‘Edebi bir sadist’ten kusursuz yalanlar

‘Edebi bir sadist’ten kusursuz yalanlar

Veysel Gökberk Manga ne yazarsa yazsın, hemen, ‘ilk okuru’ benim ve ben ne yazarsam yazayım, hemen, ‘ilk okurlarımdan birisi’ de o.

Çünkü yazarken tıkandığımız o ‘buruntu’ anlarında, evin içinde volta atmak, pencereden manzaraya bakmak, sigaranın birini yakıp ötekini söndürmek ya da yeteneğe ve sıkı çalışmaya değil ‘ilhama’ inandığını ima etmekten zevk alan kimi yazarlar gibi oturup ‘göksel varlıkların’ ziyaretini beklemek yerine, saat kaç olursa olsun, birbirimize telefon eder, gece boyu anlatıyı/denemeyi/hikâyeyi ‘parıldatacak’ o sihirli ‘kıvılcımı’ arar durur, kusurlu gördüğümüz yerlerini, birbirimizi acımasızca eleştirmekten çekinmeyerek tamir ederiz.

V.G.Manga’nın üçüncü kitabı ‘Birazdan Dünyanın Başına Gelecekler Hakkında’ yine böyle bir gece yarısı ortaya çıkmıştı. Yazmayı tasarladığı romana ‘yedirmeyi’ düşündüğü hikâyelerin pekâlâ başlı başına bir kitap olabileceğine inanıyordum bir okur sezgisiyle: romanda (Meserret Kıraathanesi’nde) aranıp durulacak, ‘Türkiye’nin ruhundan’ söz eden kayıp kitap, niçin ‘Birazdan Dünyanın Başına Gelecekler Hakkında’ olmasın?

11kr2-dunyanin-basina-gelecekler.jpg

Öyle de olacak. Gökberk bazı metinleri bütünüyle baştan kaleme aldı, hazır olanlarınsa hem tasarladığı romanın hem bu öykü kitabının ‘aritmetiğini’ göz önünde bulundurarak tekrar okudu, elden geçirdi. Ve 2025’in son günlerine yetişti.

Neler geliyor ‘dünyanın’ başına peki? Borges’in bir öyküsünden fırlayıp, bu kitaba da bir önsöz yazmadan duramayan Pierre Menard eksik demiş: kıyıcı kalabalık yalnız yalan söylemeden yaşayamamak kadar ‘yalanlar duymadan’ da yaşayamaz. Yazar da (Taavetti Niskanen mi? Pierre Menard mı? Osman Naskalı mı? V.G.Manga mı?) okunmaya değecek bir hikâye verebilmek için başkalarına, yalan söylemeye devam ediyor ısrarla. (Ben Pierre Menard. Ömer Faruk Bey’in müsaadesiyle, burada da söze karışarak, önsözde yazdığımı tekrarlıyorum: yazar yalan söylemez, asla yalan söylemez, sadece fikrini değiştirir.)

Evet, V.G.Manga’nın kurmacalarında ‘anlatıcı’ durmaksızın yalan söylüyor, ‘gerçekle yalan arasında’ gidip geliyor, okuru da sürüklüyor peşinden. Kafasını karıştırıp, onu hep kuşkuda bırakıyor. Fikrini değiştiriyor sık sık. Anlatıyı (ve okurun dikkatini) dağıtan ‘sisli’ bir üslup. Yazar okuruyla ‘alay’ etmeyi, onunla oynamayı seviyor, kafasını karıştırmaktan hoşlanıyor onun. Haz alıyor adeta bundan. (Edebi sadist!)
İlle de yalanlar duymak isteyen, duyduğu yalanlara da hemen teslim olmayan tatminsiz/müşkülpesent ‘nobran kalabalıklardan’ kaçarak dedesinin bağ evine yerleşen ‘ikinci öykünün’ hiç zürafa görmemiş anlatıcısına benzemez sonu inşallah. Yazdığı karakteri sevmeyen yazar görülmüştür de ‘okurundan hoşlanmayanına’ rastlanmış mıdır? Tamer Sağcan’ın isabetli yorumuyla: “Onun -Gökberk’in- edebiyat anlayışında okurun bir şeyleri anlamaması, anlamasından daha makbul.”

Peki öyleyse niçin yazıyor? Ya da ‘anlaşılmak istemeyen birisi’ niçin yazar? Kolay okur istemiyor Gökberk Manga. Kendisi gibi ‘çok okumuş’ olsun istiyor. Bütün aklını ve ruhunu versin... Zekasını kullansın... Yalanın ardındaki gerçeği, gerçeğin ardındaki yalanı görsün! İlk on sayfada silkelenip düşen okur istemiyor zaten, ona yazmıyor.

Ve dil... Paldır küldür akan, sayıp dökmeli/bol tekrarlı, coşkulu ama ‘şiirsel’ bir dil yakaladı Manga bu öykü kitabında. Özellikle, kitaba da adını veren ilk öyküde. Daha önceki kitaplarından çok farklı bir ses bu ses. Akordunu birlikte tutturmaya çalıştık aslında. Ayarsız Dergi’deki ‘Künhü’l Ahbar’ serisine bakılırsa anlaşılacaktır. Benim, yine dergide yayımlanan ‘Herkes Titrek ve Sabırsız’ ‘Titrek ve Sabırsız Evlerinde’ ve ‘Kırılmış Büyük Şeylere Benzeyen Şeylerle’ başlıklı denemelerime bakılırsa da... Kutsal kitaplardan, İkinci Yeni’den damıtıp süzdük bu dili. İlle de Turgut Uyar’dan. “Deruni ahengi” kurmacaya ve denemeye taşımaktı amacımız. Türkçenin imkânlarından faydalanarak.

Sanıyorum biraz da ‘tehlikeli’ (çünkü popülerleşmeye yatkın) bir işe kalkıştık. Son telefon konuşmamızda bu dille roman yazılamayacağını söyledim Gökberk’e, öykünün hacmi buna izin verebilir ama romanda (Meserret’te) olmaz. Tadında bırakmalı. O şiddetle itiraz etti. Mathias Énard’ın ‘Mıntıka’ romanını örnek göstererek. Haklı belki... Bakalım, zaman...

Türk edebiyatının en güzel önsözlerinden birisini ‘Puslu Kıtalar Atlası’ için yazmış bulunan ustam Hulki Aktunç’dan ödünç alarak rahatlıkla tekrarlayabilirim ki; Manga’nın bu kitabını benim bir kitabımmış gibi izledim, algıladım... Bahtiyarım! Siz okurların da modern Türk edebiyatının bu ‘en yetenekli yazarını’ okuduktan sonra kendisini bahtiyar hissedeceğine canı gönülden inanıyorum. Ne demişti aynı önsözde üstat: “Mutlu yazar, azdır. Belki de yoktur. Ama mutlu okur vardır. O mutlu okurlardan birisi olduğumu duyumsarım zaman zaman.” ‘Birazdan Dünyanın Başına Gelecekler Hakkında’yı okumak beni mutlu kılıyor. Eminim, sizleri de...

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN