Amerikan ekonomisi çöküyor mu
Amerika’nın politikalarını beğenmeyen ve değiştirilmesini öneren fakat ikna edici olamayan analistler, tavsiyelerine ek delil olarak Amerikan ekonomisinin bazı sorunlarını öne sürerler:
1) Amerika'nın kamu borçları, 2) Bütçe açıkları ve 3) Kamu borçlarına ödenen faizler çok yüksek ve yükselmeye devam ediyor.
Başka?
Amerika’da sanayi üretimi çok düşük
Başka?
Amerikan borsaları balondur.
Başka?
Yabancılar ellerinde bulundurdukları Amerikan Hazinesine ait tahviller ile Amerikaya şantaj yapabilirler.
SORUNLAR VE ANALİZLERİ
1) Kamu Borçları, Bütçe Açıkları ve Ödenen Faizler:
Önce bilgi: Şu anda Amerikan Hazinesinin yaklaşık olarak 39 Trilyon dolar borcu var.
Bunun yaklaşık olarak 7,5 trilyon doları FED'e (Amerikan Merkez Bankası) olduğu için gerçek net borç 31,5 Trilyon dolardır.
Bu eleştiriler büyük ölçüde haklı çünkü Amerika dahil dünyanın her yerinde yüksek kamu borçları, yüksek bütçe açıkları ve kamu borçlarına ödenen yüksek faizler gerçek sorunlar oluşturmaya başladı.
Bu sorunlar adeta modern devletleri çok zorluyor.
Amerika’nın küresel çaptaki en önemli 3 rakibi Çin, Avrupa Birliği ve Japonya’nın da bu alanlardaki sorunları, Amerika’nın sorunlarından bile daha ağırdır.
Borçların seviyesinden daha önemli soru: Ülkelerin bu sorunlarla mücadele edecek kurumsal kapasiteleri var mı?
Çin’in kamu borçları (merkezi hükümet ve eyaletler toplamı) Amerika’dan daha yüksektir.
Üstelik Çin’in en büyük 500 şirketi de kamuya aittir ve bu şirketlerin banka borçları da önümüzdeki yıllarda kamu borcuna dönüşecektir.
(Borç Aktarım Mekanizması: Kamu borçlanarak bu bu devasa kamu şirketlerine sermaye koyacak; bu şirketler de aldıkları bu sermayelerle borçlarını ödemeye çalışacaklar. )
Avrupa Birliğindeki ülkelerin birçoğu, mesela Yunanistan, Fransa, İtalya teknik olarak iflas etmişlerdir.
Şu anda bu tip iflasın eşiğindeki ülkelerin borçları, Avrupa Merkez Bankası tarafından adeta yüzdürülmektedir.
Japonya’nın da 40 yıl önce oluşmaya başlayan ve etkileri hala devam eden konut kredisi balonlarının oluşturduğu sorunlardan dolayı kamu borcu çok çok yüksek.
Amerika kamu borç oranı, bütçe açığı ve borçlara ödenen faizler yüksektir fakat sorun çözme kapasitesi ve imkanları daha geniştir.
2) Amerika’da Sanayileşme durmuş.
Amerikan sanayinin GSYH içindeki payı gerçekten de düşüktür: %9,4.
Öte yandan işsizlik oranı da %4,3 civarında seyrediyor.
Mevcut Amerikalı Sanayicilerin en büyük sorunu, sanayide çalışacak insan bulamamalarıdır.
Şimdi yapay zeka sayesinde, insansız karanlık oda (lights-out manufacturing) teknolojileriyle, Çin’den bile daha ucuz maliyetlerle üretim yapmak istiyorlar.
Amerika ucuz emek değil sıfır emekle üretim yapabilmek için yüz milyarlarca dolar yatırım planlanıyor.
3) Amerikan Borsalarında balon ihtimali çok yüksek.
Amerikan borsalarının 4 Mayıs 2026 itibariyle değeri yaklaşık olarak 72 Trilyon dolardır. Bu 72 Trilyonun 20 Trilyonu yabancılara aittir.
