Araştırmalara göre bu gezegen, iç kısmında kalıcı bir magma okyanusu barındırıyor ve yüksek miktarda kükürt içeriyor. Daha önce bu tür gezegenler ya hidrojen atmosferine sahip “gaz cücesi” ya da buz ve suyla kaplı “su dünyası” olarak değerlendiriliyordu. Ancak yeni bulgular, bu sınıflandırmaların ötesinde farklı bir yapı olduğunu ortaya koydu.
DÜNYA’DAN BÜYÜK, YOĞUNLUĞU DÜŞÜK
L 98-59 d’nin Dünya’nın yaklaşık 1,6 katı büyüklüğünde olduğu ve düşük yoğunluklu bir yapıya sahip bulunduğu belirlendi. James Webb Uzay Teleskobu ve yer tabanlı gözlemevlerinden elde edilen veriler, gezegenin atmosferinde yüksek miktarda hidrojen sülfür bulunduğunu gösterdi.
Uzayda ezber bozan sistem: ‘Aykırı’ gezegen dizilimi keşfedildi
İÇ YAPISINDA MAGMA OKYANUSU VAR
Independent Türkçe'de yer alan habere göre bilim insanları, bilgisayar simülasyonlarıyla gezegenin oluşumundan bugüne kadar geçen süreci modelledi. Elde edilen sonuçlara göre, gezegenin mantosu erimiş silikatlardan oluşuyor ve bu katmanın altında geniş bir magma okyanusu yer alıyor. Bu yapı, gezegenin derinliklerinde kükürt depolayan bir rezervuar gibi davranıyor.
ATMOSFERİ KORUYAN MEKANİZMA
Araştırmaya göre magma okyanusu, gezegenin hidrojen açısından zengin atmosferini korumasına yardımcı oluyor. Kükürt içeren gazlar, bu sayede atmosferde tutulabiliyor. Aksi durumda bu gazların, yıldızdan gelen yüksek enerjili radyasyon nedeniyle uzaya kaçması beklenirdi.
EVRENDE YAYGIN OLABİLİR
Bilim insanları, bu tür gezegenlerin evrende sanılandan daha yaygın olabileceğini düşünüyor. Bu keşif, küçük gezegenleri sınıflandırmak için kullanılan mevcut modellerin yetersiz kalabileceğini gösterirken, Güneş Sistemi dışında henüz tanımlanmamış pek çok gezegen türünün bulunabileceğine işaret ediyor.
Uzayda yeni keşif: Satürn benzeri “öksüz” gezegen bulundu
YAŞAM İHTİMALİ TARTIŞILIYOR
Araştırma, bazı benzer gezegenlerin yaşamı destekleyebileceği ihtimalini gündeme getirse de incelenen bu gezegenin yaşama elverişli olmadığı belirtiliyor. Çalışmanın baş yazarı Harrison Nicholls, mevcut gezegen sınıflandırmalarının bu tür yapıları açıklamakta yetersiz kaldığını vurguladı.
