CANNES 2026'nın Filistin karnesi: Kirli lobiye meydan okudular

CANNES 2026'nın Filistin karnesi: Kirli lobiye meydan okudular

Küresel lobilerin sansür ve ‘kara liste’ tehditlerine karşı Cannes 2026’da korku duvarı yıkıldı. Festival, Cate Blanchett’in “Soykırımların festivallerde konuşulması üzücü” çıkışı, Pedro Almodóvar’ın “Canavarlara karşı kalkan olmalıyız” manifestosu ve Javier Bardem’in “Manipülatif anlatı bitti” restiyle Filistin’e destek arenasına dönüştü. Şimdi tüm gözler bu geceki ödül töreninde yapılacak konuşmalarda.

7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan soykırıma ses çıkaran sanatçıları itibar suikastları ve ‘kara liste’ ambargolarıyla tehdit eden kirli lobiler, sinemanın kalbinde sert bir kayaya çarptı. Geçtiğimiz hafta Eurovision Şarkı Yarışması’ndaki şike iddiaları ve Venedik Bienali’ndeki jüri istifalarıyla çatırdayan baskı mekanizması, Cannes Film Festivali’nin 2026 edisyonunda tamamen sarsıldı. Festivalin ‘tarafsızlık’ maskesi, sinemacıların omurgalı duruşuyla yırtıldı.

BLANCHETT: FESTİVALLERİN ÇÖZÜM YERİ OLARAK GÖRÜLMESİ ÜZÜCÜ’

Uluslararası kurumların ve siyasi mekanizmaların İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırıma karşı derin sessizliğine ilk sitem Cannes’ın vicdanlı sesi Cate Blanchett’ten geldi. Halka açık bir söyleşide, Filistin’e desteği için teşekkür eden bir sinemasevere yanıt veren Oscarlı aktris Blanchett, küresel ikiyüzlülüğü şu net cümleyle özetledi: “Savaşların, çatışmaların ve soykırımların sanki buralarda çözülecekmiş gibi konuşulabildiği tek yerlerin film festivalleri haline gelmesi gerçekten çok üzücü bir durum.”

ALMODOVAR: CANAVARLARA KARŞI KALKAN OLMALIYIZ

Yarışma bölümündeki yeni filmi ‘Amarga Navidad’ın basın toplantısına yakasında ‘Free Palestine’ rozetiyle katılan İspanyol sinemasının efsanesi Pedro Almodóvar ise sektöre manifesto niteliğinde seslendi. Trump, Netanyahu ve Putin’i açıkça ‘canavar’ olarak nitelendiren Almodóvar, “Bu canavarlara karşı ses çıkarmak sanatçıların ahlaki görevidir. Sessizlik ve korku, demokrasinin çöktüğünün açık bir semptomudur. Onlara karşı kalkan olmalıyız” diyerek Hollywood’un ürkek tavrını eleştirdi ve lafı dolandırmadan konuşan dostu Javier Bardem’in cesaretine işaret etti.

BARDEM: MANİPÜLATİF ANLATIM BİTTİ, DAHA ÇOK İŞ ALIYORUM

Lobilerin hedefindeki İspanyol aktör Javier Bardem de sinema endüstrisindeki korku iklimine meydan okudu. Gazze’yi savunduğu için örtülü bir ambargoya maruz kaldığı söylentilerini boşa çıkaran Bardem, “Her zamankinden daha çok iş alıyorum. Filistin konusundaki o manipülatif anlatı artık tamamen değişiyor” diyerek lobilerin tehditlerinin artık sökmediğini ilan etti.

LOACH: EN VAHİMİ İYİLERİN SESSİZLİĞİ

Bu yılın Cannes jürisinde yer alan usta senarist Paul Laverty ise açılışta Hollywood’u hedef almış, “Susan Sarandon, Javier Bardem ve Mark Ruffalo gibi isimlerin sadece Gazze’deki çocuk katliamlarına karşı çıktıkları için kara listeye alınmaya çalışılmasını izlemek utanç verici. Bunu yapan Hollywood insanlarına yazıklar olsun” sözleriyle duruşunu ortaya koymuştu. Dünya sinemasının ulu çınarı Ken Loach ise festival koridorlarında yankılanan şu tarihi uyarısıyla Cannes’a damga vurdu: “Kötülerin zulmü kadar, iyilerin sessizliği de en vahimidir.”

GENÇ KUŞAK TEHDİDE BOYUN EĞMİYOR

Sektörün tecrübeli isimlerinin yanı sıra genç jenerasyon da festival boyunca finansal baskılara rest çekti. Ödüllü oyuncu Hannah Einbinder, kariyer riskiyle ilgili manipülatif sorulara, “Susan Sarandon ve Melissa Barrera gibi benden çok daha büyük bedeller ödeyen insanlarla aynı tarafta durmaktan gurur duyuyorum. Konuşmamanın ahlaki bedeli, herhangi bir kariyer riskinden çok daha ağırdır” yanıtını verdi. Mücadelenin sokak ayağında ise, lüks markaların konuşlandığı Croisette sahil şeridinde devasa ‘Gaza Lives On’ (Gazze Yaşıyor) pankartıyla süzülen eylem teknesi, sahildeki sinemacılardan büyük alkış aldı. Netice itibarıyla; Filistin Film Enstitüsü’nün (PFI) açtığı pavyondaki tarihi Nakba anmalarından sahil şeridindeki eylemlere, usta yönetmenlerin ‘canavarlar’ çıkışından genç oyuncuların omurgalı duruşuna kadar Cannes 2026, sinema tarihine kirli lobilerin kaybettiği, sanatın ve insanlık vicdanının teslim bayrağı çekmediği tarihi bir edisyon olarak geçti. Şimdi gözler bu akşam gerçekleşecek ödül töreninde yapılacak konuşmalarda.

GERİ DÖNÜŞÜN ANAHTARINI BOYNUNA TAKTI

Dünyaca ünlü Filistin asıllı model Bella Hadid ise Cannes 2026 kırmızı halısında lobilerin baskılarına meydan okuyan bir şıklığa imza attı. Tamamı siyah elbisesini, gümüş bir kolye ile tamamlayan Hadid’in takısı festivalin en çok konuşulan detaylarından biri oldu. Yakından bakıldığında üst kısmı geleneksel bir anahtar şeklinde tasarlanan, alt kısmı ise tarihi Filistin haritasının siluetini taşıyan kolye, 1948 Nakba’dan (Büyük Felaket) beri sürgün edilen Filistinlilerin evlerine ait sakladıkları ve direnişin simgesi olan ‘geri dönüş anahtarı’nı temsil ediyor.

FİLİSTİN SİNEMASI KENDİ SESİYLE FESTİVALDE

Cannes 2026, sadece polemiklerle değil doğrudan bombaların altından yükselen sinematografik hafızayla da sansür duvarını deldi: Festivalin en prestijli yarışma bölümlerinden Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış) seçkisinde yarışan Filistinli yönetmen Rakan Mayasi, savaşa rağmen tamamladığı ilk uzun metrajı ‘Yesterday the Eye Didn’t Sleep’ (Dün Gece Gözümüze Uyku Girmedi) için Variety’ye şöyle konuştu: “Bu filmi bitirmek ve burada olmak bir varoluş mücadelesidir. Devam eden bölgesel savaşa ve patlamalara rağmen sinema yapmak, hafızamızı yok etmek isteyenlere karşı en güçlü yanıtımızdır.” Festivalin endüstriyel pazar ayağı Marche du Film / Cannes Docs kapsamında, Filistin Film Enstitüsü (PFI) ortaklığıyla hazırlanan ‘Palestine Showcase’ seçkisinde ise yapım aşamasındaki 4 güçlü belgesel dünya dağıtımcılarına sunuldu. Muhammed Alşerif’in Gazze’deki bombalar altındaki küçük kızını korumak isteyen bir babayı anlattığı ‘Super Sila’, Flavia Cappelininin bacağını kaybetmiş ampute bir bisikletçinin Filistin bayrağını dalgalandırma mücadelesini anlattığı ‘Gaza Sunbirds’, Tarık Halef’in işgalin tarım ve insan ilişkilerine etkisini anlattığı ‘Azziza: In a Cherished Lan’, Giacomo Faustri ve Laila Siz Aboha’nın Nakba ve 1967 sürgününü yaşayan bir aileyi torunu üzerinden anlattığı ‘Nana’ belgeselleri izleyiciden tam not aldı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN