BESİM DALGIÇ
Fiziksel bir yaratık olmasına karşın soyutlama yeteneğiyle insan, fiziğin karşısına metafizik kavramları da koymuş. Önce kendine benzeyen çok tanrılı, sonra hiçbir şeye benzemeyen zihinsel tek tanrılı bir evren tasarlamış... Bu tasarıya göre Tanrı ile evren mutlak bir uyum içinde. İlki zihinsel bir kabullenme ya da bir teslimiyet, ikincisiyse gözlemlenebilir olmasına karşın yine de bilinmezlerle dolu, sorgulamaya açık bir olgu. İnanç temelli görüş, evrenin de Tanrı tarafından yaratılmış bir fiziksel yapı olduğudur. Belki bu nedenle ‘evren’ metafiziğin fiziğe dönüşmüş hâlidir diye tanımlanabilir. Böylesine bir tasavvuru kabul eden büyük bir çoğunluk var. Budizm gibi bir Tanrıya dayanmayan inanışlarda da bu tür görüş hâkim. Deistleri de unutmamak lazım. Çok tanrılı dinlerde de durum farklı değildi muhakkak. Sadece sınırları dünya ölçütlerindeydi diyebiliriz. Ateistleri, ateizmi bile reddedip tüm bunlara uzak kalmayı tercih edenleri bu konuya dâhil etmeninse bir gereği yok. Sonuçta kesin bir şey söylemek olanaksız. Çok yönlü bir olay.
MECAZ ÜSTÜNE MECAZ
Evet, her şey çok yönlü. Mecaz üstüne mecaz; bir tür limana varamayan gemi ya da Virginia Woolf’un ‘Dalgalar’ındaki gibi bazen sert bazen yumuşak dalga üstüne dalga. Zihni durdurmak olanaksız. ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ böylesine bir kitap. Nietzsche’nin başeseri. ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ başlığı altında ‘Herkes ve Hiç Kimse İçin Bir Kitap’ tanımlamalı ikinci bir başlık daha var. Nietzsche’nin bu konuda net bir açıklaması yok. Kitap için ise edebi bir eser mi ya da bir felsefi çalışma mı sorusuna da belirli bir cevap verilemiyor. Zaten Nietzsche de kendini bir felsefeci olarak tanımlamamıştır. Bu kitabı ilk kez Ahmet Cemal çevirmişti yıllar önce. O dönemde okuduğumdan çok az şey kalmıştı aklımda. ‘Tanrı öldü’, ‘Panayırdaki vasat insanların vasat davranışları’ ya da ‘Devlet hakkında görüşler’ yahut ‘Üstüninsan’ ya da ‘Mağara’ metaforu hakkında şeyler vardı hatırladığım... Günümüzdeyse birçok yayınevinden çıkan çevirileri bulunuyor. Senail Özkan’ın çevirdiği ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ 2025’te Ötüken Neşriyat’tan çıktı.
PANAYIRDAKİ İP CAMBAZI
Zerdüşt’ün, daha doğrusu Nietzsche’nin düsturu bir çözüm önermekten çok, çözümsüzlüğün sınırsızlığında başka bir tür özgürlük, daha doğrusu başka bir tür yeni bir insan arayışında. Zerdüşt on yıl boyunca bir mağaraya sığınıyor. Tüm peygamberlerin, dervişlerin sık sık tefekkür için başvurdukları bir yol... ‘Mağara Alegorisi’ Platon’un ünlü ‘Mağara Paradoksu’yla karşılaştırılabilir. Nietzsche’nin mağarası, Platon’un hakikatin dışarıda olduğu görüşünün aksine, her şeyin bir içsel dönüşümle dünyeviliğin kabulünde olduğunun simgesidir. Zerdüşt, insanları ahlâk, din gibi geleneksel zincirlerden kurtulmaya davet ediyor. ‘Üstüninsan’a ulaşmak için herkesin kendi mağarasından çıkıp yeni bir yaşama enerjisine, kendi değerlerini tekrar yaratmasını öğütlüyor. Gerçekte Nietzsche’ye göre insan kusurlu bir yaratıktır. İnsanın vasatlığı, hayvanla ‘Üstüninsan’ arasında panayırdaki ip cambazının ipi gibidir. Zerdüşt burada verdiği vaazı bile vasat insanlar anlamaz, gösterinin bir parçası olarak kabul ederler. Panayırdaki toplulukların gerçekte bir fikri yoktur. Onlar tüm kötülükleri barındıran, yok edilmeleri gereken varlıklardır.
ZİHİNSEL BİR NUH’UN GEMİSİ
Nietzsche zihinsel mağarasını oluştururken, Zerdüşt’ü de dönüştürüyor. Toplum, devlet, tanrı, varlık, yokluk... Daha birçok konu. Onun meselesi varoluşta değil. Her şeyin hiçliği üzerine. Bedensiz Tanrı beden verip ruhunu da paylaştığı insanı yaratırken, yani evrensel bir iyilik oluştururken iyilikten maraz doğar hesabı içinde kesinlikle değildi. Bir tür Kral Lear açmazı. Gücünü evlatları arasında paylaştırıp sonrasında yaşanan tragedyanın sorumlusu... Zerdüşt, bedenine ruh verilen insanın bu denli acımasız, bu denli sevgisiz, Faust’taki gibi şeytana pabucunu ters giydirecek kadar cin fikirli olduğu gerçeği karşısında Tanrı’nın öldüğünü, bu alışılagelmiş insan türünün Tanrı’nın ölümüne sebep olduğunu söyler. Bu nedenle ‘Üstüninsan’ düşüncesini ortaya atar. Bu kavram asla Nazilerin ‘ari ırk’ diye niteledikleri bir anlayış değildir. Aksine yaratılış sürecinde Tanrı’nın kötülük anlayışından uzak, mutlak iyilikten yana tasarlanmış bir ilkeyle özdeşleşme önerisidir. Ki böylesine bir insanın başka bir şeye gereksinmesi de kalmayacaktır. Mağara bir bakıma düşünsel bir ‘Nuh’un Gemisi’dir. Yeni bir hayata başlamanın yuvasıdır. Zerdüşt de Hz. Süleyman gibi yılan, kartal gibi birçok yaban hayvanıyla dostluk içindedir. Aynı zamanda mağarada bir kral, bir papa, bir çirkin adam, bir büyücüyü de misafir etmektedir. Çirkin Adam’ı Sokrates ile Büyücü’yü de Wagner’le özdeşleştirir. Onlara bazen acır, bazen kızar, bazen alay eder.
STOACI BİR ERDEMLİLİK ANLAYIŞI
Nietzsche ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’te genel olarak ileri sürdüğü görüşlerini, ahlâkçı anlayışı da kapsayan erdemlilik anlayışı üzerine geliştiriyor. Bu bakımdan Stoacı. Hz. İbrahim’in ‘Sodom ve Gomore’yi yok eden ahlâkçı skolastik anlayışla yakınlığı yok. Goethe ile Dante’ye benzeyen yanları var. Ancak Goethe’den farklı olarak ne deneyci ne de gözlemci. O daha çok zihinsel bir ütopyanın peşinde. Yine de bu üç sacayağı yazdıklarıyla insanlığın özgür düşünce dünyalarına verdikleri katkı yadsınamaz. Kitabın ilk üç bölümünde Stoacılığa daha yakınken dördüncü bölüm ise bir tür Hz. İsa’nın da vaaza dayalı etkileri hissediliyor. Bu nedenle mağarada geçirdiği süreçte kendinin ‘Kâmil’ biri olduğu kanısıyla artık zamanın geldiğine karar vererek mağaranın karanlık ortamını terk eder. ‘Üstüninsan’ ütopyasının gerçekleşeceği hayaliyle halkın arasına karışır. O, Güneş gibi parlayan, gölgesiz, lekesiz bir yıldızdır. Nietzsche kitapta ‘Üstüninsan’, ‘Tanrı Öldü’ gibi görüşlere ek olarak ‘Ebedi Tekerrür’ diye adlandırdığı bir kavram daha öne sürüyor. Nietzsche, ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün kendi zamanının kulaklarına göre olmadığını, daha sonraki nesiller tarafından anlaşılacağını söyler. Ancak hayatının bir döneminde Cevat Çapan’ın ‘Anladım Anlamını Anlamın’ şiirindeki gibi o da anlayacaktır tüm bunların anlamsızlığının anlamını... Senail Özkan öteki kitaplarındakilere göre daha kısa bir giriş yazısı yazmış. Bunun nedenini de daha önce Nietzsche hakkında yazdığı ‘Kaplan Sırtında Felsefe’ adlı telif kitabındaki açıklamalara bağlıyor. Ancak o açıklama yanıltmasın; kitapta alışılmışın dışında o kadar çok dipnot var ki, sanki kitabın içinden başka bir kitap doğuyor. O açıklamalar da çok değerli.
BİR ÜTOPYA EN ACIMASIZ DAVRANDIĞI KARAKTER BÜYÜCÜ ARAYIŞI
Nietzsche’nin nedense en acımasız davrandığı Büyücü’dür. Büyücü’yü yalancılıkla suçlar. Onun sahtekâr, bütün kötülüklerin anası, iyilik diye sunduklarının bile başka bir tür kötülük olduğunu söyler. Büyük ölçüde haklıdır. Genelde büyücüler hekime ya da öğretmene ya da politikacılara, yargıçlara, rahiplere, oyunculara, şairlere dönüşmüşlerdir... Şairler onun için yalancıdırlar. Bu görüşe kutsal kitaplarda da rastlanır. Bir çoğu iktidarın yanında yer almışlardır. Çıkarları da hep bu yöndedir. Aralarından bilim insanı ya da felsefeciler de çıkmıştır. Ancak çok kibirlidirler. Çok yüksek mertebelere ulaştıkları yanılsamalarından dolayı yanlarına yaklaşılmaz. Bunların hiçbiri ‘Üstüninsan’ olmaya yakın bile değildirler. Zerdüşt havarilerinin de kendinden uzaklaşmalarını, kendi yollarını bulmalarını ister. Kendinin kötü bir öğretmen olduğunu söyler. Havariler yine de direnirler. Ama o kimseyi dinlemez. Çöle doğru, bilinmeze doğru göçer, ta ki mağarasını bulana dek...
