Jeffrey Epstein davasına dair kamuoyuna sunulan belgeler, sadece siyaset dünyasını değil, entelektüel camiayı da sarsan bir depreme dönüştü. Dosyalar açıldıkça ortaya çıkan isimler, yıllardır ‘toplumsal vicdan’ ve ‘etik’ üzerine söz söyleyen figürlerin de bu kirli ağın kıyısında köşesinde anıldığını gösteriyor. Özellikle dünyaca ünlü dilbilimci ve düşünür Noam Chomsky’nin isminin belgelerde geçmesi, geniş kitlelerde büyük bir hayal kırıklığına neden oldu.
DÜNYANIN EN ÇOK ZİYARET EDİLEN “GİZLİ TANIĞI”
Kültür sanat dünyası bu ağır ‘prestij kaybı’ ile çalkalanırken, belgeleri yayımlayan ABD Adalet Bakanlığı (DOJ) hukuk tarihine geçecek bir skandala imza attı. Epstein’ın e-postalarından çıkan 2009 tarihli bir Paris gezisi fotoğrafında, fonda asılı duran Leonardo da Vinci’nin ölümsüz eseri Mona Lisa’nın yüzü sansürlendi. Her yıl 10 milyondan fazla insanın sadece birkaç saniye görebilmek için Louvre Müzesi önünde kilometrelerce kuyruk oluşturduğu o meşhur çehre; bakanlık görevlileri tarafından hantal bir refleksle ‘kimliği gizli tutulması gereken bir mağdur’ gibi siyah bir kareyle maskelendi.
GERÇEK MAĞDURA İFŞA, TABLOYA KORUMA
İşin trajikomik tarafı ise; DOJ’un bu sanatsal ‘titizliği’ gerçek kurbanlar üzerinde gösterememesi oldu. Aynı dosyalarda 100’e yakın gerçek mağdurun isimleri, sosyal güvenlik numaraları ve sansürlenmemiş mahrem fotoğrafları yanlışlıkla ifşa edilirken; tüm dünyanın ezbere bildiği 500 yıllık bir tablonun yüzünün özenle gizlenmesi ‘akıl tutulması’ olarak yorumlandı. Sanat tarihçilerinin yüzyıllardır çözemediği o meşhur gülümseme, görünüşe göre artık Epstein dosyalarının ‘konuşmaması gereken tanığı’ olarak kara bir kutuya hapsedildi.
SANAT DÜNYASININ ‘KARA’ LİSTESİ
Kültür ve sanat dünyası, Epstein davasıyla birlikte tarihinin en büyük etik sınavlarından birini veriyor. Epstein dosyalarından sızan yeni detaylar, sanat dünyasının ‘prestijli’ isimlerinin ve kurumlarının bu kirli ağla ne kadar içli dışlı olduğunu gün yüzüne çıkarıyor. Belgeler, sanatın bir ‘aklama’ aracı olarak kullanıldığını kanıtlarken, camianın dev isimlerini istifaya zorluyor. Dosyalarda adı geçen isimler sıradan figürler değil; sanat eğitiminin ve piyasasının zirvesindeki otoriteler. Bu isimlerin başında gelen School of Visual Arts MFA Art Practice Bölüm Başkanı ve eski müze direktörü David A. Ross, Epstein ile olan e-posta yazışmalarının ifşa edilmesinin ardından görevinden istifa etti. Ross’un istifası, sanat dünyasındaki hiyerarşinin bu karanlık ağla kurduğu teması belgeleyen ilk büyük kırılma oldu. Sarsıntı bununla da sınırlı kalmadı. Yaşayan en pahalı sanatçılardan biri kabul edilen Jeff Koons’un, Epstein’ın 2008’deki mahkumiyetinden ve ‘cinsel suçlu’ olarak tescillenmesinden yıllar sonra bile onunla sosyal ilişkisini sürdürdüğü ortaya çıktı. Koons’un Epstein’ın evindeki akşam yemeklerine katıldığının belgelenmesi, sanatın kirli bir geçmişi ‘hayırsever koleksiyoner’ maskesiyle örtmek için nasıl bir sıçrama tahtası olarak kullanıldığını tartışmaya açtı. Sanat dünyası şimdi dosyalarla ortaya çıkan bu ‘kara liste’ ile gerçek bir yüzleşme yaşayıp yaşamayacağının sınavını veriyor.
