Özgür Özel: Meşruiyet Trump’tan değil milletten alınır: Bir avuç darbeciye teslim olmayız

Özgür Özel: Meşruiyet Trump’tan değil milletten alınır: Bir avuç darbeciye teslim olmayız

CHP lideri Özel, TBMM’nin 106. kuruluş yıl dönümü özel oturumunda iktidara "ara seçim" çağrısında bulundu. Çocuk yoksulluğundan yargıdaki "vesayet" tartışmalarına kadar eleştirilerde bulunan Özel; Can Atalay davası ve boş üyelikler üzerinden sandık çağrısı yaparken, "Milletin vermediği meşruiyet, ne Trump’tan ne de monarşi öven elçisinden alınır; egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Biz devleti kuran partiyiz, bir avuç darbeciye teslim olmayız" dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel gündemiyle toplandı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, kürsüden yaptığı konuşmada çocuk yoksulluğundan yargıdaki hukuksuzluk iddialarına, ara seçim çağrısından dış politikadaki meşruiyet tartışmalarına kadar pek çok kritik başlığa değindi.

"ÇOCUK YOKSULLUĞUNDA İKİNCİ SIRADAYIZ"

Konuşmasına 23 Nisan’ın tarihi önemini vurgulayarak başlayan Özgür Özel, günümüzde hem ulusal egemenliğin hem de çocukların "ağır saldırı altında" olduğunu savundu. Türkiye’de 8,5 milyon çocuğun yoksulluk çektiğini belirten Özel, OECD verilerine göre Türkiye'nin çocuk yoksulluğunda Kosta Rika’nın ardından ikinci sırada yer aldığını hatırlattı.

Eğitimin sınıfsal bir meseleye dönüştüğünü ifade eden Özel, çocukların güvenliğine ilişkin eleştiriler yöneltti.

Bir yanda özel servislerle giden çocuklar varken, diğer yanda tuvalet musluğundan su içmek zorunda kalan ve beslenme çantası boş olan çocukların bulunduğunu söyledi.

Her yıl ortalama 180 bin çocuğun suça bulaştığını, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan örneklerde olduğu gibi çocukların cinayet işleme noktasına geldiğini belirtti.

MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) üzerinden çocukların ucuz iş gücü haline getirildiğini iddia eden Özel, son 13 yılda 852 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini açıkladı.

"19 MART DARBESİ" VE YARGI ELEŞTİRİLERİ

Özel, konuşmasının önemli bir kısmını yargı sistemine ve "vesayet" iddialarına ayırdı. 1921 yılı Meclis tutanaklarından örnek veren Özel, o dönemde yürütme amirlerine verilmek istenen tutuklama yetkisine "siyasi rakipleri hapse atmak için kullanılır" diyerek itiraz eden Tunalı Hilmi Bey'in endişelerinin bugün gerçeğe dönüştüğünü savundu.

"19 Mart Darbesi" nitelemesini kullanan Özel, yargıdaki atamaları ve kararları şu sözlerle eleştirdi:

"Dün savcı olanın bugün bakan yapıldığı, gizli tanıklarla seçilmiş belediye başkanlarının hapsedildiği bir düzende hangi hukuktan bahsedeceğiz? İstanbul İl Başkanlığımız binlerce polisle basıldı, milletvekillerine gaz sıkıldı. Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Bir avuç darbeciye teslim olmayız."

ARA SEÇİM TALEBİ: 8 MİLLETVEKİLLİĞİ BOŞTUR

Türkiye’nin "Terörsüz ve Demokratik Türkiye" sürecinde olduğunu ve partisine yönelik kapatma davası tartışmalarına rağmen bu süreci savunduklarını belirten Özel, meşruiyetin tek adresinin sandık olduğunu vurguladı.

Anayasa’nın 78. maddesini hatırlatan CHP Lideri, şu çağrıda bulundu:

"Milletimiz sözünü söylemek için artık bir sandık beklemektedir. Bugün Can Atalay’ın hakkı teslim edilmezse, 8 milletvekilliği boştur. Ara seçim zamanı gelmiştir. Üstelik bu yerlerin tamamında son seçimde AK Parti birinci çıkmıştır. Kendi birinci olduğu yerlerde seçimden kaçan bir iktidarın meşruiyeti sorgulanır."

"MEŞRUİYET TRUMP’TAN DEĞİL, MİLLETTEN ALINIR"

Özgür Özel, iktidarın dış politikadaki tutumuna ve ABD ile ilişkilere de değindi. Meşruiyetin dış destekle sağlanamayacağını ifade eden Özel, konuşmasını şu çarpıcı ifadelerle tamamladı:

"Milletin vermediği meşruiyet, çok güvenilen Amerikan Başkanı Trump’tan da onun monarşi rejimlerini öven elçisinden de alınmaz. Meşruiyet sadece milletten alınır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!"

Genel Kurul’daki konuşma, muhalefet sıralarından yoğun alkış alırken; Özel, demokrasiyi savunmanın sadece bir partinin değil, tüm Meclis’in görevi olduğunu hatırlatarak kürsüden ayrıldı.

Özgür Özel'in açıklamasının tamamı şöyle:

"23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutluyor, hepinizi, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, ülkemizi demokrasiyle, çok partili siyasi hayatla buluşturan, 103 yıllık tarihiyle dünyanın en köklü partilerinden olan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak en derin saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Tam 106 yıl önce, çatısı altında bulunduğumuz Gazi Meclisimiz, bağımsızlığa yürekten inanmış 115 temsilcinin katılımıyla açıldı. Bu millet, 23 Nisan 1920 sabahına kolay uyanmadı. Cumhuriyet’in ilanına giden yoldaki engeller de kolay aşılmadı. Milletimiz, özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazandığı bu yürüyüşte, çok ağır bedelleri ödedi. Ama sonunda, milletin istikbalini, yine milletin azim ve kararı kurtardı. Buradan bir kez daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, milli mücadele kahramanlarımızı minnet ve rahmetle anıyorum.

Bugün iki büyük onuru bir arada yaşıyoruz. İlk olarak; Türkiye Cumhuriyeti topraklarında egemenliğin, tek adamlara, padişahlara, sultanlara değil, sadece millete ait olduğunun temin ve tescil edildiği, Ulusal Egemenlik Bayramımızı, Gazi Meclisimizin 106’ıncı doğum gününü kutluyoruz. İkinci olarak ise bu özel günün, tüm dünya çocuklarına armağan edilmesinin kıvancını hep birlikte yaşıyoruz. Bayramımız kutlu olsun.

"ÇOCUKLARIMIZ AĞIR SALDIRI ALTINDADIR"

Ancak ne acıdır ki, iki bayramın adandığı, ulusal egemenliğimiz de çocuklarımız da ağır saldırı altındadır, ikisi de güvende değildir. Bugün ülkemizde çocuklarımızın 8,5 milyonu yoksulluk çekiyor. OECD ülkeleri arasında, çocuk yoksulluğunda Kosta Rika’dan sonra ikinci sıradayız.

Türkiye’de artık yoksulluk, ailelerden evlatlara miras kalıyor. Yoksul ailelerin çocukları hayata, kapatamayacakları farklarla geriden başlıyor. Kaliteli ve güvenli eğitime ulaşmak sınıfsal bir meseleye dönüştü. Eğer bir belediye, ücretsiz ya da uygun fiyatlı kreş imkânı sunmuyorsa, o yoksul çocuğun erken yaşta gelişimi başlamıyor, varsa tespit edilmesi gereken eksikliklerinin farkına bile varılamıyor. Eğer bir belediye, o yoksul çocuğa beslenme desteği, ücretsiz içme suyu vermediyse, bunlardan da mahrum kalıyor. Bir yanda özel servislerle okula giden, diyetisyen onaylı menülerle beslenen çocuklar var.

Diğer yanda; sosyal yardım almıyorsa, beslenme çantası yerine umutsuzluğu ve açlığı taşıyan evlatlar var. Biri özel okulunda zil çaldığında yemeğine koşuyor; diğeri kantinden aldığı yarım tostu veresiye yazdırıyor. Biri cam şişedeki temiz suyu kana kana içerken; diğeri tuvalet musluğuna ağzını dayamak zorunda kalıyor. Biri kapısında güvenliklerin beklediği okullarda okurken, diğeri eli silahlı bir saldırganın hedefi olmaktan korkuyor. Yoksul çocukların okullarının önünde, çeteler, torbacılar kol geziyor. O çeteler, o mutsuz çocuklara kimlik kazandırıp eleman devşiriyor.
Her yıl ortalama 180 bin çocuk, suça bulaşıyor. Hatta Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta en acı haliyle tecrübe ettiğimiz gibi çocuklar, cinayetler işliyor. Gelirde adaletsizlik, vergide adaletsizlik, mahkemelerde adaletsizlik ve sosyal hayatta adaletsizlikler toplumsal çöküşe neden oluyor.

Evlatlarımız okulda olmasalar, bu kez iş cinayetlerinde ölüyorlar. MESEM’lerde, güvensiz koşullarda, ucuz iş gücü haline getiriliyorlar. Son 13 yılda iş cinayetlerinde ölen çocuk sayısı 852’ye ulaştı. Bu ülkede birileri güvende, birileri güvende değil arkadaşlar. 24 yıldır tek partiyle yönetilen ülkemizde, çocuklar güvende değil. Çünkü bu kara düzenin çarkları çocukları değil, makamları güvende tutmak için dönüyor. İşte biz, bu çark artık millettin lehine, yoksulların lehine dönsün diye siyaset yapıyoruz, bunun için mücadele ediyoruz.

"HANGİ DEMOKRASİDEN BAHSEDECEĞİZ?"

İlk Bayramımız Ulusal Egemenlik Bayramı… Bakın elimde 1921 yılından Meclis tutanakları var. O esnada Teşkilat-ı Esasiye Kanunu görüşülüyor. Görüşmelerde, Nahiye Müdürü’ne yani bir bucağın yürütme amirine, 24 saat-1 hafta arasında tutuklama yetkisi verilmek isteniyor. Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey buna itiraz ediyor. Diyor ki; eğer tutuklama yetkisi, bağımsız ve tarafsız birine değil de Nahiye Müdürü’ne verilirse, siyasi rakiplerini tutuklar diyor. Tunalı Hilmi Bey, “Örneğin benim gibi bir ağanın, bir hafta değil, bir saat hapsi bile benim haysiyetimi kesmek için yeterli olur. Yalancı şahitler yaratırlar ve beni içeriye atarlar” diyor.

Yani mesele şudur; bir vatandaşı ya da bir siyasetçiyi gözaltına alıp tutuklama yetkisi, başka bir siyasetçinin eline bırakılamaz. Tunalı Hilmi Bey’in bu kürsüde anlattıkları, 105 yıl sonra, 19 Mart Darbesi ile bu ülkenin gerçeği haline gelmiştir. Öncesinde hâkim olan, verdiği tüm kararlar Anayasa Mahkemesi’nden dönmesine rağmen, Bakan Yardımcısı yapılarak siyasete sokulan biri,

Anayasa’ya aykırı olarak bu kez Başsavcı atanıyor ve partisine rakip olanları hapse attırıyor. Görevini tamamlayınca yine “aferin” alıp, bu kez Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Bakan yapılıyor. Bir gün önce savcı, bir gün sonra Bakan olan kişi ilk açıklamasını il başkanları toplantısında yapıyor ve 'Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim' diyor.

Tunalı Hilmi Bey’in tarif ettiği gibi, gizli tanıklarla, yalancı şahitlerle Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu ve onlarca seçilmiş belediye başkanımız 1 yıldan fazladır hapis yatıyor. Bu darbe ortadayken, darbeyi yapanların hukuksuzlukları ve haksız zenginleşmeleri kanıtlanmışken, şimdi burada hangi hukuktan, hangi demokrasiden bahsedeceğiz?

Terörsüz ve Demokratik Türkiye sürecindeyiz. Partimize yönelik tüm saldırılara rağmen, hatta kapatma davası açılması talebine rağmen, Ortadoğu’daki tehditleri görerek, Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğinin önemini bilerek, bu milletin barışı ve bekası için bu süreci savunuyoruz. Ve daha fazla zaman kaybetmeden başarıya ulaşmasını bekliyoruz. Ama bu Meclis komisyon raporuna, kayyımların son bulmasını yazıyor. Buna rağmen hala 13 seçilmiş başkanın yerinde kayyımlar oturuyor.

"BİZ BOYNUMUZU VERİRİZ AMA BOYUN EĞMEYİZ"

Bu Meclis komisyon raporuna, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasını yazıyor. Ama hâlâ bu kararlara uyulmuyor. Can Atalay’ı Hatay halkı seçti. Meclis’e gönderdi. Sayın Bahçeli o gün Meclis Başkanı sıfatıyla ismini okuttu ve yemin etmeye çağırdı. Ama bir yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ni de Meclis’i de yok sayıp Can Atalay’ı hapisten çıkarmadı. Biz şimdi bu şartlarda milletin hangi egemenliğini konuşacağız?

İstanbul İl Başkanlığımızı 5 bin polis bastı. Milletvekilleri darbedildi. Bursa’da, Ankara’da milletvekillerine gaz sıkıldı. Şimdi burada milletvekillerinin hangi itibarını konuşacağız? Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Cumhuriyet Halk Partisi’ne kapatma davasından, butlana kadar dedikodular yapılıyor. Bu partinin evini yakmaya çalışanlar başarılı olursa, bu Meclis’in, bu demokrasinin kül olmasına nasıl engel olacağız?

Demokrasiye kast eden vesayetçiler her gün saldırıyor. Bu millet her sabah bir operasyona uyanıyor. Bizi iyi tanıyın: Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Biz devleti kuran partiyiz, bir avuç darbeciye teslim olmayız. Çünkü; biz sussak, evlatlarımız susmayacak. Biz unutsak, tarih unutmayacak!

"ATEŞLE OYNAYAN ELİNİ YAKAR, EVİNİ YAKAR"

Ama şunu da bilin: Türkiye’de çok kirli ve riskli bir yol açılıyor. Yarın günü gelir, bir gözü dönmüş savcı, bir gizli tanık bulan, her istediğine her iftirayı atabilir. Yarı günü gelir, bir asliye hukuk hakimini şeytana uyduran, her siyasi partinin il başkanlığını ele geçirebilir. Yarın günü gelir, Bölge Adliye Mahkemesi’ne bastıran, bir siyasi partinin seçilmişlerini görevinden edebilir. Ateşle oynuyorlar değerli arkadaşlar. Ateşle oynayan elini yakar, evini yakar. Yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar.

İşte bu yüzden biz, 19 Mart 2025 tarihinden beri, bir mevzi olarak Partimizi değil, bir cephe olarak demokrasiyi savunuyoruz. Kimseden de Partimizi savunmasını beklemiyoruz. Hepinizden, temsil ettiğiniz milletin iradesini savunmanızı bekliyoruz. Birileri siyaseti topyekûn tasviye etmek istiyorlar. Biz ayrı partileriz. Ekonomide, ulaştırma politikalarında, sağlık hizmetlerinde rekabet edebiliriz. Ama adalet ve demokrasinin yokluğunda rekabet edemeyiz. Biz sizden, her birinizin eşit ve özgür yarışabileceği demokratik ortamı savunmanızı bekliyoruz.

Unutmayın: Bu milletten isteyin canını verir, evladını verir ama Atatürk’ün emaneti sandığı kimseye vermez. Bu millet, vesayetçinin postal giyenine de kravat takanına da geçit vermemiştir, bundan sonra da vermez. Bu millet; huzurunu bozanları, ekmeğini küçültenleri asla affetmez!

Milletimiz sözünü söylemek için artık bir sandık beklemektedir. Bugün Can Atalay’ın hakkı teslim edilmezse, 8 milletvekilliği boştur. Anayasa’nın 78’inci maddesinin emrettiği ara seçim zamanı gelmiştir. Boş olan milletvekillikleri için sandık kurulmalıdır.

Üstelik bu yerlerin tamamında son seçimde Ak Parti birinci çıkmıştır. 3 yıl önce birinci çıktığı yerlerde seçimden kaçan, yenilgiyi baştan kabul eden bir iktidarın meşruiyeti sorgulanır. Ve milletin vermediği meşruiyet, çok güvenilen Amerikan Başkanı Trump’tan da onun Monarşi rejimlerini öven elçisinden de alınmaz. Meşruiyet, milletten alınır! Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir!"

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN