“Ümmetin lideri Pedro Sanchez”
Pedro Sanchez din, dil, ırk ya da ideolojik aidiyet ayrımı yapmıyor; hem ikiyüzlü Batı’ya hem de savunduğunu iddia ettiği değerlerin gerisine düşen sözde İslam dünyasına ahlakın, vicdanın, hukukun ve siyasal vakarın ne olduğunu hatırlatıyor. Daha açık söylemek gerekirse, insanlık onurunun diplomatik çıkar hesaplarından daha büyük bir değer olduğunu gösteriyor. Güçlü müttefiklerin hoşnutsuzluğunu göze alarak hukuku eğip bükmeden konuşmanın hâlâ mümkün olduğunu kanıtlıyor. Dost ile düşman arasında değil, haklı ile haksız arasında kalın bir çizgi çekiyor; dinine, ırkına, kimliğine ve ideolojisine bakmaksızın mağdur sivillerin yanında duruyor. Gücün hukuku belirlediği bu çivisi çıkmış dünyada, sağına soluna bakmadan, yalnız kalma pahasına, dünyanın iki zorba aktörünün hukuksuzluğuna itirazını her geçen gün daha yüksek sesle dile getirirken…
Sanchez adeta çağımızın Molla Kasımı gibi hiçbir boşluk bırakmıyor. Başını kuma gömenleri, kulaklarının üstüne yatanları, havaya bakıp ıslık çalanları, ahlakın, vicdanın ve hukukun terazisine çıkartıyor, bütün dünyaya gerçek değerlerini gösteriyor.
İki gün önce de, bir yandan savaş kışkırtıcılığı yapıp öte yandan timsah gözyaşı dökenlere açık bir çağrıda bulundu: “Sağcı ve aşırı sağcı kesime sesleniyorum: Dünyayı ateşe verenleri destekleyip sonra o yangının dumanından şikâyet edemezsiniz. Hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsiniz. Hayat kurtaran ve bize en düşük bedeli ödeten en önemli tutum, bu savaşın bir an önce sona ermesi için ‘Savaşa Hayır’ demektir.” (14 Mart)
Helal olsun; Allah ömrünü, cesaretini ve dirayetini artırsın, ayağına taş değdirmesin… İspanya halkı böyle bir lidere sahip olduğu için ne kadar gurur duysa, ne kadar mutlu olsa azdır.
***
İspanya Başbakanının bu açıklamasından sonra Rizeli vatandaşımızın Sanchez’i “ümmetin lideri” ilan ettiği 5 Mart tarihli videosu bir kez daha sosyal medyayı yıktı geçti.
Mutlaka duymuş, belki de benim gibi defalarca dinlemişsinizdir; yine de Rizeli vatandaşımızın Rize’nin dağlarında çektiği videoda söylediği o çarpıcı sözlere buraya not düşmek istiyorum:
“Son yüzyılda en çok merak edilen sorunun cevabını açıklıyorum. Farklı ülkelerde yaşayan milyar küsür insanın inandığı benim de mensubu olduğum İslam dininin, Müslümanlık aleminin, ümmetin lideri kim? Müslüman olmayan biri ümmetin lideri olur mu? Son günlerde yaşanan olaylardan sonra bu sorunun cevabı açık ve net ortada bugünden itibaren ümmetin lideri, İslam aleminin lideri İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’dir.” (5 Mart)
Böyledir, bir çağın büyük kırılması öyle uzun raporlara, akademik metinlere değil, halktan birinin ağzından çıkan bir cümlede saklıdır. Tıpkı Rizeli vatandaşın bu sözleri gibi. İspanya Başbakanını “ümmetin lideri” ilan etmesi salt bir övgü değil, aynı zamanda uzun yıllardır varlığı tartışılan, ümmetin utancı olan İslam dünyasının içine düştüğü siyasal ve ahlaki çöküntünün, yozlaşmanın, çürümenin sarsıcı hakikatidir, İslam dünyasına yöneltilmiş bir hicivdir.
Bu videonun sosyal medyada bu kadar viral olmasının nedeni de budur. Bu sözler ben dahil İslam ülkelerindeki milyonlarca insanın hissiyatına, yıllardır yaşadığı hayal kırıklığına tercüman oldu.
***
Bir parantez açalım.
“Müslüman olmayan biri ümmetin lideri olur mu?” sorusu önemlidir. Bu soruyu birde “İslamilik Endeksi”nin ortaya koyduğu veriler ile beraber düşünmek gerekiyor. ABD’deki George Washington Üniversitesi’nden iki İranlı akademisyen Şeherzade Rahman ve Hüseyin Askari 2010 yılından bu yana İslam dinindeki ahlaki ve toplumsal ilkelerin baz alındığı “İslamilik Endeksi” başlıklı bir araştırma yayınlıyorlar. Maalesef “İslamilik Endeksi”nde maalesef ilk 40’ın içinde hiçbir İslam ülkesi yer almıyor. İlginç olduğu kadar utanç verici de. 153 ülke arasında ilk beş, ilk on değil ilk kırkın içinde hiçbir İslam ülkesi yok. Hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları endekslerinde ilk sıralarda yer alan Hollanda, İsveç, Kanada, Avusturulya ve Norveç, İrlanda, Danimarka, İzlanda İslamilik endeksinde de ilk sıralarda yer alıyor.
Ve parantezi kapatalım.
***
Rizeli vatandaşımızın başına bir şey gelmemesini dilerim. Umarım, Malatya’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la “ekmek” polemiği yaşayan vatandaşın kapısına dayanan Anadolu Ajansı, bu kez de Rizeli vatandaşımızın kapısına dayanıp “Ben ‘ümmetin lideri’ derken Sayın Cumhurbaşkanımızı kastetmedim, Cumhurbaşkanımız müstesna” minvalinde bir düzeltme metni okutmaya kalkmaz.
Rize olayının bize gösterdiği hakikat şudur…
Batılı bir ülkenin lideri, kürsüden kendine “dünya lideri” payesi biçtiğinde dünya lideri olmaz; bir İslam ülkesinin lideri de kendini “ümmetin lideri” ilan ettiğinde ne ümmetin lideri olur ne de hamisi. Çünkü bu tür unvanlar, siyasetin propaganda mutfaklarıyla sahiplenebilecek ucuz apoletler değildir. Bunlar, hamasetle değil kapasiteyle; sloganla değil meşruiyetle; kalabalık miting meydanlarıyla değil analarının ak sütü gibi tarih önünde ispat edilerek kazanılır.
Dünya lideri olabilmek için ekonomik üstünlüğe, askerî caydırıcılığa, teknolojik öncülüğe, masada ağırlık koyabilecek diplomatik etkiye, kültürel nüfuza ve güçlü bir yumuşak güce sahip olmanız gerekir. Ama bunlar da tek başına yetmez; bütün bu unsurların istinat edeceği istikrarlı kurumlar lazım… Öngörülebilir bir hukuk düzeni lazım… Ve uluslararası ölçekte kural koyma kapasitesine sahip olman lazım.
Miting alanlarındaki yükselen alkış, bir lidere içeride bir müddet güç ve özgüven verebilir. Bunun sınanacağı bir hadise olmadığı müddetçe “dünya lideri, ümmetin lideri” söylemini devam ettirirsin. Ama bu söylemin tartıya çıkacağı bir gün gelirse işte o zaman işler tersine döner, söyleminle sınanırsın. Kendine verdiğin unvanları kurulan sırat köprüsünden geçiremediğinde o söylem dağılır gider. Yani… Yani… Kendini “dünya lideri”, “ümmetin lideri” ilan etmek oldukça kolaydır; zor olan, iş ki bunu dünyanın kabul etmesidir.
İşte kaç bin kilometre ötedeki dini dinimizden olmayan bir lideri Rizeli bir vatandaş çıkar ve asıl “ümmetin lideri Pedro’dur” der ve geçer.
***
Asıl mesele, miting meydanlarındaki partili kalabalıklara kendini “ümmetin lideri” ilan ettirmek değil; dünyanın öbür ucunda, senden olmayan, senin dinine mensup olmayan bir insana bunu içtenlikle söyletebilmektir.
Gönül isterdi ki bugün İslam dünyasındaki milyonlarca insan İspanya Başbakanı ile değil benim ülkemin lideri ile gurur duysun. Bütün dünya benim ülkemin liderine sempati duysun. AK Parti iktidarının böyle bir imkanı vardı, en büyük kaybı bence budur. Bütün İslam ülkelerine de iki yüzlü Batı ülkelerine de ahlak, vicdan, etik, hukuk, insanlık dersini Cumhurbaşkanı Erdoğan verebilirdi. Bunun gereğini yerine getirmiş olsaydı zaten “ümmetin lideri” hamaseti yapmaya ihtiyaç da kalmazdı. O unvanı hak ettiği için almış olurdu.
Türkiye neden İspanya’nın yaptığını yapamıyor? Dünyanın iki hayduduna meydan okuyabilmek için İspanya’nın hukuk seviyesi lazım… İspanya World Justice Project (WJP) Rule of Law Index 2025’te 143 ülke/jurisdiksiyon arasında 25. Sırada Türkiye ise 143 ülke içinde 118’inci sırada. Aradaki fark 93 basamak.
İspanya’nın ekonomisi lazım IMD World Competitiveness Ranking 2025 endeksinde İspanya 69 ekonomi içerisinde 39’uncu sırada, İspanya bugün Avrupa’nın büyüme lokomotifi haline gelmiş durumda, Türkiye 69 ekonomi içerisinde 66’ıncı sırada. Yolsuzluk ve kurumsal dürüstlük endeksinde İspanya 182 ülke içinde 49’uncu sırada Türkiye 124’üncü sırada.
İspanya’nın AB üyeliği lazım… İspanya’nın hukuk kurumları lazım… İspanya’nın eğitim ve kültür seviyesi lazım… Hepsinden önemlisi de İspanya Başbakanı Sanchez’in hukuk, adalet, demokrasi, insan hakları bilinci lazım. Hukuka, adalete, demokrasiye inanmamış, bu kavramları içselleştirememiş bir lider bütün dünyaya meydan okuyamaz çünkü…
Ümmetin lideri, ümmetin hamisi sloganlarıyla, propagandasıyla ümmetin lideri, hamisi olunmuyormuş gördüğünüz gibi…
Ümmetin lideri olduğunu bir liderin kendisi değil toplum söyleyecek, dünya kabul edecek…
