Düşünce özgürlüğü, ama...

Düşünce  özgürlüğü, ama...

Bizim semtteki ‘Bukefalos Sahaf’ta eşelenirken rastladım bu kitaba: ‘Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye.’ Artık baskısı yok. Kapak içindeki notu görmeseydim satın almaya karar verir miydim, bilmiyorum: “8-9 Şubat tarihlerinde bu kitap toplatıldı, 10 Şubat 1995.” Silik mavi tükenmez kalemiyle düşmüş bu notu okur Erdinç Yüksek. Kitap hakkında toplatılma kararı çıktıktan bir gün sonra satın almış demek.

Can Yayınları’nın açıklamasına göre, 4 Ekim 1994 günü, İstanbul’da düzenlenen ‘Düşünceyi Açıklama Özgürlüğü ve Türkiye’ başlıklı basın toplantısının gazetelerde ve dergilerde yer verilmemesi, televizyonda gösterilmemesi üzerine bu konuda ortak bir kitap oluşturma kararı alınınca doğmuş kitap. Yazarlar saptanmış, yazılar istenmiş. Yirmi dört yazardan yirmi beş yazı; Yaşar Kemal iki yazıyla katkıda bulunmuş. Kimler yok ki? Yaşar Kemal’den başka Peride Celal, Feride Çiçekoğlu, Arif Damar, Leyla Erbil, Muzaffer İzgü, Zülfü Livaneli, Fethi Naci, Aziz Nesin, Erdal Öz, Demir Özlü, Adnan Özyalçıner, Sennur Sezer, Tomris Uyar, Tahsin Yücel ve o sıralar kırk iki yaşında olan Orhan Pamuk. Düşünce özgürlüğünü katıksız kabul etmiş/sindirmiş yazarların ‘devlete karşı ‘kararlı ve haklı isyanına benziyordu kitap.

Tarihçi Mete Tunçay’a göre bütün tek parti dönemi boyunca, hatta çok partili hayata geçtikten sonra bile “meşruiyet yelpazesi, yani toplumun suç olmadan benimseyebileceği ideolojiler demeti” çok dar tutulmuştu: “Sağcı olmak da yasaktı, solcu olmak da.” Sandım ki yukarıda adını saydığım ve pek çoğu soldan gelen demokrat aydınlarımız, giderek “sivil din” hâlini almış bulunan ve yazarları öldürüp, hapse atarak, sürgüne göndererek ifade özgürlüğünün, insan haklarının, hukuk devletinin Türkiye’de yerleşip kökleşmesini engellemiş olan resmî ideolojiyi sertçe eleştirecekler.

Maalesef pek azı bunu yapmıştı: Yaşar Kemal, Demir Özlü, Orhan Pamuk… Orhan Pamuk’un yazısına, çeşitli dergilerde/gazetelerde yayınlanmış yazılarını toparladığı kitabından [Manzaradan Parçalar] aşinaydım. Defalarca okumuştum ‘Alacakaranlıkta Yalan ve Sessizlik’ başlıklı denemeyi. Yaşar Kemal’se koca gövdesi ve gümbürdeyen sesiyle dikilmişti önümde sanki: “Cumhuriyet kurulduğunda 1946 yılına kadar Türkiye’de jandarma, polis dayağı yememiş hiçbir köylü yoktur. Bu bir sav değil, bütün Türk ulusunun yaşadığı bir gerçektir (...) Cumhuriyetin tarihi, insan soyunun en kara yeridir (...) Uygar ülkelerin hiçbirinde yetmiş yıl sürmüş hiçbir baskı düzeni yoktur. İspanya’daki Franco faşizmi bile, onun ölümüyle bitmiştir.”

Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir zaman kurumsallaşmamış, hâkim cüppesi, asker/polis üniforması giyinmemiş, hep mahalle düzeyinde kalmış “dinsel baskıyı” büyük bir keyifle ve etkisini olduğundan çok daha büyüterek kalemlerine dolayan bazı aydınlarımızın, düşünce özgürlüğünü şerh düşerek kabullenen bazı yazarların bu ikircikli tutumuysa kitaba gölge düşürüyordu.

Arif Damar ifade özgürlüğünü sınırlayan 163. maddenin kaldırılmasının, evet “kaldırılmasının yanlış olduğunu” söylüyor: “163. maddenin yasakladığı düşünceler cumhuriyetimizin kuruluşunun temel ilkelerinin en önde geleni laikliğin koruyucusuydu. Ayrıca 163. Maddenin yasakladığı sonu sonuna şeriattı. Şeriatı savunmak nasıl ve niçin demokratik bir özgürlük diye ele alınır, yorumlanır?” Ne kadar ironik! 141/142 kaldırılmalı ama 163.maddeye dokunulmamalıymış. Hey yavrum hey, bu satırlar kapağında “Düşünce Özgürlüğü” yazan bir kitapta yer alıyor.

Leyla Erbil’e göre Müslüman bir ülkede düşünceyi açıklama özgürlüğünün biricik yolu dinin kaldırılmasından geçiyormuş: “Bana göre Müslüman ülkelerde düşünceyi açıklama özgürlüğü, din ortadan kalkmadan ya da müzelerde meraklıların incelemelerine sunulmadan gerçeklemesi hemen olanaksızdır.”

Ruhu kalorifer dumanı kokan üçüncü sınıf bir yazara göre de Türkiye’nin demokratikleşememesinin tarihsel nedenlerinden birisi, hatta başta geleni Müslümanlık: “Her din, özgür düşünmeye karşıdır ama İslamlık, tüm dinlerden daha baskındır bu konuda. İslamlıktan başka hiçbir din devlet kurmadı.”

Peride Celal iyice Atatürkçü bir pozisyon alarak savunuyor düşünce özgürlüğünü: “Garip geliyor ama anlaşılan bütün özgürlükler, yalnız Refah Partisi militanlarının şeriat eylemleri, Atatürk’e sövmeler için. İnanılmaz gibi geliyor, adamlar eski Türkçeyle eğitimi, dini nikahı savunmaya başladılar.”

Türkiye bugün düşünce özgürlüğünde Şubat 1995’ten daha ileride değil ne yazık ki. Bunun bir nedeni yani düşünce özgürlüğünün Türkiye’de yerleşip kökleşememesinin sebeplerinden birisi ceberut devletse bir diğeri de Evelyn Beatrice Hall’in Voltaire’e yakıştırdığı “düşüncelerinize katılmıyorum ama görüşlerinizi savunma hakkınızı sonuna dek savunacağım” çizgisinden çok uzakta bir yerde duran kimi aydınlarımız bana göre. İfade özgürlüğünü sınırlayan yasaları değiştirmeden önce kafamızdaki filtreleri çıkartıp atmalıyız sanıyorum. O zaman ancak, kitapların toplatılmadığı, yazarların hapsedilip öldürülmediği bir ülkeyi kurabiliriz.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN