BESİM DALGIÇ
Zamanında Varlık’tan çıkan antolojiler de çok önemsenirdi. Antolojilerdeki ağırlık çoğunlukla şiir türünde olduğu muhakkak. Edebiyatın köklerinde şiir olduğu gerçeğini kimse yadsımaz. Kutsal kitaplar dahil şiir dilinin her zaman bir çekiciliği var. Bunun yanı sıra şiir dilinin başka edebiyat türlerine göre ifade gücüyse başka bir gerçek. Bu nedenle Homeros da William Shakespeare de günümüzde hâlâ yaşıyor. Ahmet Haşim, Nâzım Hikmet gibi şiir dilimizin büyük ustalarının etkisi devam ediyor. Şiirle müziğin birlikteliği ise her zaman geniş kitleleri etkilemiştir.
Cevat Çapan, Eray Canberk ile Erdal Alova’nın derledikleri ‘Çağdaş Dünya Şiiri Antolojisi’ ilk kez 1998’de Adam Yayınları’ndan çıkmış, sonradan tekrar basılmamıştı. 2026’da 848 sayfalık bu antoloji Kırmızı Kedi tarafından yeniden basıldı. Kitapta yer alan 156 şairin şiiri hem derleyenlerce hem de Ülkü Tamer, Cemal Süreya gibi çoğu şair başka çevirmenlerce yapılmış. Antolojide çağdaş dünya şiir sanatının gelişimi yanı sıra bu sürecin belirgin özelliklerini en iyi yansıtan şairlerin eserlerinden seçilen örnekler tercih edilmiş.

Dünyanın birçok ülkesinden adını bildiğimiz ya da ilk kez duyacağımız şairlerden yapılmış bu antoloji okura büyük bir şiir buketi sunuyor. Zaten antolojinin dilimizde kullanılan başka bir adı da ‘Güldeste’... Antolojide ülkeler ya da şairler için alfabetik bir dizin yok. Ancak içindekiler bölümünde sayfa numaralarında çevirileri yapılmış şairlerin şiirleri yanı sıra çevirenlerin de kim olduğu kolayca takip edilebiliyor.
Dağlarca ile Memet Fuat davasından sonra yayınevleri artık antoloji basmakta çekimserler. Çünkü antolojilere giren her eserin sahibiyle sözleşme yapmak, teliflerini ödemek gerekiyor. Haklı bir gerekçe sayılabilir ama çok zahmetli bir iş. Oysa okurlar için antolojiler özellikle yeni şairlerin eserleri için tadımlık bir alan, şairler içinse nesiller arasında bir köprüydü...
İKİ ŞAİR, İKİ KİTAP: Şiir kitaplarını basan yayınevleri giderek azalıyor. Ancak her zaman şiir sanatını geliştiren şairler bir yolunu bulup bastırabildikleri kitaplarla okura ulaşıyorlar. Bu anlamda iki şair var.
İlk şair Tozan Alkan. ‘İki Tek’ adlı şiir kitabı Vapur Yayınları’ndan. Tozan Alkan Behçet Aysan ile Metin Altıok ödüllerini almış bir şair. Onun şiirlerini Sözcükler dergisinden biliyorum. Birçok çevirisi dışında daha önce beş şiir kitabı yayınlanmış. ‘İki Tek’de 29 şiir var. Gazze’deki katliamı anlatan ‘Akıp Gidiyor Hayat’ şiiri sesin bile ablukaya alındığı sessiz bir ağıt. “Her şey rol icabı” dizesiyle başlayan ‘Şehirde Tevvekkül’ şiirini pek sevdim. Ancak yine severek okuduğum ‘The Train Goes Towards Cumaovası Direction’ adlı şiirinde İngilizce başlığın nedenini anlayamadım. Kendince haklı bir gerekçesi vardır muhakkak.
İkinci kitap Burcu Yılmaz’dan... ‘Arthur’un Ölümü’ adlı kitabıyla ‘Seyhan Erözçelik Ödülü’nü kazanan bu kitap için nedense edebiyat çevrelerinden pek ses gelmedi. Oysa Seyhan Erözçelik tıpkı Tozan Alkan gibi ‘80’li yılların önemsenen iz bırakmış şairlerinden. 49’unda hayata veda etti. Onun adına verilen bu ödül çok önemli. Burcu Yılmaz’ın da ilk şiirleri yine Sözcükler dergisinde yayınlanmıştı. ‘Arthur’un Ölümü’ndeki şiirlerde yeni üslûp yakaladığı hemen hissediliyor. Şiirleri, zaman, mekân ile geçmiş kavramlarıyla alışılmışın dışında imgeler sunarken, okuru güçlü dizeleriyle düşsel bir yolculuğa çıkaran bir yapıya sahip. Fazla uzatmadan sözü Karar yazarlarından şair Ömer Erdem’in bu kitap için yazdığı metinden bir alıntıya bırakıyorum. “(...) beni en çok heyecanlandıran dosyalardan biriydi ‘Arthur’un Ölümü’. İtiraf edeyim Burcu Yılmaz ve şiirini bilmiyordum. Burcu Yılmaz ilk şiirinden son şiirine kadar bana o gün bir vaat sundu (...)”