Borsaya kote olmayan şirketlerin de tahmini değerinin 28 Trilyon dolar olduğunu ve hepsinin değerinin 100 Trilyon dolar olduğunu varsayalım.
Eğer insanlar bu şirketlere ortak olmayı tercih etmeyip 100 Trilyon doları Amerikan Hazinesi tahvillerine bu yatırsaydı; önümüzdeki on yılda %54 faiz geliri elde edeceklerdi. (10 Yıllık tahvil faizi %4,414)
İnsanlar bu “garanti” %54’ü tercih etmeyip şirketlere ortak olduklarına göre varsayalım ki %75 para kazanmayı umuyorlar.
Bu varsayımlarla %75 getiri demek şirketlerin değerinde 75 Trilyon dolar artış demektir.
Önümüzdeki on yılda dünya ekonomisinin yıllık %2,5 ve toplamda %28 artması bekleniyor.
Amerika hariç dünya GSYH’si 2025 sonu itibariyle yaklaşık 90 Trilyon dolardı.
Dünya GSYH’nın %28 büyümesi demek on yılda 25 trilyon dolar artması demektir.
Amerikan şirketlerinin değerinin 75 Trilyon dolar olması beklenirken dünya GSYH’si 25 Trilyon dolar artacak.
Bir taraft büyüme oranı, diğer tarafta değer olduğunun farkındayım; yine de konuyu daha derinlikli kavramamıza yardımcı olabilir.
Bugün 120 Trilyon dolar olan dünya GSYH’sı 2036’da 154 Trilyon dolara yükselecek.
Bu da şu demektir: Dünya önümüzdeki on yılda %28 büyürken Amerikan şirketleri %75 değerlenecek.
4) Yabancılardaki Amerikan Tahvilleri
Yukarıda Amerikan Hazinesinin net borcunun 31,5 trilyon dolar olduğunu belirtmiştik.
Bu 31,5 Trilyon doların yaklaşık olarak 9,5 trilyonu yabancıların elindedir.
Yabancıların elindeki bu 9,5 Trilyon dolarlık dış borcun da yaklaşık olarak 4 trilyon doları devletlere ve 5,5 Trilyon doları da devlet dışı yatırımcılara aittir.
İlk üç alacaklı: Japonya bir trilyon 240 milyar dolar, Çin-Hong Kong 960 milyar dolar ve İngiltere 900 milyar dolar.
Varsayalım ki Çin, Amerika’ya çok kızdı ve Amerika’yı köşeye sıkıştırmak için elindeki tahvillerden 400 milyar dolarlık kısmını satışa çıkardı.
Senaryolar:
1) Acaba bu tahvilleri kime satabilir?
İhtimaller:
a) Diğer ülke Merkez Bankalarına veya yatırımcılarına
b) Amerika'daki yatırımcılara ve
c) Hiç kimse almazsa, Amerikan Merkez Bankası FED'e satabilir.
[Bilgi: Amerikan Tahvilleri dünyanın en likit tahvilleridir ve istenildiğinde en kolay satılan tahvillerdir.]
İşlem ve Mekanizma: Bu tahvilleri kim satın alırsa alsın, farketmez; bu para Çin'in çalıştığı bankanın, Amerika'daki, bir muhabir bankadaki hesabına yatar.
Örnek: Varsayalım ki Çin, Bank of China ile çalışıyor.
Bu durumda tahvil satışlarından gelecek olan para, Bank of China'nın, Amerika'daki muhabiri olan J. P. Morgan bankasındaki hesabına yatar.
Yani tahvil satışlarından gelen Amerika dışına çıkmaz ve bir Amerikan bankasına yatar.
2) Çin bu parayı çuvallara doldurup Çin'e götüremeyeceğine göre bu paralarla ne yapabilir?
İhtimaller:
a) Hiçbir şey yapmaz ve bu paralar J. P. Morgan’daki cari hesabında getirisiz olarak öylece bekler.
b) Bir Amerikan bankasında, mesela Citibank'ta vadeli mevduat hesabı açar.
c) Japon, Avrupa veya İsviçre tahvilleri alabilir.
d) Altın, gümüş veya diğer değerli metaller satın alır.
e) Alacağı mamül, yarı mamul ve hammadde paralarını peşin avans olarak öder.
Yorum: Çin, yukarıdaki hangi işlemi tercih ederse etsin farketmez; paralar Amerika’da kalır.
Tahvil satışlarından gelen paralarla yapılan yeni işlemlerin sonucunda paralar, Citibank’a yatmaz da BofA’ya yatar; Wells Fargo’ya yatar; Morgan Stanley’e yatar fakat para Amerika'da kalır.
Amerikan doları ve tahvili öyle güçlü ve likit bir paradır ki; son savaş anında bile bazı kurum ve kuruluşlar ellerindeki her cins parayı hızla dolara ve Amerikan tahvillerine dönüştürmeye çalıştılar.
Son savaş gösterdi ki Amerikan doları Altından bile daha işlevsel bir enstrümandır. Çünkü altın sahipleri bile ellerindeki altını satıp dolar almaya koştular.
Böyle olduğu için de altının değeri ulaştığı zirvelerden savaş anında aşağıya düştü.
Sistem doların sistemi ve altın bu dolar sisteminin içindeki bir yatırım aracı.
Yabancı yatırımcıların dolara ve Amerikan tahvillerine duyduğu ihtiyaç, Amerikanın yabancı yatırımcılara duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır.
Başka bir deyişle Çin'e Amerika’ya olan bağımlılığı; Amerika'nın Çin’e olan bağımlılığından daha güçlüdür; sonuçta Çin Amerikaya daha muhtaçtır.
Amerika dahil dünyadaki her ülke, kendi parasının revaçta olmasını, kendi tahvillerine çok talep gelmesini ve kendi ekonomisine yatırım yapılmasını ister.
3) Peki, Amerika'nın iç borç, dış borç ve dış borcu elinde tutanlar açısından hiç mi sorunu yoktur?
Borç demek gelir yetersizliği bir başka deyişle gelirlerin, giderlere yetmemesi demektir.
Keskin bir sorun alanıdır.
Yüksek kamu borç oranları sorunları biraz daha karmaşıklaştırır.
ABD'nin mevcut borç stoku çok yüksektir ve bu borçların hızla yükselmeye devam edeceği kesindir.
Sonuç: Mevcut borç seviyesi, borcun kime olduğundan bağımsız olarak, Amerika için ciddi bir sorun alanıdır.
Fakat Amerika, bu borçları yönetme konusunda çok geniş imkanlara ve avantajlara sahiptir.
Amerika’nın rakipleri olan olan Çin ve Avrupa Birliğinin borç sorunları Amerika'nın borç sorunlarından daha karmaşık, daha katmanlı ve daha kötü durumdadır.
Finansal derinlik, imkanlar ve sorun çözme yetenekleri bakımından Amerika Çin ve Avrupa Birliğinden fersah fersah daha iyi durumdadır.
Amerikan ekonomisinin ve siyasetinin büyük sorunları olduğu kesin fakat Amerika’nın kurumsal kapasitesi de yerinde duruyor ve gücünü büyük ölçüde koruyor.
Bu kurumsal kapasite, ülke ekonomisini seçimle gelenlerin verebileceği bütün zararlardan koruyamaz fakat kapsamını daraltabilir ve yayılımını engellemeye çalışabilir.
Başta Amerikalılar olmak üzere bütün dünyada Amerika’yı eleştirmek adeta bir modaya dönüşmüş.
Siyasetini eleştirenler yerden göğe kadar haklı; ben de zaman zaman eleştiriyorum.
Fakat sözkonusu ekonomi olunca, “ölçüm yapabilen bir gözlükle” olguları değerlendirmeyi tercih ederim.
ABD, dünyada bütün beşeri ve finansal yeteneklerin bulunmak istedikleri bir iktisadi ortam oluşturmuş ve bu ortam her geçen gün çekiciliğini artırıyor.
