Dünyanın en güzel manzarasının kıyılarında akıl almaz duyarsızlık

Dünyanın en güzel manzarasının kıyılarında akıl almaz duyarsızlık

Kentsel estetik tartışmaları sürerken İstanbul Boğazı kıyısındaki tekne işgalleri, çevre kirliliği ve Anadolu genelinde tek tipleşen mimari doku tepki topluyor. Uzmanlar ile şehir sakinleri kıyıların ticari yapılardan arındırılmasını, tarihi hafızanın korunmasını ve kamusal alanlara sahip çıkılmasını talep ediyor.

Belgeselci Ahmet Güneştekin, T24'te yayımlanan analiz yazısında ülkenin şehircilik politikalarını ve mimari kimlik kaybını masaya yatırdı.

Türkiye genelinde şehirlerin kimlik kaybı ve kıyı alanlarının plansız kullanımı tartışılırken, metropollerden Anadolu'ya uzanan estetik kriz kentsel hafızanın geleceğini tehdit ediyor.

Dünyanın gözbebeği boğaz şeridinde deniz manzarasının devasa tekneler, kontrolsüz tabelalar ve gelişigüzel mekanlar yüzünden kapanması eleştiriliyor.

Sahillerdeki betonlaşma ile tarihi meydanların işgalini gündeme taşıyan uzmanlar, Türkiye'nin elindeki eşsiz güzellikleri koruyamadığını vurgulayarak yetkililere kapsamlı bir kentsel özen çağrısında bulunuyor.

BOĞAZ MANZARASINI KAPATAN YÜZEN BİNALAR TEPKİ ÇEKİYOR

Kıyı boyunca vatandaşların denizi seyretmesi amacıyla yerleştirilen bankların önüne sur gibi sıralanan tur ve eğlence tekneleri, insanların denizle olan görsel temasını tamamen kesiyor.

Ailelerin çocuklarıyla gelip oturduğu bu banklardan suyun görünmez hale gelmesi, "Boğaz'a bank koymuşuz ama Boğaz'ı görünmez hale getirmişiz. Bunun neresi şehircilik?" eleştirilerini beraberinde getiriyor.

Yıllardır aynı noktaya bağlı kalarak hareket kabiliyetini yitiren araçların tekne vasfından çıkıp dört beş katlı yüzen yapılara dönüştüğünü kaydeden çevre sakinleri, kıyıların fiilen işgal edildiğini ifade ediyor.

turkiye-neden-guzel-sehirler-insa-edemiyor-4.jpg

TEKNE TERASINDAKİ ZEYTİN AĞACI VE GECE MÜZİĞİ HUZUR BOZUYOR

Kıyı şeridine demir atan devasa teknelerin restoran, gece kulübü ve konser alanı olarak işletilmesi sahil düzenini bozuyor.

Bazı yapıların teraslarına dikilen zeytin ağaçları, deniz taşıtlarının kalıcı birer binaya dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Turizm ve eğlence sektörünün kentin bir ihtiyacı olduğu kabul edilirken, bir işletmenin ticari kazancının milyonlarca insanın denizi görme hakkının önüne geçemeyeceği savunuluyor.

Gece geç saatlere kadar süren yüksek sesli müzik yayınları çevredeki konutlarda yaşayan hastaları, yaşlıları ve sabah işe gidecek vatandaşları uykusuz bırakırken, tur teknelerinin görevleri bittiğinde marinalara çekilmesi isteniyor.

BOŞ ÇÖP KUTULARI VE BANKLARIN ALTINA ATILAN ATIKLAR

Sahil bandındaki çevre kirliliği tablosu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ekiplerinin gün boyu sürdürdüğü temizlik çalışmalarına rağmen bankların altının kısa sürede atıklarla kaplandığını gösteriyor.

Birkaç adım ötede duran çöp kutuları boş kalırken yerlerin çekirdek kabukları, plastik şişeler ve meşrubat kutularıyla dolması, toplumsal duyarlılık konusunu yeniden tartışmaya açıyor.

"İnsan kendi evinin salonunda çekirdek yiyip kabuklarını yere atmaz. İçeceğinin kutusunu koltuğunun altına bırakmaz. Ortak alana çıktığında neden değişiyor?" sorusu gündeme gelirken, bir toplumun zenginlik düzeyinin sahipsiz veya ortak alanlara sergilediği özenle ölçüldüğü hatırlatılıyor.

turkiye-neden-guzel-sehirler-insa-edemiyor-1.jpg

ÇEVRE KİRLİLİĞİNE KARŞI CAYDIRICI YAPTIRIM ÇAĞRISI

Doğaya ve ortak alanlara zarar vermenin basit bir kabahat sayılamayacağını savunan çevre gönüllüleri, doğayı tahrip edenlere yönelik yaptırımların mutlaka caydırıcı hale getirilmesini talep ediyor.

Vatan kavramının sadece sınırlardan ibaret kalmadığı, denizin, ormanın, toprağın ve sokakların da bu bütünün vazgeçilmez parçası sayıldığı belirtiliyor.

Çevreye kasıtlı zarar vermenin önüne geçilmesi amacıyla, "Çevreye kasıtlı zarar vermenin cezalarının gerçekten caydırıcı olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insan sevdiği yere zarar vermez" yaklaşımı öne çıkarken, gerçek vatanseverliğin bu değerleri korumaktan geçtiği vurgulanıyor.

ANADOLU KENTLERİNİN ÖZGÜN KİMLİĞİ TEK TİPLEŞME TEHLİKESİNDE

İstanbul kıyılarında yaşanan özensizlik Anadolu'nun dört bir yanına farklı biçimlerde yansıyor.

Kıyılarda betonlaşma, kötü mimari, tabela istilası ve işgal edilen kaldırımlar nedeniyle şehirler kimliklerini kaybediyor.

Karadeniz köylerinin Ege kasabalarına, Ege kasabalarının İç Anadolu şehirlerine benzetilmesinin büyük bir kayıp olduğu belirtiliyor.

Mardin'in taş yapısıyla, Diyarbakır'ın surları, Hevsel Bahçeleri ve Dicle Nehri ile, Şanlıurfa'nın avlulu serin evleriyle ve İzmir'in denizle kurduğu doğrudan bağ ile kendi özgünlüğünü muhafaza etmesi gerektiğinin altı çiziliyor.

turkiye-neden-guzel-sehirler-insa-edemiyor-6.jpg

MUTFAK KÜLTÜRÜ ŞEHİRLERİN YENİLEBİLİR HAFIZASINI OLUŞTURUYOR

Şehirlerin kimliğinin yalnızca binalardan ibaret kalmadığına dikkat çeken araştırmacılar; kentin müziği, kokusu, sokağı ve mutfağının bir bütün oluşturduğunu ifade ediyor.

Ziyaretçilerin sadece binalarla yetinmeyip gündelik hayata dokunmak istediğini belirten uzmanlar, "İnsan bir şehre gittiğinde sadece binalarını görmez. O şehrin hayatına dokunmak ister" gerçeğini hatırlatıyor.

Coğrafyayı, göç yollarını, iklimi, zenginliği ve inancı barındıran mutfak kültürünün yenilebilir bir hafıza işlevi gördüğü belirtilirken, tek tipleşen projelerin bu köklü kültürel katmanları yok ettiği bildiriliyor.

SOKAKLAR ÇOCUKLAR İÇİN GÜNLÜK BİR ESTETİK OKULU OLUYOR

Bir toplumdaki estetik seviyeyi anlamak için müzelere değil doğrudan sokaklara bakılması gerektiği kaydediliyor.

Çocukların okuldan çıktıktan sonra eve yürürken gördükleri her binanın ve meydanın onların estetik algısını şekillendirdiği belirtiliyor.

Tabela karmaşası, çöp yığınları ve işgal edilmiş kaldırımlarla büyüyen bir neslin estetik duygusunun zayıflayacağı ifade edilirken, İtalya'daki Floransa ve Venedik örnekleri hatırlatılıyor.

Bu kentlerde asırlardır süren şehir fikrinin ve gündelik yaşam uyumunun benzerlerinin Şanlıurfa'nın gölgeyle kurduğu mimarisinde ve Mardin'in taş dokusunda zaten yer aldığı anlatılıyor.

turkiye-neden-guzel-sehirler-insa-edemiyor-5.jpg

DEPREM SONRASI ANTAKYA İÇİN HAFIZAYI KORUMA SINAVI

Depremlerin ardından büyük yıkıma uğrayan Antakya'nın yeniden inşasına ilişkin değerlendirmelerde, bir kenti ayağa kaldırmanın yalnızca konut üretmek anlamına gelmediği vurgulanıyor.

Yetkililerin sadece kaç konut inşa edildiğine odaklanması eksik bir yaklaşım olarak değerlendirilirken, "Hangi Antakya'yı geri getirdik?" sorusunun sorulması isteniyor.

Mahalle kültürünün, komşuluk bağlarının, kentin kokusunun ve bin yıllık çok kültürlü geçmişinin korunmaması halinde yükselen beton binaların kente ruh kazandıramayacağı, kaybolan hafızanın bir daha asla geri getirilemeyeceği dile getiriliyor.

GEÇMİŞİN BİLGİSİ İLE ÇAĞDAŞ TEKNOLOJİYİ BİRLEŞTİREN YAKLAŞIM

Mimarlıkta geçmişi körü körüne taklit etmek yerine kadim bilgiyi bugünün teknolojisiyle harmanlayan 'gelene ek' yaklaşımı öneriliyor.

Geçmiş yüzyıllarda insanların rüzgarı, güneşi ve gölgeyi hesaplayarak konut inşa ettiği anımsatılıyor.

Günümüzdeki yüksek teknik imkanlara rağmen çağdaşlık adı altında kültürel mirasın ezildiği, her sıra dışı yapının iyi mimarlık sayılamayacağı aktarılıyor.

İspanya'nın Bilbao kentindeki dönüşümün yalnızca Guggenheim müze binasıyla açıklanamayacağı, başarının arkasında kapsamlı kamusal alan planlamasının yattığı belirtilerek, şehirlerin yabancı modelleri kopyalamak yerine kendi özgün değerlerini keşfetmesi isteniyor.

turkiye-neden-guzel-sehirler-insa-edemiyor-7.jpg

BOĞAZ İÇİN FORMULA 1 VE ULUSLARARASI KÜLTÜR ROTASI HAYALİ

İstanbul'un yeni simgelere ihtiyacı bulunmadığı, kentin en büyük simgesinin zaten Boğaz olduğu belirtilirken, sahil şeridi için vizyoner projeler tartışılıyor.

Boğaz kıyısında köprüler, saraylar ve yalılar eşliğinde düzenlenecek bir Formula 1 yarışının küresel ölçekte tanıtım fırsatı sunacağı ifade ediliyor.

Bu doğrultuda ulaşım ve güvenlik altyapısının titizlikle planlanması gerektiği aktarılırken, kıyı hattı boyunca oluşturulacak uluslararası bir sanat rotasının yanı sıra yelken, kürek ve yüzme sporlarını birleştiren Boğaz haftasının kentin marka değerini zirveye taşıyacağı savunuluyor.

GÜZELLİK KAMUSAL BİR HAK VE YÖNETİCİLERİN ASIL ESERİ SAYILIYOR

Yerel yöneticilerin başarısının yalnızca döktükleri asfalt veya inşa ettikleri bina sayısıyla ölçülemeyeceği, bir belediye başkanının asıl eserinin yönettiği kentin kendisi olduğu hatırlatılıyor.

Mimarların sokağa, müteahhitlerin kentin çehresine, imar izni veren kamunun ise geleceğe karşı sorumlu olduğu belirtilirken, güzelliğin vazgeçilmez bir kamusal hak sayıldığı kaydediliyor.

Medeniyet seviyesinin gökdelenlerin yüksekliğiyle değil insanların başlarını kaldırdıklarında gördükleri güzellikle ölçüldüğünü özetleyen, "Çünkü bir medeniyetin ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak istiyorsanız gökdelenlerinin yüksekliğine değil, insanların başlarını kaldırdıklarında ne gördüklerine bakın" tespiti, geleceğin kentlerine rehberlik ediyor.

turkiye-neden-guzel-sehirler-insa-edemiyor-2.jpg

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN