenine... İYİ Parti’nin AK Parti olmasın diye… İşte Balıkesir’de aldığımız sonuç, Manisa’da, Trakya’da, Antalya’da aldığımız sonuçlar İYİ Parti’den gelen seçmen. Yerel seçim dinamiği içinde gelmişti. Bir kısmı tekrar bizi tercih edebilir. Bir kısmı partisine dönebilir. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi’nden, yine söylüyorum. Can Selçuki’nin evvelsi gün yayınlanan son araştırmasında 6,9 puanlık Cumhuriyet Halk Partisi’ne bir kayış var. Yani yerel seçimde biz AK Parti’den çok alamadık ama bu seçimde biraz daha iyi bir noktadayız.

Taha Akyol: CHP, bir merkez partisi haline geldi. Daha çok kitlelere açık. Merkez sağdan bu şekilde oy almak önemli hale geliyor. Sizin partinizde de tesettürlü hanımlar. Bunun karşılığını görüyor musunuz?

Özgür Özel: Burada samimi kanaatimi söyleyeceğim. Burada açılım, lider için şöyle konforlu bir şey: liderlik algısını pekiştiren bir şey. Ben açılık meselesini şöyle görüyorum. Açmamış bir çiçeği ortaya çıkarmak için yaptığını iş doğal değildir. Doğal olanı organik olarak açabiliyor olması. Benim parti meclisi üyem Sevgi Kılıç, 'bize de bir tane başörtülü lazım' diyerek değil de Beykoz'un köyünden yüksele yüksele gelmiş alnının teriyle CHP'nin ilk başörtülü başörtülü genel başkan yardımcısı olmuş kişidir.

CHP'nin listelerinde başörtülü milletvekilleri göreceksiniz, zamanı geldi. Ama bu 'açılım olsun' diye değil. O onlara da hakaret, Türkiye'ye de hakaret. CHP'nin şu anda başörtülü arkadaşın varlığı bir mesaj değil. 'Başörtülü bütün kadınlar başörtüsüz bütün kadınlarla eşit şartlarda, gelin siyaset yapın' demek.

"DİYANET’İ NASIL YÖNETECEĞİMİZİ DE ÇALIŞIYORUZ"

Akif Beki: Milletin değerleri ile, dinle camiiyle kavgalı CHP algısı bir günde oluşmadı. Bu algının artık aşıldığını söyleyebiliyor musunuz?

Özgür Özel: Ben öyle görüyorum. Bursa Ulu Camii'de 270 tane selfie çektirdiğime göre... Biz Diyanet'i ve İmam Hatipleri kapatmayacağız. Barış Özgün hocamızı da PM'ye de davet ettik. Diyanet İşleri görevlendirmelerinin nasıl olacağını da yazıyoruz. Biz iktidar olduğumuz da Diyanet'i nasıl yöneteceğimizi yazmaya ve bunun propagandasını da yapmaya hazırlanıyoruz. Yazılı, somut bir vaadimiz olacak.

Bir kaygının oluğunu gözlemliyoruz. Ama eskiye göre din konusunda mesafe aldığımızı görüyoruz. AK Parti'nin bu kadar kötü yönetime karşın hala gerilememesi alternatif için bir takım şüphelerinin olduğunun göstergesi olabilir.

Taha Akyol: Suriye konusunda çok enteresan bir konuşma yaptınız. Hem Suriye'de üniter devlete hem de Suriyeli Kürtlere 'akrabalarımız' diyerek bir sahiplenme gösterdiniz. Biraz açar mısınız Suriye konusundaki görüşünüzü?

Özgür Özel: Düne kadar sessiz sedasız takip edilen süreçte bir anda bir Kürt düşmanlığı oldu. Suriye'de 2 milyonun üzerinde Kürt yaşıyor... Suriye'de sadece YPG'liler yaşıyor diye bir bakış açıları var. Suriye'deki bütün Kürtleri terörist olarak görenler var iktidarın bazı kalemlerinde. Bu o kadar incitici bir şey ki.

Ben kendimi bir Türk olarak Suriye'deki Türkmenlerin de akrabası olarak görüyorum. Türkiye'deki Kürtlerle akrabaysa Suriye'deki Kürtlerle de akrabayım. Çünkü tarih içinde sınırın nereden çizildiğinin kardeşliğe engel olacak bir tarafı yok.

Düne kadar hani biz Orta Doğu'yu doğru okuyorduk? Ben bu açılım sürecinin bitip, Türkiye'ye de Suriye'ye de demokrasinin gelmesi, bunun devamında da birlikte kalkınan iki ülke olmasını umuyorum. Komşu da felaket olursa sana da felaket gelir. Bu arkadaşlara benim temel eleştirim buradan. Geçen sene Suriye'de İdlip'te tutulan yapılar, İngiltere'nin yetiştirmesi, Amerika'nın he demesi ile Şam'a doğru yürüyüşe geçtiler. 48 saat önce Erdoğan'ın beyanı var; "Bunların bizle alakası yok" diye. İki gün sonra Suriye'deki büyük oyunun kurucusu reisimiz diye çıktılar ortaya. Şimdi neredeyse bu süreci şeytanlaştırmaya çalışıyorlar. Ben ne Suriye'de ne Türkiye'de terör olsun istemiyorum.

Taha Akyol: Terörsüz Türkiye ne olacak?

Özgür Özel: Arkadaşlarımız rapor yazma aşamasında. Şimdi bir rapor yazılacak. Şu ana kadar bütün partilerde bir uzlaşıyla rapor çıkarma olayı var. Raporun iç içelik ilkesiyle yazılmasını savunduk. Raporun birlikte sahiplenilmesi önemli. Büyük bir sorunu ortadan kaldırmak büyük bir cesaret işi.

Elif Çakır: Bu yasal düzenlemelerde CHP'nin kırmızı çizgisi ne olur?

Özgür Özel: Rapor yazım aşamasındayız. Kırmızı çizgi tarif etmek pozitif yasama anlayışına aykırı. Ama hiç şüphe yok ki taahhüdümüze bağlıyız.

Taha Akyol: Özel yasa kavramını kullandınız. Bunu ilk defa Mehmet Uçum söyledi. Yani PKK'lıların statüsünü düzenleyecek bir yasa. Siz de diyorsunuz ki, "Düzenleme bütün demokrasiyi de içine alsın." Burada bir orta yol bulmak mümkün olur mu?

Özgür Özel: Siyaset bir uzlaşma ile ilgilidir. Arkadaşlar rapor aşamasında bunu sağlayabileceklerini düşünüyorlar. Adil yargılanma hakkı sadece PKK'lıları kapsamaması lazım. Bir darbe girişimi olmuş, "bu kişilerin dışarı çıkmasını istemiyoruz" yaklaşımını ben paylaşıyorum. Ama 15 Temmuz'dan sonra dünya kadar yargılama yapıldı ya da yapılmadı. Mesela KHK mağduriyeti. Burada bir demokratikleşme adımı atılacaksa, bu özel yasadan PKK örgütü yararlanmasın. Masum insanlar da mağduriyet yaşıyor. O noktada eşitlik ilkesine uygun şekilde adım atılmasını konuşuyoruz. Sihirli kelime; demokratikleşme. Tüm taraflar sözlerini tutarsa hep birlikte bu işlemi gerçekleştirmekte fayda görüyorum.

Elif Çakır: Bir sil baştan infaz kanununun yapılması gerektiğine inanıyor musunuz yoksa CHP'nin böyle bir gündemi var mı?

Özgür Özel: Şüphesiz var. TCK'mız aslında önemli düzenlemeleri olduğu bir infaz kanunuydu. Ama ona emek verenlerin, "Bu bizim yaptığımız kanun değil" dediği berbat bir süreç var. Şu anda hem TCK'nin hem de infaz kanununun baştan ele alınması lazım. Yamalardan oluşuyor.

Akif Beki: Terörsüz Türkiye süreci için CHP kamuoyundan şöyle itirazlar duyuyoruz; Dağdaki illegal terör örgütüne terörü bırakma karşılığında Meclis'te demokratik siyasete katılma kapıları açılacak. Ama ana muhalefet partilerine siyaset yapma kapıları kapanıyor. İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla başlayan bir süreç var. Bir de Öcalan'ın çağrısıyla başlayan bir süreç var. Bu ikisinin birlikte yürütülemeyeceğini söylüyorlar.

Özgür Özel: Birlikte gitmez. Bize bu komisyona ilk girdiğimizde bunu diyorlardı. Ama şimdi şunu tartışıyoruz; bir yanda bazı kanunlar bir yanda demokratikleşme... Bunları peş peşe değil iç içe yapalım. Şimdi biz bu masada oturduk. Dediğiniz noktaya geldi iş, tarif ettiğiniz gibi oldu diyelim... Bu işe boşuna emek vermiş oluruz. Ama biz bir yandan da Türkiye'nin terör sorunu çözülsün diye de ülkenin ana muhalefet partisi olarak da sorumluluk almış durumdayız. Geçmişteki adımlardan ders almayarak başarmamız imkansız. Geçen sefer de ardından yaşanan büyük acılar bu yüzdendi. O yüzden devlet yönetme ciddiyetindeki insanlar, böyle sorunların çözülmesinin demokratikleşmeyle olacağını görürler.

Rejimin CHP'yi düşman olarak görmesi rejime bir fayda sağlamıyor. Bizi yoruyor, üzüyor ama pes ettirmiyor.

Taha Akyol: Galata Köprüsü'nde Gazze yürüyüşü yapmayı düşünür müsünüz?

Özgür Özel: İstanbul İl Başkanlığımız aslında nehirden denize diye o izni istedi ve reddedildi. Aynı izni 1 Ocak günü Bilal Erdoğan'ın başında olduğu yapıya verdiler. Geçen sene 1 Ocak'ta vermişlerdi. Nisanda emsal göstererek istedik, vermediler.

Mitinglerimize ise 19 Mart'a kadar devam edeceğiz. Martta yargılamalar başlayacak. Bir yılı tamamlayacağız. 19 Mart günü 97. miting falan olacak. İl mitingleri devam edecek. Fırtına kesilirse kesilmenin de başka bir moral değeri olur. Arkadaşlarımız görevlerinin başına dönseler, Savcılarımız iddialarını ortaya koysa masumiyetimizi kanıtlayacağımızı düşünüyorum. Manavgat'ta belediye başkanını bir hafta sonra görevden aldınız. Ben baklava kutusundaki adamı o gün atmışım. Ama şurada bir şüphe var. O içeri girip de gözlüğünü takıyor, "Onun içinde ne var?" diyor. Onun içeri konduğunu görüyor. Önceden çalışmışlar. Ben rüşvet verilmedi demedim. Ama baklava kutusu üzerine siyasileştirilebilecek bir mizahsen çalıştıkları için kızıyorum. Adam rüşvet alırken yakalanacak, "Aç bu kutuyu" diyecek, eliyle koymuş gibi bulacak. Öyle bir şey yok. Bu adam o olaydan 30 gün önce arabasında uyuşturucuyla yakalanıyor. Sebepsiz yere serbest bırakılıyor. Bir ayın sonunda rüşvet prodüksiyonuyla yeniden gözaltına alınıyor. Geçmişte defalarca rüşvet yapmış. Adamın rüşvetçi olduğunu ilk günden kabul ettik. Onu öneren eski belediye başkanını da görevden attık. Savunulacak şeye sahip çıkarız. Bu kadar iş içinde her şeyin kusursuz yapılması mümkün mü? Mutlaka bir yolsuzluk, hırsızlık vardı. O gerçek hırsızlar şu anda çok mutlu. Çünkü suçsuzlara operasyon yapıldı.

Biz yargının siyasi amaçlarla operasyon yapmasına, gizli tanıklarla iftiralara… Savunulacak yerde kimseyi savunmasız bırakmayız. Savunulamayacak şeye de sahip çıkıp partiyi o durumda bırakmayız. Ayrıca bir şey daha söyleyeyim. Hep arkadaşlarıma söylediğim bir şey. Bu kadar iş içinde bir kurumda hiçbir şeyin kusursuz, yanlışsız yapılması mümkün mü? 90 bin kişinin çalıştığı İBB’de, işte 26 tane belediyede. Mutlaka yolsuz, hırsız, rüşvetçi vardır. Şu an en mutlu olan onlardır biliyor musunuz? Çünkü bir bütünün içinde kayboldular, gittiler. Kayboldu gitti. Onunla uğraşan bile yok. Gerçekten bir hırsız varsa aramızda, en rahatı o. Çünkü bütün dürüst, namuslu, çalışkan adamlara sen ‘hırsız’ dersen, gerçek hırsız ‘oh’ der, ‘Ben araya karıştım’ der. Gerçekten bir yolsuzlukla mücadele yapsınlar, varsa içimizde çürük elmalar, hep beraber ayıklayalım. Ama efendim mesela ben size bir şey söyleyeyim. Ben partinin Genel Başkanı’yım. Grup Başkanvekili’ydim. Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi’nin Iğdır Aralık’taki ilçe binasının kapısı gıcırdasa benim haberim olur. Neden? Meclis’te karşıma çıkacak, ‘Kapınız gıcırdıyor’ diye. Ben de diyeceğim ki ‘Arkadaşlar biraz önce yağladı.’ Genel merkezde, belediyelerimizde ve örgütlerimizde sivrisinek vızıltısından haberimiz olması gereken bir görevi dokuz yıl yaptım ben. Bu dokuz yılın sonunda Grup Başkanı oldum, altı ay. Üstüne 2,5 senedir de Genel Başkanım. Ben bu partide kimsenin ağzından ‘sistem’ diye bir şey duymadım.”

Bir Çınar diye gizli tanık.. ‘Bir sistem var.’ Veya bir başka gizli tanık… ‘Sisteme bunlar para isterler. Sisteme para vermeyenin işi görülmez. Paraları şu alır, buralara koyar’ filan. Gizli tanık bunu söylüyor. ‘Sistem ne ya?’ Okuyoruz. Sonra sistem, sistem, sistem… Dedim birkaç arkadaşa ‘Bu sistem diye bir şey sen bu partide duydun mu?’ ‘Duymadım.’ Bir yandan da tabii siyasetteyiz. Ne diyoruz? ‘Tayyip Bey ömrü boyunca hiç tutuklu yargılanmadı’ diyoruz. ‘Gözaltına alınmadı’ diyoruz. ‘Suçu kesinleşince davetle cezaevine gitti’ diyoruz. ‘Onun da cezaevine konulması yanlıştı’ diyoruz. Net. O dönemin de gazetelerine bakıyoruz bununla ilgili. Ya bir baktık gazetelere, ‘sistem’ orada var. O zaman AK Parti’nin yolsuzlukları ile ilgili iddiada bulunan savcı Albayraklar üzerinden iddianamesi şu. Bir sistem kurulmuş. Reklam panoları başta olmak üzere sisteme para aktarmayanlara ihale verilmemiş. Sistem, sistem, sistem. Kişi kendinden bilir işi. Bize sistem tarif ediyormuş arkadaşlar. ‘Sistem’ lafının patenti bana ait değil. Özel yaşamımızda ‘sistem, sistemde misin’ diye belki bir - iki şey söylemişizdir oyun oynarken filan. Ben CHP siyasetinde ‘sistem’ diye bir laf duymadım. Ordu’nun Ünye İlçesi’nde bir kadın kolları üyemizin topuğu kırılsa benim haberim olur kardeşim. Benim haberim olur. Öyle bir görevi dokuz yıl yaptım ben. Her şeyi bileceğim ki savunacağım, göreceğim. Meclis’te bir dakika sonra karşıma çıkar. Ben ‘sistem’ lafını duymadım. ‘Sistem’ lafına bu savcıların gizli tanık beyanlarından duydum. Meğerse AK Parti’nin İBB dönemindeki en büyük karşılaştığı suçlama ‘sistem kurmak, sisteme para almak, o sistemden edinilen parayla…’ Diyor ki hatta onların iddianamesinde ‘Türkiye’de iktidara gelerek şeriat devleti kurmak.’ O günkü devlet refleksi işi buraya bağlamış. Bu ‘sistem’ lafının patenti AK Parti’ye ait.

Albayraklar’ı geleceğin başbakanını hazırlamakla suçluyorlardı. Bizim iddianamede ‘Cumhuriyet Halk Partisi kongre salonunda Özgür gelecek diye bir pankart açıldı. Böylelikle Özgür Özel’i Genel Başkan yapmayı önceden planladıkları’ yazıyor. Yahu bir kere oradaki şeyi de anlamıyor da. ‘Özgür gelecek.’ Tabi iddiam o benim. Geldim zaten. Öbür taraftan diyor ki ‘Özgür Özel salona girdiğinde hep bir ağızdan ‘Güzel günler göreceğiz, güneşli günler’ diyerek CHP iktidarını kastettikleri’ yazıyor. Yazıyor ve diyor ki ‘Böylelikle Değişim Grubunun önce İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerini kazanıp Ekrem İmamoğlu’nu bir kez daha İBB Başkanı yapıp, sistemden elde ettikleri kaynaklarla onu Cumhurbaşkanı adayı olarak hazırlayıp, sistemin imkanlarıyla Türkiye’nin iktidarını devralmaya çalışıyorlar.’ Albayraklar sisteminde ne yazmışlarsa aynısını yazmışlar. Bakın bir yaratıcılık da yok. Ya bu kendi mevcut sistemlerinin aynen itirafı.”

Birisi oturmuş bunlara. Tayyip Bey demiş ki ‘Bu Ekrem’i şeye hazırlıyorlar.’ Çünkü Tayyip Bey biliyorsunuz geceleri uykudan uyanıyor, kendi sesine uyanıyor. Benim sesime uyanmıyor. Tayyip Bey’in kulağında çınlayan bir tek ses var. Şimdi bir köşe yazarı da diyor ki ‘Sen bunu duydun mu?’ filan. Ben geçen dedim ki ‘Tayyip Ney neredeyse yağmur yağmasın duasına çıkıyor’ dedim. ‘Nereden biliyorsunuz?’ diyor. Kendisi her şeye ‘mavra’ deyip geçmeyi seviyor. Biz bir kere siyasi bir mavra yapmışız, ‘Onu ispat et’ diyor. Tayyip Bey kendi sesiyle uyanıyor. Benim sesimle değil.

"İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır" bu kimin lafı? Erdoğan'ın. İstanbul'u kaybetti diye uyku uyuyamıyor. Kalktı Akın Gürlek'i çağırdı. "Bunlar İBB üzerinden bizim yolumuzu yürüyecekler, una mani ol" dedi.

Geçmişte bir yerlerde bir takım bahçelerde para kasaları gömülmüştü. Düşünün Ekrem İmamoğlu'nun yazlığının kuyusuna dalgıç indirip para aradılar. Bahçeyi kazıyorlar, para arıyorlar. Öyle bir para çıkmadı ama bu senin aklına nereden geldi. Ne zaman hangi kuyuda para vardı da o kuyuyu aradın?

İki de bir cezaevindeki Fatih Keleş'i Çağlayan'a götürüyorlar. "Bu bir sorgu değil, bu bir sohbet" diyorlar. Adam, "Avukatımı istiyorum" diyor. Onlar, "Sorgulama yapmıyoruz ki" diyorlar. Konu dönüp dolaşıp para kasasına geliyor. "Nerede?" diyorlar. Bunlar şeye inanıyor: Bir kasa var o kasayı vince takmışız. Bu kadar MOBESE kamerasının olduğu yerde o kadar para kaçırılır mı? Sorun şu ki kendi dönemlerinde olan bizim dönemimizde de olur. Çocuğa kreş yaptırmayı suç sayıyorlar.

Şunu ayıramıyorlar. Bir iş adamına ‘Biz sizin için ne yapabiliriz?’ diyene, ‘Bizim taahhüdümüz kreştir. Sen buraya kreş yaparsın’ demişiz. Bundan suç yaratıyorlar. Bu suçsa eyvallah. Çocuğa kreş yaptırmak, öğrenci yurdu yaptırmak, okulların temizliğini yaptırmak, bilmem ne yaptırmak. Ama bunlar diyor ki ‘Yok bu görünür.’ Hani Melih Bey’in camileri vardı ya. ‘Buna bu imarı niye verdin?’ Melih Bey dört kata 14 kat imar vermiş. Ortada bir tane cami var. ‘E cami yaptılar’ diyor. ‘A iyi o zaman cami varsa Allah razı olsun.’ 10 katı başka yere gitmiş.

Ama başka türlü olmaz. Tekrarın gücü diye bir şey var. Bir de benim bir gün birisinin bunu duyup da ‘Ya hakikaten ya hiç de böyle düşünmemiştim’ diyeceğine dair bir inancım var. Şimdi çünkü şöyle bir şey var bu noktada. Karşınızda yılmadan, usanmadan, enerjisi tükenmeden kötülük üreten birileri var. Yılmadan, usanmadan, bu kötülüğe karşı direnecek birisi yoksa kaleyi teslim alırlar. Kaleye hücum edenle kaleyi savunanın arasında kimin başaracağına ilişkin olarak belirleyici faktör inanç ve kararlılıktır. Ben onların kötülük yaparak yalan ve iftirayla kazanacaklarına inandıklarından daha fazla haklılığın ve gerçeğin kazanacağına olan inancımla savunuyorum. Biri de çağırıp demedi ya kardeşim? Biz yedi kere böyle kiminde mal bildirimi ile, kiminde rüşvet isteyen adamın ses kaydıyla, kiminde savcının ses kayıt dökümüyle. Yedi kere HSK’ya başvurduk. ‘Arkadaşlar bir şey oluyor’ deyip, hepsinde ‘Soruşturmaya gerek yok’ dediler. Yoksa bunları, elimize geçen her bilgiyi ve yaşadığımız her şeyi HSK’ya anlatıyoruz. Şunu anlatıyorum, gidip de sormuyorlar ya. Kadını alıyorlar. Önce sorguluyorlar. Silivri cezaevine koyuyorlar. Sonra SEGBİS ile bağlanıyorlar. ‘Ya senin küçük çocuk varmış, kaç yaşında?’ ‘14.’ ‘Kimde?’ ‘Annemde.’ ‘Annen kaç yaşında?’ ‘Şu yaşında.’ ‘Eşin var mı?’ ‘Eşimden ayrıyım.’ ‘Ben seni çağırayım buraya bir gel. Çık oradan.’ Ertesi gün götürüyorlar. Filtre kahveyi sevdiğini öğrenmişler. O filtre kahveyi demleyen savcıya söylüyorum. Filtre kahve demliyor veriyor hanımefendiye. ‘Filtre kahve seviyormuşsun.’ Kadıncağız günlerdir işte dört gün gözaltı sonrası işte filtre kahve. Fevkalade memnun bir halde. Diyor ki ‘Yav sen bu ihaleleri yapmışsın, bu ihaleleri sana şu firmaya vereceğiz diye Ekrem söylemiş’ diyor. ‘Yok’ diyor. ‘Söylemiş söylemiş’ diyor. ‘Bak sen bunu yaz bu kağıda. Kahveni iç, akşam da evde kahveni içersin. Evladına kavuşursun.’ ‘Efendim böyle bir şey yok’ diyor. ‘Ben diyor dünyanın en önemli bankalarından birinde, bütçesinin başındaydım. Ben buraya daha düşük bir maaşa, ama İstanbul Büyükşehir’e hizmet etmek için teklif aldım geldim. İşimi en iyi şekilde yaptım. Bana kimse bir firma telkin etmedi.’ ‘Etti, etti. Yaz sen onu. Hadi git çocuğuna’ diyormuş. ‘Bak annen de yaşlıymış.’ İmzalamadı kadın. ‘Gidebilirsin’ diyor. Daha kahve yarım. Giderken ‘Hadi sana iyi yolculuklar’ diyor. Savcı. Gidiyor kadın. Silivri cezaevine varıyor. Diyorlar ki ‘Doktora gidiyorsun.’ ‘Niye?’ diyor. Yarın sevki var. Alıyorlar onu Türkiye’nin bir ucunda, İstanbul’a 350 kilometre ötede. 400 kilometre ötede. 27 kadınlık bir koğuşa 34’üncü mahkum olarak koyuyorlar. İlk dört gün yerde nöbette yatıyorlar. Sıcak yatak uygulaması var. Yatakta hep birisi yattığı için sıcak yatak. Ben bunu dile getirdikten sonra ranza geldi, kendine ait bir yeri var. Ara ara kendisine halen daha imza atıp atmayacağını soruyorlar. Ben bunu anlatıyorum. Ben bunu bu somutluğuyla Meclis Başkanımıza anlattım. ‘Var mı böyle bir şey?’ dedi. ‘Var efendim, böyle böyle’ diye anlattım. ‘Ne diyorsunuz?’ dedim. ‘Bunlar doğruysa ört ki ölem’ dedi. Ama bir şey değişmedi. Ben bunu AK Parti’den, yani mevcut Cumhurbaşkanı Yardımcısına da anlattım. AK Parti’den uçakta yanıma kim gelse ilk günkü aşkla anlatıyorum size anlattığım gibi. Ne bakan kaldı, ne bakan yardımcısı kaldı, ne eski milletvekili kaldı, ne sarayda danışman kaldı. Kim uçakta yanıma denk gelse. Hepsi de ‘Vah vah vah vah vah.’ Bir kişi de çağırıp kadını… Ya yalvarıyorum. İsmini de verdim. Bir AK Parti milletvekili gitsin ziyaret etsin ve sorsun yani.

Sayısız şekilde bunları anlattım. Tekrarın gücü diye bir şey var.

Elif Çakır: Siz aynı aşkla bir yıldır sandık çağrısında bulunuyorsunuz. Ama bu Hükümet Sistemi, sizin beklediğiniz anlamda bir erken seçime müsaade etmiyor. Sandığı getirebileceğinize inanıyor musunuz?

Özgür Özel: Ben üstüme düşeni yapacağım. 365 milletvekiliniz olmadan sandık gelmez. Erdoğan da seçim kararı almıyor. Bu şartlar altında ben sandık istemek durumdayım. Onlar da sandıktan kaçıyorlar. Millet de bunu görüyor. Seçime kaldı 740 gün. İlk 300 gün son 300 günden zor geçer. Dünyanın en cesur kampanyasını örgütlemeye çalışıyoruz. Projeler üzerinde çalışıyoruz.

"BU MİLLET RAKİBİNİ HAPSE ATAN BİRİSİNE, O MÜHRÜ BİR DAHA VERMEZ"

Elif Çakır: Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde bir röportaj verdi. Şu anda iktidarın karşısındaki en güçlü aday cezaevinde. Aday olmasının önünde de engeller var. Sayın İmamoğlu diyor ki: "Benim aday olmadığım seçimin bir meşrutiyeti yok."

Kendi şahsından ziyade bir sisteme de gönderme yapıyor. Seçim olsa bile İmamoğlu'nun olmadığı bir seçimin sizin açınızdan tartışmalı mı?

Özgür Özel: Adayımız İmamoğlu. Sen, "İmamoğlu, adayımız değil" dediğin anda artık Erdoğan'ın sırtından rakibini yenemeyeceği için ona iftira atan, onu hapse atan kişi olma sıfatını kaldırırsın. Ben neden aday olayım. Cesareti varsa onunla yarışsın. Adayımız Ekrem İmamoğlu. Önce Tayyip Bey bunun bedelinin bir ödesin.

Ekrem Bey bile şu anda, "Ben aday değilim" diyemez. Kendisini 15 buçuk milyon kişi seçti. Bu millet rakibini hapse atan birine oy vermez.

Taha Akyol: Konuşulan en önemli şey; Sayın Erdoğan'ın bir daha aday olup olamayacağı. Kendisi de seçim öne alınmazsa aday olamayacağını söylüyor. Bir ihtimal olarak seçimleri DEM Parti'nin seçimleri öne alarak Erdoğan'a yolu açması var. Erdoğan ile Öcalan arasındaki ilişkiler de belli. Sizin zihninizde Erdoğan'ın adaylık yolu açılır mı?

Özgür Özel: Ben Erdoğan'ın yerinde olsam 2027'deki bu denklemler uğraşmak yerine 2026'nın baharında gelirim, yaparım. Ben bir siyasi partinin genel başkanı olarak, "DEM Parti onu yapar yapmaz" diyemem. DEM Parti destek vermedikten sonra tablo zor görünüyor. DEM Parti'nin de ne düşündüğünü kendilerine sormak lazım. Türkiye'de iktidarın bir konfor alanı var, muhalefetin yok.

Bugün ak dediğine kara diyor, bedeli yok. Zik - zak yapıyor, bedeli yok. U dönüşü yapıyor, bedeli yok. Muhalefetin en küçük tutarsızlığında ki muhalefetin konfor alanı bunları içerir. ‘Vay efendim, şöyledir, böyledir.’ O yüzden ben yine geleceğin iktidar namzeti partinin Genel Başkanı olarak, iktidar sorumluluğunda davranayım. Veya bugün anketlerin birinci partisi ve yerel seçmenlerin birinci partisi Genel Başkanı olarak, iktidar sorumluluğunda davranayım ve bence iktidarların tutarlı olmak gibi sorumlulukları var. AK Parti istisnai bir süreci yaşattı Türkiye’ye. O yüzden de bir diğer siyasi partinin içine hiçbir zaman karışmayayım.

"ERKEN SEÇİM 2027 EKİM'DE"

Akif Beki: İktidarın erken seçimi ne zamana planladığını nereden takip ediyorsunuz?

Özgür Özel: Bu sene erken seçim niyetinin olmadığı emekliye verilen sefalet ücretinden, asgari ücretten belli. 2027'de erken seçim yapılmasına yönelik mesele, iktidara ait çok sayıda yazar çizer 2027 sonbaharı diye de yazmıştı. Bu konuda güçlendirici şey olarak Türkiye'nin bir uçak gemisi inşası var. Bu uçak gemisinin gövdesinin denize indirilmesi 2028 yılının sonuna doğru olacaktı. Bunu 2027 yılının eylülüne alındığı söylendi. Bu 2027'nin ekim kasım ayı gibi gözüküyor.

Yani sanki bu da o konuyu güçlendirici emarelerden bir tanesi. Uygulanan seçim ekonomisi ile ilgili mesela şeyi yakın takip ettim. Sayın Mehmet Şimşek’in Londra’da Bank of America’nın konferansında Türkiye’yle ilgili sunumunu yakından takip ettik. Her ne kadar ‘Seçim ekonomisi olmayacak’ diye söylese de 2026 yılında yaptıkları ve 2027 yılında yapacaklarına dair kullandığı ifadelerden 2027 yılının işte tüketici güven endeksinin artacağı, piyasada paranın biraz bollaşacağı, borçlanma maliyetlerinin düşeceği, faizlerin aşağı doğru çekilmesinden sonra o süreçte krediye ulaşım imkanlarının artırılacağı, yani bol paralı, satın alma gücünün arttığı bir seçim yılı tarif ettiğini de her ne kadar kendi cümleleriyle ‘Bir seçim ekonomisi uygulamayacağız’ dese de 2026’dan sonra 2027’de... Dündü galiba, Sayın Erdoğan’ın açıklaması. Emekliler tansiyonundan Erdoğan bizim de cümlelerimizle şey diyor, ‘Efendim sefalet ücretini kendi belediyelerinde vermesiler.’ Sefalet ücreti tanımı biliyorsunuz 20 bin lira için yapıldı. Bizim bırakın 20 bin lirayı, Erdoğan’ın 28 bin lirasını, kendi 39 bin liramızın altında belde belediyelerimiz hariç… Yani iki bin nüfuslu ve maaşı devlet tarafından ödenen, belde belediyesinin kendine ait bütçesi yok. Devletten ne gelirse onla maaş dağıtılan bir yer. CHP’li büyükşehirler, 21 il belediyesi ve ilçe belediyelerinde öyle sefalet ücreti vermiyoruz biz. Ama Erdoğan’ın dünkü cümlelerinde işte veya Sayın Bahçeli’nin cümlelerinde ‘Cumhur İttifakı’na güvenin, gelecek yıllarda çok daha rahat edeceğiz’ derken yani ‘Bu yıl katlanın, seneye rahatlayacaksınız ve kıymetli oylarınıza talip olacağız’ tonunu duyuyorum ben.

2026’da bir erken seçim yapmama niyetini görüyoruz. Zaten hani COP zirvesi, NATO zirvesi 2026’ya planlandı. Sanki bir seçim yılı olarak planlamadıklarını görüyoruz. Planlamış olsalar memnun oluruz. Biz erken seçim istemeye devam edeceğiz. Ama biz erken seçim yürüyüşünü, koşusunu artan bir tempoyla sürdüreceğiz. Bu konuda son derece kararlıyız. Seçim gününe kadar tempomuzu bir öncekinden biraz daha artırarak devam edeceğiz.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN