Avrupa’nın saklı mücevheri olarak adlandırılan Brugge, son dönemde dijital mecralarda paylaşılan binlerce yorum ve seyahat verisiyle popülaritesini zirveye taşıdı. Ziyaretçilerin ortak kanaati, şehrin adeta zamanın durduğu bir film setini andırması yönünde. Brüksel'den sadece bir saatlik tren yolculuğuyla ulaşılabilen bu ikonik şehir, modern dünyanın gürültüsünden kaçmak isteyenler için eşsiz bir sığınak sunuyor. Arnavut kaldırımlı dar yolları ve şehri bir ağ gibi saran su kanallarıyla Brugge, bir kez gidenin tekrar gitmek istediği bir "masal kenti" olarak tescillendi.
ZAMANDA YOLCULUK HİSSİ VEREN ORTA ÇAĞ ATMOSFERİ
Brugge’ü diğer Avrupa başkentlerinden ayıran en belirgin fark, yüzyıllar öncesine dayanan mimari kimliğini milimetrik bir hassasiyetle korumuş olmasıdır. Şehirde toplu taşıma araçlarına gerek duymadan her köşeyi yürüyerek keşfedebilme imkanı, turistler için en büyük cazibe unsuru haline geliyor. Birbirine bağlanan taş köprülerin altından geçen tekneler ve tarihi binaların suya yansıyan gölgeleri, ziyaretçilere bir tablo içerisinde yürüyor hissi yaşatıyor.

MUTLAKA ZİYARET EDİLMESİ GEREKEN İKİ DURAK
Şehir gezisinde turistlerin ilk durağı genellikle mimari ihtişamıyla büyüleyen Kutsal Kan Bazilikası (Basilica of the Holy Blood) oluyor. İç tasarımıyla hayranlık uyandıran bu dini yapı, inanç turizmi açısından da büyük bir öneme sahiptir. Doğayla iç içe huzurlu bir mola vermek isteyenlerin adresi ise halk arasında "Aşk Gölü" olarak bilinen Minnewater Gölü. Sakin suları ve gölgeli yürüyüş yollarıyla bu göl, şehrin içindeki en romantik vaha olarak tanımlanıyor.

LEZZET DURAKLARINDA BELÇİKA İMZASI
Brugge sadece görsel bir şölen sunmakla kalmıyor, aynı zamanda damaklarda unutulmaz izler bırakıyor. Şehrin her sokağına yayılan taze hamur kokusu, ünlü Belçika Waffle’ının habercisi. Yanından geçmenin imkansız olduğu bu lezzet duraklarında, erimiş çikolata, taze meyveler ve krema ile hazırlanan waffle’lar, Brugge deneyiminin olmazsa olmaz bir parçası olarak kabul ediliyor.
