Cihan Aktaş yeni romanı 'Kamerun'da Durmuştu Zaman'ı KARAR'a anlattı: Afrika’nın haysiyetine hepimizin borcu var

Cihan Aktaş yeni romanı 'Kamerun'da Durmuştu Zaman'ı KARAR'a anlattı: Afrika’nın haysiyetine hepimizin borcu var

Usta yazar Cihan Aktaş, Kamerun’da geçirdiği üç aydan süzülüp gelen yeni romanı ‘Kamerun’da Durmuştu Zaman’ ile sömürgecilikten aşka, dijital devrimden modern evliliklerin krizine uzanan derin bir sorgulama sunuyor.

Modern insanın Afrika’ya olan ödenmemiş borcundan, dijital devrimin sarstığı modern evliliklere; sömürgeciliğin dağladığı ruhlardan, Kamerun’un o sükûnet dolu ‘geniş zamanına’ uzanan bir yolculuk. Usta yazar Cihan Aktaş, yeni romanı ‘Kamerun’da Durmuştu Zaman’ ile okuru sadece coğrafi bir keşfe değil, vicdani ve içsel bir hesaplaşmaya da davet ediyor. Aktaş, romanına dair sorularımızı KARAR okurlarımız için yanıtladı.

- Cihan Hanım, son romanınız ‘Kamerun’da Durmuş Zaman’ adıyla çıktı. Romanda, Kamerun da en az kahramanlar kadar kendini gösteriyor. Kamerun nasıl oldu da sizin romanınızın önemli bir parçası haline geldi?

Afrika üzerine bir roman veya hikayeler yazmak hep aklımdaydı Sedat. Bunun birçok sebebinden ikisi şöyle: Kuzey’in Afrika’yı sömürürken bir yandan da Afrika insanına kendi iş ve zaman anlayışını dayatmasını kabul edilemez bulurum. İkinci olarak da modern dünyanın çeşitli avantajlarından yararlanan insanların Afrika’ya borçlu olduğunu düşünürüm. İnsan kaçakçılığı, köleleştirme ve iç savaşları kışkırtıp yaymak gibi olgularla birlikte, yeteri kadar hesabı sorulmamış örgütlü bir suç içeriği daha da ağırlaştırıyor bu borçluluk hissi. Gençliğimde Fanon kitapları elimden düşmezdi. “Zenci” kelimesinin olumsuz imgelerle yayılışı konusunda pek az insan kendini masum hissedebilir zaten. En aşağılık yöntemlerle bir halkı yerinden yurdundan edip köleleştiriyor, sonra da bunu yapabildiğiniz için kendinize verdiğiniz payelerle o halkı aşağılıyorsunuz. Vahşetinizi görünmez kılmak için bir zenci miti oluşturmalı ve her türlü eziyetle bastırdığınız halka da bu mite inandırmalıydınız. Böylesi yakıcı sonuçları olan bir mit karşısında kendini müstağni bilmeye de sonuna kadar hak verilemez. Afrika’nın haysiyetine ve dirimine hepimizin borcu var.

Tasarladığım romanı bir Afrika şehrinde yeteri kadar yaşamadan yazamazdım tabii. Eniştem Nejat neredeyse yirmi yıldır çeşitli Afrika ülkelerinde mühendis olarak çalışıyor. Nejat Capetown’dayken gidememiştim, Kamerun’da işe başladığında, fırsatı kaçırmak istemedim. Kız kardeşimle birlikte aşılarımızı yaptırıp üç aylığına Kamerun’un yolunu tuttuk.

-Romanınızda Yiğit ile Rahşan adlı karakterlerimiz var. Fakat evliliklerini sürdüremiyorlar. Yiğit boşanmanın ardından Kamerun’a gidiyor. Modern zamanların evlilikleri neden uzun sürmüyor sizce?

Modern zamanlar boyunca savaşsız ve krizsiz geçen bir dönem yaşanmadı ama içinde bulunduğumuz dönem pek çok krizi bir araya getirmesiyle ayrıca tartışılabilir kanımca. Bir kere dijital teknoloji devrimi, alışılagelmiş sistem ve düzenleri alt üst etti. Kadın ve erkek arasındaki yaygın kabuller tartışmaya açıldı, ilişkiler ve bağlantılar etkilendi bundan, umutlar ve hayaller de. Öte yandan iklim meselesi küreselcileri farklı el koyma yöntemlerine sevk ediyor. Kadınların eğitimi ve kamusal varlığı geçmiş dönemlere nazaran daha yaygın. Postfordist dönemin küreselleşmenin sorunlarıyla buluşan bir etkisi, iş düzenlerinin sarsılması oldu. İnsanların ömür boyu güvence altında olmasını sağlayacak iş fikri altüst olmuş durumda. Bu alanda müphemlikler toplumsal cinsiyet bağlamında onuru evini ailesini geçindirme başarısıyla bir tutulan gelgelelim iş bulma konusunda eskisi kadar şanslı olamayan erkekler için bir hayli zorlayıcı. Genç erkekler daha lise yıllarında akranları genç kızların hedefleri doğrultusunda ne kadar kararlı ve mücadeleci olduklarını da fark ediyorlar. Hukuk ve adaletin, kadın cinayetlerinin etkisiyle kadınlara pozitif ayrımcı bir yaklaşım sergilemesi, kimi genç erkeklere kabul edilemez geliyor. Akrabadan bir genç adam evlilikten kaçınma sebebini, “Eğer boşanırsam ömür boyu nafaka ödemek istemiyorum,” diye izah etmişti birkaç yıl önce. Bu tepki elbet tuhaf, ancak söz konusu olan bir konfor yitiminin ve böylelikle oluşan bir güvensizliğin tepkisi aynı zamanda.

-Kamerun’a gitmesine rağmen Yiğit’in aklında hala eski eşi var yine de. An’ı yaşamanın sürekli vurgulandığı bir dönemde Yiğit neden geçmişin sürekli peşinden gelmesine izin veriyor? Neden unutmayı başaramıyor?

Üst üste yenilgiler yaşadı çünkü. İşten atıldı, iftiraya uğradı, yalnızlaştı. İşsizliği uzadıkça Rahşan’ın saygısını yitirmeye başladı ve bunun karşısında çaresiz kaldı. Üstelik, annesinin yanı sıra ablaları tarafından da el bebek gül bebek yetiştirilmiş bir genç, kahramanımız. Rahşan’la karşılaşıncaya kadar da kimseye aynı ölçüde aşık olmamış. Rahşan’ın ona duyduğu aşka aşık oluyor esasında, o aşkla kendine güven kazanıyor. Rahşan ayrılmak isteyince de boşluğa düşüyor. Yaşadıklarını hazmetmekte zorlanıyor, işsizliği kendi hatalarından kaynaklanmıyor çünkü. Üstelik varlıklı zamanında ona aşık olan karısı, işsiz kaldığı dönemde soğuyup uzaklaşıyor, hor görüyor onu, zayıflıkla suçluyor, gayretsizliği yüzünden kendisini de aşağı çekmekle suçluyor.

Yiğit bütün bu yaşadıklarına gömülüp kalmamak için de yolculuğa çıkmak, mekan değiştirmek istiyor, bambaşka şartlar altında yüreği ve bilincindeki kaygı yükünden kurtulmayı umuyor. Douala’da yaşayacağı üç aylık süreye bu umudu gerçekleştirmek üzere tutunmak istiyor.

‘YABANCI PATRON ON KAT MAAŞ VERSE DE BAYRAMINDAN VAZGEÇMEYEN BİR HALK’

-Kitabınızda dikkat çeken bir cümle var: “Bir derinliği var bu halkın, dayanakları var, yaşantıları alt üst olurken değerlerini yitirmemişler.” Kamerun’a baktığımızda dil, para vs gibi başlıklarda sömürünün etkisinde kaldığını görüyoruz. Değerlerini yitirmemişler, derken tam olarak neyi kast ediyorsunuz?

Bu romanı yazma sebeplerimden biri Kuzey’in Güney’e kendi zaman disiplini gibi çökmekte olan iş anlayışını da dayatmasıydı. Kamerunlular hayat tarzlarının inceliklerine sahip çıkan insanlar. Yabancı patron on kat maaş verse de bayramını kutlamak veya kuzeninin düğününe gitmek için işinden vazgeçebilir işçi, bunun çok örneklerini duydum. Aile kurumu ve aile içi dayanışma çok güçlü. Dar gelirliler arasında ailenin işsiz mensuplarının aç ve açıkta kalmasına izin vermeyen bir dayanışma var. Havuz sistemini uyguluyorlar. Bir ailenin fertleri arasında Müslüman da Hristiyan da olabiliyor ama aile ilişkilerini etkilemiyor bu ayrımlar. Ne yazık ki yerel diller şehirleşmeye bağlı olarak unutulmaya başlanmış. Uzun bir kolonyalizm geçmişi var ülkenin çünkü. 1472’de ülkeye ayak basan Portekizliler’i takiben Almanlar gelmiş ülkeye, sonra Fransız ve İngilizler. Daha geç dönemlerde ise Lübnanlılar, İsrailliler ve Çinliler.

‘ÇİNLİLER ‘SİZİN İÇİN NE YAPABİLİRİZ?’ DİYE SORUYORLAR’

-Peki ya Çin’in bölgedeki varlığı? Batılı sömürgecilerden farklı bir iz mi bırakıyorlar?

Çinliler için şöyle bir yorumda bulundu Kamerunlu bir mühendis: “Fransızlar ve diğerleri geldiğinde, bizim için ne yapabilirsiniz, diye soruyorlardı, Çinliler ise, sizin için ne yapabiliriz, diye soruyorlar.” Amerikalılar insanları köleleştirmiş, diğer kolonyalistler gibi zenginliklerini ülkesine taşımış. “1680 ila 1780 arasında Büyük Britanya’nın Atlantik’teki topraklarına ulaşan Afrikalı sayısı Avrupalı sayısını fersah fersah geçmektedir,” diye yazıyor Achille Mbembe, Zenci Aklın Eleştirisi’nde. (sf. 32) “…sakat bırakılmış, derin bir ötekileştirmeyle dağlanmış bir insanlık…” (sf. 34) Daha nasıl ifade edilebilir zenci bilincinin doğuşu… Kamerunlular acı mazinin oluşturduğu ‘dağlanmayı’ sanat eserlerine yansıtıyorlar. Mazinin sızıları gibi tesellileri de şarkılarında, resimlerine, kumaş desenlerinde, masklarında ve dualarında fark ediliyor. Son derece zor bir hayat sürdürdükleri hâlde çoğunlukla sakin ve nazik olmaları da derin bir kültürden beslenen bir kendilik bilincinden bağımsız değil.

‘DOĞANIN CÖMERT TABİATI DEPRESİF BİR DÖNEMİ GERİDE BIRAKMAYI SAĞLIYOR’

-Romanda Yiğit’in Kamerun’da gezerken içsel dönüşümünü de görüyoruz, okuyoruz. Eğer Yiğit daha farklı bir coğrafyada olsaydı, içsel dünyasında daha farklı neler olurdu?

Kamerun’unda onu sarmalayan geniş zaman, cömert tabiat ve sükunet, yaşadığı muhit ve karşılaştığı insanlar ve daha önemlisi Fortune’a atfettiği anlam, Yiğit’in bu ülkeye gelirken taşıdığı yeni bir hayat kurma fikrini geliştirmesine izin veriyor.

Farklı coğrafya elbette uyum sürecini ve düşüncelerini etkilerdi. Kamerun halkının mizacında da belirleyici olan iklim ve tabiat, hakim zaman ve iş anlayışı, kendisine gösterdikleri iyi kabul, depresif bir dönemi geride bırakmak isteyen Yiğit üzerinde onarıcı bir etki oluşturuyor. Kuzey’de bir ülkede kendini bu kadar rahat hissetmeyebilir, ara bir caddenin kıyısında gördüğü ahşap oyma atölyesiyle kurduğu sıcak bağın bir benzerini kurmaya cesaret edemeyebilirdi. Beri taraftan Douala şehrinde pek yabancılık hissetmeden dolaşıp durmasında, eniştesinin şehirdeki prestijli bir fabrikada mühendis olmasının payı olduğu da muhakkak.

-Romanın dünyası genişlerken, eski hikâyelerinizden bir kahramanın da Kamerun’da karşınıza çıktığını görüyoruz...

Bu arada belirtmeliyim: 2016 basımı ‘Şirin’in Düğünü’nde Mete isimli Fas’ta bir demirçelik fabrikasında çalışan yan bir kahramanım vardı, o da mühendisti. Çalıştığı alana yönelik kafasında sorular oluşunca işten ayrılıp bir zaviyeye kapanıyordu. Birkaç yıl sonra da Afrika ülkelerinden birinde su kuyuları açan bir gruba katılıyordu. Kamerun’da bu roman için ön çalışmalar yaparken birden aklıma geldi Mete, acaba hangi Afrika ülkesine gitmişti diye romanın dosyasını açıp baktım. Kamerun’a gelmiş meğer. Mete bu romana da dahil oldu böylelikle.

-Son olarak kişisel bir soru sormak istiyorum. Uzun yıllar sömürülmüş bir coğrafyaya ‘dışarıdan’ bakınca Kamerun’a dair size farklı gelen bir gözleminiz oldu mu?

Bir değil elbette pek çok gözlem. Anglofon bölgesi halkı malum İngilizce, Frankofon bölgesindekiler Fransızca konuşur. Anglofonlar azınlık muamelesi de görür. Anglofon Frankofon çatışmalarına rağmen ki Kamerun için bu daimi bir mesele, Çok Dillilik Bayramı geçidine denk gelmiştim bir seferinde. Toplum sanki derinde bütün bu ayrımların kendi asli varlığı için tehdit olduğunun ayrımında, barıştan yana koyuyor tavrını. Pazar yerlerinde fark ettiğim bir sükunet de bana bunu düşündürüyor. Barışçıl bir halk Kamerunlular. Kalabalık pazarlarda bir çekişme, tartışma sesi duymuyorsunuz. Hayat pahalı, işsizlik eksik değil ama toprağın öyle bir bereketi var ki pazar yerlerine ucuzluk olarak yansıyor.

‘GENÇLER EVLİLİĞE BİR KONFOR YİTİMİ ENDİŞESİYLE YAKLAŞIYOR

-Modern erkeğin bahsettiğiniz ‘konfor bozulması’ karşısındaki tutumu sizce günümüzde ilişkileri nasıl etkiliyor?

Hazır bulunmuş konumlarını adalet adına sorgulamaktan uzak duran pek çok erkek, dönemin icabı ve insanlığın gereği olacak şekilde gelişmeyi, bir zihin değişimini, bir konfor bozumunu sağlayacak çabadan kaçınıyor. Bu çabaya güç yetirememek veya gönül indirmemek kimi genç erkekleri akranları, evlenme ümidi taşıdıkları genç kızlarla ilişkilerinde kırılganlaştıran bir etki oluşturuyor. Aile evinde rahatları yerinde olan gençler o rahat düzeni kaybetme endişesiyle yaklaşır oldular evliliğe. Daha üstün bir iş, bir aşk, bir hayat tarzı mümkün ve hep ileride nasılsa, böyle hissediliyor, bu his küreselleşme kültürünün şiarları tarafından da besleniyor: Tüketim, güvenlik, yenilik. Her şeye rağmen evlenenler de işsizlik, tahammülsüzlük, evliliğin gerektirdiği sorumlulukları üstlenememe gibi sebeplerle boşanıyorlar. ‘Kamerun’da Durmuştu Zaman’ın kahramanı Yiğit’e gelince, işinden şaibeli bir şekilde atıldıktan sonra bir türlü gönlünce iş bulamadı o ve böylelikle sökün eden sorunlar, gençlik aşkına özgü büyünün hızla dağılmasına yol açtı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN