Kartpostalları andıran dağ köyleri, kristal berraklığındaki gölleri ve toz konmamış şehir meydanlarıyla İsviçre, temizlik standartlarını bambaşka bir boyuta taşıyor. Birçok ülkede belediye hizmeti olarak görülen temizlik, Alp ülkesinde "çöp polisi"nden katı geri dönüşüm kurallarına kadar uzanan disiplinli bir sistemle yönetiliyor.
SOKAKLARDA HER HAFTA "BAHAR TEMİZLİĞİ"
İsviçre şehirlerinde yürürken kaldırımların parladığını fark etmemek imkansız. Birçok İsviçre köyünde ve kasabasında belediye ekipleri, her hafta düzenli olarak sokakları özel fırçalı makineler ve su püskürtücüleriyle adeta evinizin salonuymuşçasına yıkıyor. Toplu taşıma araçlarından duraklara kadar her kamu alanı, sanki az önce hizmete girmişçesine temiz tutuluyor.

"MAVİ ALTIN" VE DÜNYANIN EN TEMİZ NEHİRLERİ
1960’lı yıllarda Avrupa’nın en kirli su kaynaklarına sahip olan İsviçre, bugün bu durumu tamamen tersine çevirmiş durumda. "Mavi altın" olarak nitelendirilen nehir ve göller, öyle temiz ki Zürih veya Cenevre gibi metropollerin göbeğinde bile insanlar güvenle yüzebiliyor. Bu başarının arkasında, 2016 yılında dünyada ilk kez hayata geçirilen ve kanalizasyon sularındaki en küçük kimyasal kalıntıları bile temizleyen ileri teknoloji arıtma tesisleri yatıyor.
ÇÖP POLİSİ VE KATI GERİ DÖNÜŞÜM DİSİPLİNİ
İsviçre'de çöp atmak sıradan bir eylem değil, kuralları olan bir prosedürdür. Evsel atıkların sadece her kantonun kendi vergisini içeren özel ve pahalı çöp poşetleriyle atılması zorunlu. Kurallara uymayanları ise "çöp polisi" adı verilen görevliler bekliyor; bu ekipler, yanlış atılmış bir poşetin içindeki bir faturadan veya isimden yola çıkarak kural ihlali yapan kişiyi bulup binlerce frank ceza kesebiliyor. Ülkede cam şişelerin %97'si, alüminyum kutuların ise %90'ı geri dönüştürülerek dünya rekoru seviyelerine ulaşılıyor.

SESSİZLİK VE HİJYENİN YAZILMAMIŞ KURALLARI
Temizlik anlayışı sadece fiziksel çöplerle sınırlı kalmıyor; gürültü kirliliği ve toplumsal düzen de bu anlayışın bir parçası. Bazı bölgelerde pazar günleri çamaşır asmak veya akşam 22:00'den sonra gürültü yapmak çevreye duyulan saygısızlık olarak kabul ediliyor. Halk, "başkasının yaşam alanını temiz ve huzurlu tutma" bilinciyle hareket ederek bu disiplini nesilden nesle aktarıyor.
