Hayatında değişiklik yapmak isteyen pek çok kişi bunu başaramadığını “başarısızlık korkusuna” bağlasa da uzmanlar sorunun daha derin olduğunu söylüyor. Araştırmalara göre bireyler çoğu zaman kendi istekleri doğrultusunda değil, toplumun beklentilerine uyum sağlayarak hareket ediyor.
Sosyologlara göre insanlar günlük yaşamda farklı sosyal roller üstleniyor ve zamanla bu roller bireyin gerçek arzularını geri plana itebiliyor. Bu durum, kişinin kendi hayatını yaşamak yerine toplumun kabul ettiği kalıplar içinde hareket etmesine yol açabiliyor.
TOPLUMSAL ROLLER BİREYİ SINIRLAYABİLİYOR
Amerikalı sosyolog Erving Goffman, insanların bulundukları sosyal ortama göre davranışlarını şekillendirdiğini ortaya koymuştu. Bu yaklaşıma göre bireyler çoğu zaman düşüncelerini ve hedeflerini, çevrenin kabul ettiği normlara göre uyarlıyor.
Uzmanlar, bu sürecin genellikle “mantıklı” görünen eğitim ve kariyer seçimleriyle başladığını ancak zamanla kişide başkasının hayatını yaşıyormuş hissi yaratabildiğini belirtiyor.
“OTOMATİK PİLOT” ETKİSİ
Psikologlar, insanların önemli bir kısmının kararlarını farkında olmadan toplumsal beklentilere göre verdiğini söylüyor. Bu durum bazen bireyin kendi iradesi ile toplumun yönlendirdiği seçimleri ayırt etmesini zorlaştırabiliyor.
Uzmanlara göre ayrıca uzun süre aynı yaşam düzeninde kalmak, değişime karşı direnci artırıyor. Mevcut işte veya ilişkide kalmanın nedeni çoğu zaman mutluluk değil, değişimin getireceği belirsizlikten kaçınma isteği olabiliyor.
KÜÇÜK ADIMLAR ÖNERİLİYOR
Psikologlar, bu döngüyü kırmanın radikal kararlar almaktan ziyade küçük adımlarla mümkün olabileceğini ifade ediyor. Günlük hayatta yapılan basit tercihlerde bile kişinin gerçekten kendi isteğiyle mi yoksa başkalarının beklentisiyle mi hareket ettiğini fark etmesi değişim için önemli bir başlangıç olarak görülüyor.
