BESİM DALGIÇ
Mahmud Derviş, Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülü’nü almak için 2003 yılında İstanbul’a geldiğinde şehir merkezine çok uzak bir otelde kalıyordu. Hatta bu nedenle “Şehre girmek yasak mı?” diye espri yapmıştı. Şakası bize tuhaf gelse de kendisi için tabii bir durumdu. Filistin’de bir yerden bir yere gitmek için çeşitli kontrol noktalarından geçildiği, yerleşim yerlerinin yüksek duvarlarla çevrildiği, bir ülkeden çok hapishaneye benzeyen yurdunda bu durum olağandı. 1941’de Celile’de doğmuş, neredeyse bütün gençliği hapislerde, sürgünlerde geçmişti. Hayat hikâyesi yakın arkadaşı Edward Said’in ‘Yersiz Yurtsuz’ kitabında anlattıklarına benziyordu. Ancak o bütün baskılara rağmen yerelden evrensele uzanan şiirler yazarak orada kendine zihinsel, sınırsız bir yurt kurabilmişti. 1970’de sürgüne gönderildiğinde Arap yönetimlerinin Filistin davasındaki duyarsızlığı karşısında kendi deyimiyle bir “Arap Şoku” yaşamıştı. 1973 Lübnan savaşında ya da 1982 Sabar-Şatila soykırımındaysa Arapların yine yatak odalarında bu soykırımını izlerlerken, onların sessizliğini, iki yüzlülüğünü bu kitabın 176. sayfasındaki ‘Beyrut Kasidesi’adlı uzun şiiriyle yansıtmıştı. Söz konusu bu iki yüzlülük hâlâ devam ediyor. Filistin adına çeşitli kesimlerce koparılan kuru gürültünün anlamsızlığının anlamını da hatırlatıyor.

Mahmud Derviş, 3. Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Ödülü’nü 31 Ekim 2023’te 22. İstanbul Kitap Fuarı’nda Nazım Hikmet Vakfı Başkanı Rutkay Aziz’den almıştı.
Ödül töreni sonrasında Selahattin Yıldırım’ın girişimiyle Mahmud Derviş Kalyon Otel’de 3 gün misafir edildi. Bu arada Selahattin onunla uzun sohbetler yaptı. Hatta bir gece Cevat Çapan, Aydın Boysan, Turhan Günay dahil birçok dostla otelin Marmara’ya bakan lokantasında onunla birlikte olmuştuk. Dede Efendi’nin “Yüzündür cihânı münevver eden” Rast Şarkısı hatırlatan bakışlarında yılların hüznü, yurdunun özlemi hissediliyordu. Biz ise 2008’de ABD’de kalp ameliyatını atlatamayan Celileli Mahmud Derviş ile o akşamın son yemek olduğunu bilemezdik. Agora Kitaplığı’ndan ‘P.P. Pasolini’, İletişim Yayıncılık’tan ‘Gramsci’yi Okumak’ gibi telif kitaplarıyla ya da Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘Yerma, Lorca’ ile ‘Fable, La Fontaine’ gibi çevirileriyle bilinen Selahattin Yıldırım, 2012’de Mahmud Derviş’le yaptığı konuşmaları ‘Mahmud Derviş: ‘Vasiyetim: İmkânsızdır’ adıyla yazmıştı. Ancak kitap olarak 2026 Ocak ayında Mevsimler Kitap tarafından yayımlanabildi.
‘Mahmut Derviş: ‘Vasiyetim: İmkânsızdır’ 280 sayfa ve 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm ‘Bu Dünya’dan Mahmud Derviş de Geçti’. Burada Selahattin Yıldırım’ın Mahmud Derviş hakkında izlenimlerini anlatan özgün bir metin, ikinci bölümdeyse yine Yıldırım’ın ‘Mahmud Derviş’le Bir Söyleşi Gibi’ başlığıyla uzun bir sohbet, son bölümdeyse yine Yıldırım’ın çevirileriyle Mahmut Derviş’in şiirlerinden bir seçki var.
'KENDİ MESAFEME BİLE MESAFELİYİM’
Selahattin Yıldırım, Mahmud Derviş’i mecnunu olduğu yurdundan uzak diyarlarda ölümüyle hem tüm dünyayı hem de çağdaş Arap şiirini yetim bıraktığını yazarak başlamış giriş yazısına. Atlanılmaması gereken önemli bir metin. Mahmud Derviş “Kendi mesafeme bile mesafeliyim” diyordu. Ardından da övülmeye değer anlamında ‘Mahmud’ ile alçak gönüllülüğü, yoksunluğu kabul eden anlamında ‘Derviş’ adının bir insana ancak bu kadar yakıştığını, Mahmud Derviş’in yenilmişlerin, umutsuzların yanında olan duruşuyla bir kalıba sığmayan çok önemli bir kişilik, çok önemli bir aydın olduğunu belirtiyor.
MEKKE ‘MÜKERREM’, MEDİNE ‘MÜNEVVER’, KUDÜS ‘ŞERİF’, İSTANBUL ‘AZİZ’
Belki de önce böyle bir amacı olmayan Selahattin Yıldırım, ‘Bir Söyleşi Gibi’de zihninde kalan konuşmalardan yola çıkarak hem sormuş hem de Mahmut Derviş’i kaynak göstererek cevaplamış. Bu anlamda da ortaya çıkan yarı kurgusal metin söyleşi türünde yeni bir yaklaşım sayılabilir. Şehirleri sorduğunda, Mahmut Derviş’e göre Mekke “mükerrem”, Medine “münevver”, Kudüs “şerif”, İstanbul ise “aziz” şehirdir. Nâzım Hikmet için ise sadece hasrettir. Dünya edebiyatına dair, sürgünlüğe dair daha birçok soru birçok cevap var. Anlattıklarından Mahmud Derviş’in kimseye kin gütmediği, kimseyi düşmanlaştırmadığı da anlaşılıyor. Kavuşamadığı büyük aşkı, efsanevi Yahudi kızı Rita’nın kim olduğu sorusuna ise 151. sayfada “Rita ile gözlerimin arasında bir tüfek var” dizeleriyle ‘Rita ve Tüfek’ şiiri en iyi cevaptır. ‘Mahmut Derviş: ‘Vasiyetim: İmkânsızdır’ kitabı Filistin gerçeğine yeni bir bakış sunuyor.
YENİ BİR POETİKANIN KAPISINI ARALAYAN ŞİİRLER

Mahmud Derviş’in layık görüldüğü Nazım Hikmet Şiir Ödülü’ne layık gören Seçici Kurul’un Başkanı ise o dönem Cevat Çapan’dı. Çapan’ın da ‘Sürgünler Ayrılıklar’ adlı yeni şiir kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Lamı cimi yok, tevellütüne bakmayın, Cevat Çapan şiirleriyle ülkemizin en genç, en dinamik şairi. Eski şiir mi, yeni şiir mi? Ya da ‘Toplumcu Şiir’ mi ya da ‘Garip’ akımı mı, ‘İkinci Yeni’ mi ya da ‘Tasavvufi Şiir’ mi sorularına inat Cevat Çapan tüm yalınlığıyla başka türlü bir şiirin de olduğunu gösteriyor bize. ‘Sürgünler Ayrılıklar’daki şiirlerle devam ettirdiği bu süreçte şiirimizde yeni bir poetikanın da kapısını aralıyor. Fark edilmesi gereken bu. Cevat Çapan zaman zaman Ege melteminin yumuşaklığıyla ya da Akdeniz güneşinin yakıcılığıyla, mitolojiye, dostluklara, hayatın tüm inceliklerine dair yeni bir şiir dünyası kuruyor. Kitap 33 müstakil şiir ‘Yarım Kalmış Bir Şiir Antolojisi’, kitaba adının veren ‘Sürgünler Ayrılıklar’ ile üç bölümden oluşuyor. ‘Sürgünler Ayrılıklar’ bölümündeki şiirler ilk kez yayımlanıyor. Kapakta yer alan “Bu yaz da zeytin ağaçlarına bakarak / geçirdik güneşli günlerimizi, / zeytin tanelerinin kararıncaya kadar / güneşi içlerinde nasıl gizlediklerini” dizeleri ise ‘Zeytin Çelengi’ şiirinden...
