Şimşek enflasyonun suçlusunu açıkladı…
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 2024 yılı Eylül ayında katıldığı bir televizyon programında “kayıtlara geçsin diye söylüyorum” diyerek, 2025 yılının son aylarında enflasyonun yüzde 20’in altına ineceğini, hatta yüzde 17,5’e kadar gerileyeceğini söylemişti. (15 Eylül 2024, CNN Türk)
Şimşek’in bu sözleri kayıtlara geçti. 2025 yılı bitti gitti fakat Şimşek’in enflasyon taahhüdü gerçekleşmedi. 2026 yılını da neredeyse yarıladık; enflasyon hala yüzde 40’larda.
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek önceki gün enflasyon yüzde 20’nin altına ineceğini büyük bir özgüvenle ilan ettiği aynı televizyon kanalındaydı.
Ve karşısında da yine aynı gazeteci vardı.
Şimşek’e göre enflasyon hedefinin tutmama gerekçesi ABD-/İsrail-İran savaşının yarattığı dış şok.
Şöyle diyor:
“Enflasyon, bu dış şok olmasaydı bu sene yüzde 20’nin altında ya da bir tık üstünde olma olasılığı çok yüksekti.”
Şimşek, bu sözlerinin hemen ardından “Ben bahane peşinde değilim. Biz 2025’te çoklu şok yaşadık. Şimdi bunlar etkilemiyor desem doğru olmaz” diyor. (8 Haziran CNN Türk)
Şimşek’i dinlerken bir an “Gülümsediğinizi görüyorum ama doğru söylüyorum” diyecek sandım. Fakat karşısındaki gazeteci, Şimşek’in sözlerini hiçbir şaşkınlık belirtisi göstermeden, bütün ciddiyetiyle dinliyordu.
Birkaç gün önce Maliye Bakanımızın yabancı yatırımcılara Türkiye ekonomisini anlattığı bir konuşma videosu sosyal medyada epeyce ilgi gördü. Şimşek açısından bir hayli trajikti ama.
Şimşek yabancı yatırımcılara sağlanan imkânlardan, Türkiye’de elde edilebilecek yüksek getirilerden, ekonomik fırsatların genişliğinden ve iktidarlarının ekonomi politikalarıyla oluştuğunu söylediği kalkınma ikliminden söz ediyordu. Bir anda “Sizleri gülümserken görüyorum, ama söylediklerimi uydurmuyorum, isterseniz bakabilirsiniz” diyordu.
Ortaya çıkan tablo o kadar hazindi ki, ülkem adına utandım. Uluslararası finans çevrelerinde itibarı ve saygınlığı olan Mehmet Şimşek, salonda kendisini dinleyen iş insanlarını “Uydurmuyorum, isterseniz bakabilirsiniz” diyerek doğruyu söylediğine ikna etmeye çalışıyordu.
Bunun “ama şöyle de okunabilir”, “ama şartlar böyleydi”, “ama bağlamı farklıydı” denilerek yumuşatılacak, izah edilecek bir yanı yok. Ülke itibarı, devlet itibarı söylemlerini diline pelesenk eden iktidarın yönetiminde gele gele geldiğimiz noktaya bakar mısınız? Ülkemizin Hazine ve Maliye Bakanı, yabancı yatırımcıların karşısında kendi anlattığı ekonomik tablonun gerçek olduğuna dinleyicilerini ikna etmeye çalışıyor.
Üç yıldır ikna etmeye çalışıyor ama yabancı yatırımcı ülkemize gelmiyor. Soru şu elbette: Kendi yerli yatırımcısının başka ülkelere gittiği bir ülkeye yabancı yatırımcı gelir mi?
Yabancı sermayenin yatırım yapacağı ülkelere romantik duygularla; bir ülkenin güzel hikâyesi, dağı, taşı, denizi, ormanı, iklimi için gitmeyeceğini, yatırım yapacağı ülkenin öngörülebilirliğine baktığını, kuralların ve kurumların işleyişine baktığını Bakan Şimşek de biliyor.
Kişisel garantilere değil, parasını koyduğu ülkede hukuk güvenliğinin olup olmadığına baktığını biliyor Şimşek. Merkez Bankasının bağımsız olup olmadığına, yargısının bağımsız olup olmadığına, mahkemeye yolu düştüğünde adil bir yargılanma olup olmayacağına, Merkez Bankası gibi iktisadi kurumların siyasi talimatla mı yoksa ekonomik akılla mı hareket ettiğine bakıyor. Bir gece yarısı kararnamesiyle bütün hesaplarının altüst olup olmayacağına bakıyor.
Bir ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı “Gel yatırımcı gel, burada çok kazanırsın” modunda konuşur mu? “Doğruyu söylüyorum, inanmıyorsanız bakın” sözünü sarf etmek ne demek? Bakan Şimşek sonradan o videosunda kendini izlemiş midir? İzlediyse ne düşünmüştür?
Kişisel vaatlerle yatırımcının gelmeyeceğini Şimşek bilmiyor mu? O salondaki yabancı yatırımcılar, “Madem bu kadar ülkeniz cazip de ülkenizdeki kendi yatırımcılarınız niye başka ülkelere gidiyor?” diyerek gülmüş olabilirler mi acaba? Bunu en iyi Şimşek’in kendisi biliyordur. Muhtemelen o gülümseyenlere “Neden güldünüz sahiden?” diye sormuştur.
O tablo var ya, sıradan bir tablo değil. Ülkemizin Hazine ve Maliye Bakanı’nın, yabancı yatırımcıların karşısında anlattığı ekonomik tablonun gerçek olduğuna dinleyicilerini ikna etmek zorunda kaldığı bir iktidar gerçeğini gösteriyor.
Gelelim Bakan Şimşek’in “İran savaşı olmasaydı enflasyon oranı yüzde 20’nin altına düşecekti” bahane sözüne. Çünkü bu sözün ardından bir söz söylüyor Şimşek. Asıl söz de o zaten. Diyor ki: “Ama yani enflasyon hedeflerini tutturamadığımızda bunlara da sığınmam. Niye? Çünkü yapısal konular da var.” (8 Haziran CNN TÜRK)
Bütün mesele bu, yapısal sorunlar!
ABD İsrail İran savaşı elbette ki önemli bir etken. Ama asıl mesele yapısal konular.
Mesela 2003 yılında Ali Babacan Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı olarak Washington’da IMF ve Dünya Bankası’nın toplantısında yaptığı konuşmada “Türkiye ekonomisi Irak Savaşı’ndan olumsuz etkilenmedi, savaş ülkemizin ekonomisine zarar vermedi” demişti. Bunun nedeni de şöyle açıklamıştı: “Türkiye aldığı başarılı ve zamanında ekonomik tedbirler sayesinde savaştan etkilenmedi. Merkez Bankası savaş sabahı finansal istikrar uygulamaya geçti, böylece bankacılık sektörümüz hiç etkilenmedi. Irak Savaşı’na ekonomimizin çok hassas olduğu bir dönemde yakalandık. Ama aldığımız tedbirler ve ekonomi politikamız sayesinde felaket senaryoları gerçekleşmedi. Ekonomimiz küçük dalgalanmalarla atlattı.” (14 Nisan 2003)
Babacan’ın bu açıklaması, ülkemizdeki hemen hemen bütün medyada “Savaş ekonomiye zarar vermedi” başlığıyla yer almıştı.
Şimşek gerçekten bahane peşinde değilse, “yapısal konular” dediği başlıkların neler olduğunu ve bu yapısal sorunların neden bunca yıldır çözülemediğini anlatmalıdır.
2003 yılında Irak Savaşı’ndan ciddi biçimde etkilenmeyen Türkiye ekonomisi, bugün İran Savaşı karşısında neden bu kadar kolay sarsılıyor? Irak Savaşı’nı küçük dalgalanmalarla atlatan ekonomi, İran Savaşı’nda neden büyük türbülansa giriyor?
Cevap belli: Türkiye ekonomisini asıl kırılgan hale getiren şey yalnızca dış şoklar değil, iktidarın yıllardır ekonomiye yaşattığı iç şoklardır.
