Komedyen Mesut Süre: Her toprağın bir gerçeği var mizah da yerli olmalı

Komedyen Mesut Süre: Her toprağın bir gerçeği var mizah da yerli olmalı

‘Güldür Güldür’ programıyla tanınan komedyen ve radyocu Mesut Süre “Yabancı meslektaşları izleyip burada Müslümanlık üzerine şaka yapan komedyenler var. Her toprağın bir gerçeği var. Bu işlerde kültür algısı önemli” diyor.

IŞIL ÇALIŞKAN

Bir insan neden kendine meslek olarak güldürmeyi seçer? Radyocu ve komedyen Mesut Süre için bunun cevabı uzun boyunda gizli. Süre, çocukluğundan beri uzun boyu nedeniyle çok dikkat çektiğini, bu nedenle kendini komik olmak zorunda hissettiğini söylüyor. Pek çok komedyen gibi onun da güldürme macerası aile ve arkadaş çevresinde yaptığı şakalarla başlamış. Güldürdükçe mutlu olan Süre, komedyenliği bir ‘sanat dalı’ olarak nitelendiriyor. Süre’nin radyoculuk kariyeri ise öğrenimini gördüğü Anadolu Üniversitesi’nin radyosunda başlamış. Dokuz yıldır ‘Rabarba’ adlı radyo programının moderatörlüğünü yapan Süre, sadık bir dinleyici kitlesi edinmiş. 10 yıldır da tek kişilik gösteriye devam eden Süre ile komedinin yerelliğinden sosyal medyanın mizaha etkisine pek çok konuyu konuştuk.

Güldürebildiğinizi nasıl fark ettiniz?

Mecburdum. Ben oldum olası uzun boyluydum. Bir sünnet fotoğrafım var. Ayakta duruyoruz dayım koltuğumun altında. Hep çok uzundum ama her farklılık iyi bir şey değildir. Dikkat çekiyordum, bu benim için iyi değildi. O yüzden mecburdum komik olmaya. Küçük yaştan itibaren şakalar yapardım. Böyledir bu iş. Yaparsın yaparsın gülmezler. Sonra bir şeye güldüklerini fark edersin onu aklında tutarsın. O tarz şakalar yaparsın.

İşletme mezunusunuz. Radyoculuk hevesi nasıl başladı?

2003’ün mart ayında başladım ben radyoculuğa. Eskişehir’de üniversite radyosuydu. Radyo A. ‘Bizimle çalışmak ister misiniz’ ilanını görmemle başladı her şey. Bu bir fastfood zinciri değil de bir radyoydu. Ve o zamanlar öğrenciye göre iyi para veriyorlardı. Heves ettim ama hemen başlatmadılar. Bir yıl boyunca ses, diksiyon, artikülasyon eğitimi aldım. Sonra yayına başladım ve baktım yollarda tanımadığım arkadaşlarım oluşuyor. Dedim ben bunu hayat boyu yaparım. Sonra uğraştım didindim ve şu an radyoculuk anlamında istediğim yerdeyim.

Mesut Süre deyince akıllara ‘Rabarba’ geliyor. Bu bütünlük nasıl sağlandı?

Türkiye’de benden iyi radyocu vardır. Onu söylemek bana düşmez ama bizden komik radyo programı olduğunu zannetmiyorum. Konuklarım da hepsi ayrı ayrı bu işe kafa yormuş, mizahçı adamlar. Karikatürist, metin yazarı, stand-up’çı var. İnsanlar muhabbet ediyoruz zannediyor ama biz yayın yapıyoruz. Ben yayıncılık kurallarını biliyorum. Konukları da ufak tefek uyarıyorum. Ortaya çok sağlam çiçek gibi komik bir yayın çıkıyor. Mesela biri öldüğü zaman öldü kelimesini kullanmazsın aramızdan ayrıldı dersin. Bir cinayet olayı gibi sert olaylardan bahsetmezsin çünkü bu bir mizah programı. Bunun üzerine şaka da yapamazsın.

‘Siz Hepiniz Ben Tek’ gösteriniz yıllardır devam ediyor. Genelde kendi hayatınızdan hikayeler anlatıyorsunuz. İzleyiciler neden çok seviyor?

Aslında hem kendi hayatımdan anlatıyorum hem de biraz tespit içeriyor. ‘Meslek icabı yalan söyleyen var mı?’, Sabah erken kalktığı gibi duş alan var mı? gibi muhabbet açan sorular soruyorum. Bir arkadaşım bana ‘Sen Güldür Güldür’ün tamamını oyununa taşımışsın’ demişti. Oyunun bir kısmında insanlarla diyalog kuruyorum. Sonraki kısmında da stand-up yani skeç oynuyorum.

Türkiye’de insanlar en çok neye gülüyor?

Son dönemde mizah çok gelişti. İnternette ortak akıl diye bir şey var. Önce sözlüklerle başladı. Şimdi Twitter’a sıçradı. Orada bir mizah dönüyor ve bu mizahı aslında 50 bin kişiye aynı gün yazarak oluşturuyor. Aradan 10-15 çok komik şaka çıkıyor. İnsanlar bu yazıları takip ettiği için mizah algısı da yükseliyor. 90’lı yıllardan gelen insanların yaşadığı bir sorun bu. Film yazarken ya da stand-up yaparken gençlerden destek almaları gerekiyor bence. Bunlar stand-up’çı değil ama kafa yapılarından ürettiği şakalardan faydalanabilirsin.

Türkiye’de komedyen deyince Cem Yılmaz akla ilk gelen isimlerden. Sizi birine benzetiyorlar mı?

Benim en büyük mücadelem birine benzetmemeleri. Komiklik sonra hallolur, onun üstüne koyarsın. Yeni başlayacak arkadaşlara tavsiyem birilerini izleyip başlamasınlar. Yabancı meslektaşları izleyip burada Müslümanlık üzerine şaka yapan komedyenler var. Bu olmaz. Her toprağın bir gerçeği var. Oranın kültürü algısı başka.

KIVIRABİLİYORSAN DÜNYANIN EN KARLI İŞİ

Sizi izlemeye gelenlerde yargılayıcı bakışları mı daha çok görüyorsunuz yoksa sizi anlamaya çalışan gözleri mi?

Aslında radyo programı yaptığım için oradan gelen dinleyiciler oyuna geliyor. Ama izleyici zaten benim kafayı biliyor ve hazır. Gülmeye geliyorlar. Oyunun başında beni ilk kez görenler kimler, Rabarba’yı dinleyenler kimler? diyorum. Bilmeyenlerle çok fazla diyalog kurmuyorum. Bilenlerle Rabarba işi yapıyoruz. Bilmeyen de haha ne komikmiş diyor, çünkü ona zaten bir şey sormuyorum. Doğaçlama işin üçte birini etkiliyor. Bu radyodan gelen bir şey. Bir şey duyayım da üzerine şaka yapayım düşüncesi çok fazla bende.

İzleyici kitlesinin niteliği oyunu nasıl etkiliyor?

Ben o anlamda kurtarılmış bölgeyim. Çünkü kafası basan, eğitimi en az yüksek lisans olan bir kalabalığa iş yapıyorum. O kitlenin iyi olması da mizahı daha uygar daha batı yapıyor. Berlin’de bir sürü Comedy Club var. Biz de bu işi yavaş yavaş oturmaya çalışıyoruz. Güldür Güldür’de şans verdi bir sürü stand-up’çıya. Türkiye’de de bir yeni stand-upçı kavramı oluştu.

Bu işlerden para kazanabiliyor musunuz?

Radyoculukta pazar payı düştü ama iyi bir programcıysan bir firma sana sponsor olabiliyor. Şirketten aldığınla birlikte yeterli bir ekonomi oluşuyor. Stand-up’a gelince eğer seyirci getirip kıvırabiliyorsan dünyanın en kar marjı yüksek işi. Bir mekan bulup oranın kirasını verip üstünü sen alıyorsun, kimseyle paylaşmıyorsun. Dünyanın en güzel işi çünkü tek yapıyorsun.

BU İŞİ ŞALTERLERİ KAPATIP YAPIYORUZ

Radyoculukla stand-up yapma arasında nasıl bir bağ var?

Stand-up işinde anlatıcı tavrından vazgeçmemek lazım. En sağlam ayağını bastığın yer anlatıcı olmak aslında. Zamanlama çok önemli stand-up’ta. Bir saniye önce ya da bir saniye sonra anlattığın hikaye seni rezil de eder vezir de. Espriyi hangi vurguyla ve ne zaman yaptığın çok önemli. Radyoda da anlatıyorsun ama bir oyun oynamıyorsun.Gerçeksin orada da ve telefon alıyorsun. O anı yaşıyorsun. Tabii ki her radyocu stand-up’çı olur diye bir şey yok. Ama stand-up’çının işini kolaylaştırır. Anlatmaya müsait bir sanat ikisi de.

Sürekli anlatıyor olmak zor mu?

Zor tabii ama her iş zor. İnsanlar çok küçük maaşlara madenlere giriyor. O nedenle çok da şikayet etmemek lazım. Bize hep ‘Normal hayatta diyelim çok canınız sıkkın, araba kazası geçirdi bir akrabanız. Nasıl yapıyorsunuz?’ diye sorarlar. Bu işleri şalterleri kapatıp yapıyoruz. Yayın başlar şalteri kapatırsın, biter açarsın. Bu iş böyledir.

İlgili Haberler
YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN