Avustralya'nın sulak alanlarında yaşayan ornitorenk, ilk keşfedildiğinde bilim insanları bunun bir "şaka" olduğunu düşünmüştü. Ördek gagası, kunduz kuyruğu ve su samuru ayaklarıyla farklı canlıların birleşimi gibi duran bu canlı, sadece dış görünüşüyle değil, biyolojik yapısıyla da evrim teorisinin en ilginç sayfalarını oluşturuyor. Memeli sınıfına dahil olmasına rağmen sahip olduğu sıra dışı özellikler, onu yaşayan bir fosil ve biyolojik bir bilmece haline getiriyor.
MİDESİ OLMAYAN BİR MEMELİ
Ornitorenki diğer neredeyse tüm omurgalılardan ayıran en çarpıcı özelliklerden biri, bir mideye sahip olmamasıdır. Yediği besinler, yemek borusundan doğrudan bağırsaklarına geçer. Bilim insanları, ornitorenkin atalarının milyonlarca yıl önce mideyi ve mide asidini üreten genleri kaybettiğini belirtiyor. Bu durum, canlının beslenme alışkanlıklarını ve metabolizmasını tamamen bu benzersiz yapıya göre şekillendirmesine neden olmuştur.

ELEKTRİKSEL ALTIYLA AVLANAN SIRA DIŞI AVCI
Ornitorenk, suyun altında avlanırken ne gözlerini ne de kulaklarını kullanır. Gagasındaki binlerce hassas hücre sayesinde, avladığı karides ve böceklerin kas hareketlerinden yayılan elektriksel sinyalleri hisseder. "Elektrolokasyon" adı verilen bu yetenek, zifiri karanlık sularda bile avını nokta atışıyla bulmasını sağlar. Gagasını bir radar gibi kullanarak suyun içindeki elektriği okuyan bu canlı, doğanın en gelişmiş navigasyon sistemlerinden birine sahiptir.

YUMURTLAYAN VE DİŞİ OLMAYAN BİR ANNE
Memeli tanımını kökten değiştiren ornitorenk, yavrularını doğurmak yerine yumurtlar. Ancak yavrular yumurtadan çıktıktan sonra, annelerinin deri üzerindeki gözeneklerden salgıladığı sütle beslenirler. Üstelik bu canlıların ağzında çiğnemeye yardımcı olacak dişler de bulunmaz. Bunun yerine, yedikleri sert kabuklu canlıları ezmek için dillerini ve damaklarındaki sert plakaları kullanırlar.
