İklim krizleri, tükenen kaynaklar ve giderek daralan yaşam alanları... Bilim dünyası, üzerinde yaşadığımız gezegenin hızla yaklaşan çöküşünü engellemek için daha önce pek yüksek sesle dile getirilmeyen o radikal çözümü nihayet masaya yatırdı. Yüzyıllardır sürekli çoğalan ve dünyaya yayılan insanlığın, eğer gelecekte temiz su, gıda ve yaşanabilir bir doğa bulmak istiyorsa mevcut sayısını çok dramatik bir oranda geri çekmesi gerekiyor. Üstelik araştırmacıların uyardığı bu büyük dönüşüm için önümüzde öyle binlerce yıl da yok. Peki, hiçbir zorlama olmadan milyarlarca insanın yavaş yavaş eksileceği bu devasa senaryo nasıl gerçeğe dönüşecek?
GEZEGEN DEVASA YÜKÜ TAŞIYAMIYOR
Dünyamız artık sınırları zorlayan o büyük kalabalığı beslemekte ve barındırmakta çaresiz kalıyor. Her geçen gün artan tüketim, yok olan ormanlar ve kapıya dayanan kıtlık tehlikesi, uzmanları insanlığın var oluşu adına uykusuz bırakıyor. Gezegenin ateşini düşürmek ve doğanın o hassas dengesini yeniden kurmak için sunulan son reçete ise oldukça sarsıcı.

Bugüne kadar hep daha fazla büyümeye ve çoğalmaya programlanmış olan modern toplumun, hayatta kalabilmek için artık küçülmeyi ve eksilmeyi kabul etmesi gerektiği açıkça dile getiriliyor. Hedeflenen bu geri çekilme ise ufak tefek oranlarla değil, gezegeni paylaştığımız insanların neredeyse yarısına kademeli olarak veda etmemiz anlamına geliyor.
DİSTOPYA DEĞİL TOPLUMSAL AYDINLANMA
Bu kadar büyük bir nüfus düşüşü fikri ilk duyulduğunda akıllara karanlık sinema filmlerindeki baskıcı rejimleri veya korkutucu yasakları getirebilir. Ancak araştırmacıların masaya koyduğu çözüm planında otoriter bir dayatmaya ya da insanlık dışı yöntemlere asla yer yok. Aksine, kurtuluş formülü tamamen insani bir uyanış üzerine inşa ediliyor.
Kız çocuklarının eğitim olanaklarına sınırsızca ulaşması, kadınların ekonomik hayatta güçlenerek kendi kaderlerini özgürce tayin edebilmesi ve aile planlaması hizmetlerinin dünyanın en ücra köşelerine kadar yaygınlaştırılması bu tarihi değişimin kilit noktaları olarak gösteriliyor.

SADECE SAYININ DÜŞMESİ YETMEYECEK
Aslında bu gönüllü küçülme stratejisi sadece bir hayalden ibaret değil. Yakın geçmişte dünyadaki bazı ülkelerin hiçbir baskı uygulamadan, sadece eğitimi ve kadın haklarını merkeze alarak doğum oranlarını nasıl inanılmaz seviyelerde düşürdüğü biliniyor. Bilim insanları bu sessiz başarının küresel çapta belirli bir süreye yayılarak insanlığın geleceğini kurtarabileceğine inanıyor.
Ancak tablonun tamamlanması için insan sayısının azalması tek başına bir mucize yaratmıyor. Zengin ülkelerdeki bitmek bilmeyen o çılgın tüketim hırsının da eş zamanlı olarak frenlenmesi şart koşuluyor. Eğer adil bir kaynak dağılımı sağlanır ve insanlık kendi sayısını doğanın ritmiyle uyumlu hale getirirse, gelecek nesillere savaşların yaşanmadığı ve yaban hayatının korunduğu refah dolu bir dünya bırakmak hala mümkün görünüyor.
AMCA TEYZE KUZEN KAVRAMI RAFA KALKACAK
Sadece çevresel ve ekonomik değil, aynı zamanda derin bir sosyolojik kırılma da bizi bekliyor. Doğurganlık oranlarının hızla düşmesiyle birlikte, geleneksel geniş aile yapıları tamamen ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya.
İki yüzyıl sonraki bir dünyada çocukların çoğu tek çocuk olarak büyüyecek, bu da kardeş, amca, hala veya kuzen gibi akrabalık bağlarının yavaş yavaş sözlüklerden silinmesi anlamına geliyor. Sosyologlar, bu yeni demografik yapının insan psikolojisini temelden sarsabileceğine ve toplumların daha önce hiç tecrübe etmediği devasa bir yalnızlık salgınıyla mücadele etmek zorunda kalabileceğine dikkat çekiyor.
GELECEK NESİLLERİ BEKLEYEN TEHLİKE
Geriye kalan o azınlık insan nüfusu ise sadece doğanın bu görkemli dönüşümünü izlemekle yetinmeyecek. Küçülen şehirlerde yaşayan geleceğin mimarları ve mühendisleri, atalarından miras kalan bu devasa enkazı çevreye zarar vermeden nasıl geri dönüştüreceklerinin yollarını arayacak.
Terk edilen bölgelerdeki tehlikeli maddelerin temizlenmesi, yıkılmaya yüz tutmuş çelik köprülerin güvenli bir şekilde sökülmesi insanlığın yeni meslek dallarını ortaya çıkaracak. Belki de gelecekte en prestijli iş, yeni bir bina dikmek değil, geçmişin devasa hatalarını doğaya en saygılı biçimde ortadan kaldırmak olacak.
