Ankara'da üniversite eğitimi aldığı sırada bir gazetede gördüğü nakkaşhane ilanıyla geleneksel Türk sanatlarına adım atan Meliha Kantarcı, azmiyle ilham veren bir başarı hikayesine imza attı. İki yıl süren ilk eğitiminin ardından öğretmen olarak Sivas'a atanan ve usta-çırak bağından fiziken kopmak zorunda kalan Kantarcı, sanatını "karanlık bir odada fili tanımaya çalışmak" olarak tanımladığı zorlu bir süreçte kendi gayretiyle geliştirdi.
Sabır ve ince işçilik gerektiren bu kadim sanatta zamanla uluslararası ödüller kazanan ve eserleri müzelere giren Kantarcı, şimdi Bursa’da hem cami tezyinatları tasarlıyor hem de öğrencilerine bu sanatı "kadime bağlılık" ilkesiyle aktarıyor.
Kilis'te ezber bozan gelenek: Kandil simidi yerine bunu dağıtıyorlar! 3. kuşak usta sırrını verdi
Tarihi Ataköy Baruthane kapılarını sanatla açtı! "Ay Tedirginliği" prömiyer yaptı:
"NE BULDUYSAM ALIP BÜNYEME DAHİL ETTİM"
Çocukluğundan beri içindeki sanat arayışını 1995 yılında Gazi Üniversitesi el sanatları öğretmenliği bölümünü kazanarak somutlaştıran Kantarcı, tezhip sanatıyla tanışma hikayesini ve sonrasında yaşadığı zorlukları şu sözlerle anlattı:
"Bir arkadaşım, bir gün bana bir gazetede küçücük bir haber getirdi, 'Ankara'da Turkuaz Güzel Sanatlar Nakkaşhanesi açıldı' diye bir haber. 'Acaba benimle ilgili olabilir mi?' diye burayı aradım. Kızılay Bayındır Sokak'ta bir binada, ebru, hat, minyatür sanatı eğitimi veriliyor. O zamanlar Ömer Faruk Atabey'in de ders verdiği ve hocam Çiçek Derman'ın talebesi Muhsine Akbaş'ın tezhip derslerini verdiği bir ortam gördüm. O ortama 1996-1997 yıllarında girdim ve tezhip sanatının kapıları bana bu şekilde açılmış oldu."

Üniversiteden mezun olup 1999'da Sivas'a atandığında eğitiminin yarım kaldığını belirten Kantarcı, "İki senenin yeterli olması mümkün değil. Sivas'a geldim, öğretmenliğe başladım. 'İnci sancı mahsulü' denen incinin oluşabilmesi için çok sancılar çektim, çok araştırdım. O zamanlar şimdiki gibi imkanlar yoktu. Ne bulduysam alıp bünyeme dahil ettim, bilincimden süzdüm ve bilmediğim konularda, karanlık bir odada fili tanır gibi ne olduğunu soramadan, çokça emek sarf ettim" dedi.
ÖDÜLLERLE TAÇLANAN İCAZET MAKAMI
Kendi kendine çalışarak ustalık seviyesine ulaşan Meliha Kantarcı, 2011 yılından bu yana Osmangazi Halk Eğitimi Merkezi'nde ders veriyor. Sanat hayatı boyunca kazandığı başarıları birer dönüm noktası olarak gören sanatçı, aldığı ödülleri şöyle sıraladı:
"2016'da Konya'da Uluslararası Türk İslam Sanatları Yarışması'nda mansiyon ödülü aldım. Son olarak da 2019'da Kültür Bakanlığı Devlet Türk Sanatları Yarışması'nda başarı ödülüne layık görüldüm, birincilik verildi. Bu, zaten benim için bir icazet makamıydı."

"HATTIN KİMLİĞİNE GÖRE TEZHİBİ OLUR"
Tezhibin sadece fırça tutmak değil, derin bir hayal gücü ve tasarım süreci olduğunu vurgulayan Kantarcı, "Hat yazısı, bize önce gelir. Biz, hat yazısını görürüz. Hattın kamış kalınlığına, istifine, büyüklüğüne göre ona terzi misali bir kıyafet giydiririz. Ona uygun uygun olacak şekilde önce tasarımını, ölçülendirmesini yaparız ve o hattın kimliğine göre tezhibi olur. Tamamen o hatta özel şekilde tasarlarız" diye konuştu.

CAMİ TEZYİNATINDAKİ YANLIŞLARA "DERTLİ" BİR DOKUNUŞ
Müze ve özel koleksiyonlardaki eserlerinin yanı sıra Bursa’da bir caminin kalem işi desenlerini de tasarlayan Kantarcı, en büyük arzusunun bu sanatı gelecek nesillere doğru aktarmak olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Bazen camilerimize giriyoruz ve hiç de uygun olmayan desenler, boya boşlukları görüyoruz. Bu, benim üzücü bir durum. Bunu dert edip aslında bu tasarımları ben yapabilirim. Bundan sonra öğrenci yetiştirmeye devam edeceğim. Tek arzum bizden sonra gelen talebelerimizin, bu sanatı ciddiyetle, kadime olan bağlılıkla, doğru şekilde talebelerine aktarmalarıdır."
