Memurun aldığı maaş az mı, çok mu?
Sosyal medya platformları, memurların maaşlarının azlığına ilşkin serzenişlerinden geçilmiyor.
Memur sendikaları başta olmak üzere, çeşitli meslek örgütleri ve hak arama platformları üzerinden sağanak gibi yağan postlarda ve yorumlardaki ortak mesaj, genel olarak şu ifadelerde yoğunlaşıyor:
-Kamuda maaş-gelir adaletsizliği
-Fazla mesai ücreti istiyoruz
-İşçiye yılda iki ikramiye var memura yok
-Taşerondan sınavsız kadroya geçirilen işçiler yılda 2 ikramiye 4 tediye ile memurdan 30 bin lira daha fazla alıyor
-Çaycı mühendisten çok alıyor
-Okuduk, aptallık ettik
-3600 ek gösterge tüm memurlara verilmeli
-Memura da ikramiye ve tediye istiyoruz
-Verilen sözler neden tutulmadı?
-Kamudaki İşçiler gibi yemek ve yol parası istiyoruz
Tuhaf olan taraf, ortalama gelir düzeyleri belirgin ölçüde düşük ve çalışma şartları ağır olmasına rağmen, piyasada çalışanlardan maaşlarının yetersizliğine dair nerdeyse hiç ses gelmezken; sosyal medyada ve kamuoyunda yükselen şikayetlerin ve maaş artış taleplerinin bütünüyle kamu personeli kesiminden gelmesi..
Bu oldukça garip ve ülkemize özgü olan durum; patrimonyal yönetim modeli ve devlet himayesine dayalı kamu personel istihdamı anlayışının bir yansıması olarak ortaya çıkıyor.
Kamunun kendi içinde maaş adaletsizliği bulunduğuna dair şikayetler, elbette haklı bir temele dayanıyor: Taşeron şirketlerden sınavsız kadroya geçirilen kamu işçilerinin; çalıştıkları yerdeki kariyer uzmanlarından, mühendislerden, müfettişlerden, hatta amirleri konumundaki yöneticilerden daha fazla maaş almalarının kabul edilir bir yanı yok. Seçim öncesi dönemlerde yüzbinlerce işçinin, bir gecede politik kararlarla ve ölçüsüz ayrıcalıklarla sözleşmeli statüde kadroya alınmaları; kamu kesimindeki ücret dengelerini bütünüyle alt üst etti.
Türkiye’de çalışanların maaş ve gelir düzeylerindeki adaletsizlik, sadece kamu personeli gruplarının kendi maaşları arasındaki adaletsizlikten mi ibaret?
Elbette, hayır.
Memurlar ve kamu işçilerinden oluşan kamu personeli; genel istihdam kitlesinin bir parçası ve 32 milyonluk mevcut içinde %17’lik bir oran oluşturuyor.
Dolayısıyla kamu personelinin maaşlarının az veya çok olduğuna dair tespit ve değerlendirmeleri; ülkenin tüm çalışanlar kitlesinden ve genel istihdam yapısı içinde geçerli ücret düzeylerinden bağımsız ele alamayız.
Bu bütünlük çerçevesinde sorgulamamız gereken şey, kamu personeli maaşlarının birbirlerine göre durumu değil; ortalama kamu personeli maaşlarının, istihdamın büyük çoğunluğunu oluşturan özel sektör çalışanlarının ortalama maaş düzeylerine göre az veya çok olup olmadığıdır.
Söz konusu bütünsel çerçevede baktığımızda, memur kitlesinin hoşuna gitmeyecek olsa da ortalama memur maaşlarının “yüksek” olduğunu itiraf etmemiz gerekiyor.
Çokluk veya azlık izafi bir durumdur. Neye, kime göre ve hangi şartlarda olduğuna göre değişir.
Önce kamu personeli ve piyasa çalışanlarının “en düşük ücret” ve “ortalama ücret” düzeylerine bakalım:
Piyasada asgari ücret, 28 bin lira; ortalama ücret ise 38 bin lira civarında…
Kamuda, en düşük maaş 62 bin lira; tüm kamu personelinin maaş ortalaması ise, 80-85 bin lira.
Kamu personeli cephesinden baktığımızda; bu kesimde çalışanların ortalama maaşı; 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırı olan 112 bin liranın hayli altında kalıyor. Ama diğer taraftan bu tutar, piyasadaki asgari ücretin 3 katı, ortalama ücretin ise 2.2 katı düzeyinde…
Piyasa cephesinden baktığımızda, özel sektördekilerin yarıya yakın bölümünün aldığı asgari ücret, en düşük devlet memuru maaşının yarısından az, ortalama memur maaşının ise 3’te biri düzeyinde…Öte yandan asgari ücret ve onun bir tık üzerinde, 30 bin lira civarında maaş alanlar ise, “açlık sınırı” olarak ilan edilen 34 bin liranın altında kalıyor.
Eğer asgari ücret düzeyi, insani ihtiyaçları karşılamaya yetmiyorsa (ki şüphesiz öyledir); bu ne işverenin ne de o ücretle çalışmaya razı gelen veya çalışmayan kişinin kusurudur. Bu, ekonominin gerçek şartlarından doğan bir sonuçtur. Bu durumun müsebbibi de ülkenin sürekli kötü ekonomik şartlar altında bulunmasıdır.
Kamu personeli cephesinden bakanlar, kendi aldıkları maaşların yüksek olmadığını, piyasadaki asgari ücretin çok düşük ve insan onuruna yakışmayan bir tutar olduğunu; dolayısıyla esas yapılması gerekenin, “piyasadaki asgari ücretin yükseltilerek kendi seviyelerine çıkarılması” olduğunu söylüyorlar.
Ortalama kamu personeli maaşının yoksulluk sınırının altında olması da yine ülkenin ekonomik gerçekliğinin ürettiği bir sonuçtur. Ülkemiz Almanya düzeyinde zengin olsaydı, şüphesiz yoksulluk sınırı bu kadar yüksek olmayacak; verilecek maaş da yoksulluk sınırının üzerinde olacaktı.
Bu durumda kamu personeli maaşı, yoksulluk sınırı kriterine göre az; piyasadaki asgari ücrete ve normal ücrete göre çok sayılıyor.
İnsani standartlardan ve olumlu temennilerden hareket ettiğimizde, kamu personeli için olabildiğince yüksek bir ücret düzeyinin normal ve uygun olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Ama ekonomik realiteye ve piyasa şartlarına göre hareket ettiğimizde, hali hazırdaki kamu personeli maaşlarının yüksek olmadığını söylemek mümkün değil.
Çünkü, eğer ortalama kamu personeli maaşı olan 80-85 bin lira normal bir rakam ise; piyasadaki ortalama maaşların da buna yakın bir rakamda gerçekleşmesi gerekiyor. Oysa mevcut verilere göre, aradaki açıklık iki kattan fazla…
Aynı işi yapan memurun aldığı maaşla piyasadaki muadilinin aldığı maaş arasında bu kadar büyük bir fark olması, ciddi bir çarpıklığa ve ekonomik gerçeklere aykırılığa işaret ediyor.
Ekonomik realite ve devletin bütçe imkanları/yeterlilikleri çerçevesinde baktığımızda; aynı görevi yapan, ancak farklı maaşlar alan kamuda ve özeldeki iki kişi arasında, azlık veya çokluk açısından bir kriter veya referans olarak alınması gereken bir maaş varsa, o da piyasadakinin aldığı maaştır.
Neden?
Çünkü özel sektörde çalışanın aldığı maaşı; işgücü arzı ve talebi, yani işgücü piyasasındaki rekabet belirler. Ülke fakir ve ekonomi kötü ise, piyasada oluşan ücret haliyle düşüktür.
Kamu çalışanlarının, yukarıdan bakıp bu ücreti “insanlık dışı” olarak nitelendirmesi sonucu değiştirmez.
Türkiye’de işverenin, daha düşük maaş ödeyerek çalıştıramadığı; çalıştırmak için de daha yüksek maaş ödemek zorunda kalmadığı ücret düzeyi, piyasadaki “gerçek ücret” düzeyidir.
Bu bağlamda şirketler, belli vasıflardaki; mesela sekreter, özel okul öğretmeni, muhasebe elemanı, garson, şöför vb personeli hangi rakamlarda çalıştırabiliyorlarsa piyasadaki reel ücret budur. Yetersiz de olsa, hiç bir işveren; çalıştırabileceği daha düşük ücret düzeyi varken, bu pozisyonlardaki elemanına “hatır için” daha yüksek maaş ödemez.
Dolayısıyla devlet; personeline, aynı görev için piyasada dengeye kavuşan ücretin 2-3 katını veriyorsa, ekonomik rasyonalite çerçevesinde bu normal değildir. Dünyada hiç bir gelişmiş ülkede, kamuda ve özelde aynı görevi yürütenlerin maaşları arasında böylesine büyük bir uçurum yoktur. Nitekim, Avrupa ülkelerinde kamu personeline, piyasadaki eşdeğerlerine yapılan ödemenin ortalama %25’i kadar fazla ödeme yapılır.
Taşeron bünyesinde asgari ücretli çalışan işçinin maaşı devlet kadrosunda 85-90 bin liraya yükseltildiğinde veya devlette çalışanlar, piyasadaki muadillerinin iki katı maaş aldıklarında, bu maaşlar arasındaki fark nereden karşılanıyor dersiniz?
Devlet, aradaki bu farkı; ekonominin, dolayısıyla toplumun sırtına yükleyerek hazineden karşılıyor.
Hazineye bu kaynak nereden geliyor?
-İşçiye, devlete geçmesinden önce asgari ücretten fazla maaş ödemeyen patronun/işverenin ödediği vergilerden,
-Devletin maaşları ödemek için bastığı banknotlardan
-Devletin kamu harcama bütçesini denkleştirmek için, mevduat sahiplerinden faizle aldığı borçlardan…
Bunlar da hiç şüphesiz, bir türlü azaltılamayan bütçe açığının, cari açığın ve kronik enflasyonun ana sebepleridir.
Temenni edilen bir hayat standardını haketmek ayrı bir şeydir; o standardı mevcut imkanlarla elde edebilmek ayrı bir şeydir. Ekonomik realitenin ve matematiğin bize sunduğu imkanlarla, ideal standartları bir birine karıştırmamamız gerekiyor.
Devletin memurlarına verdiği ortalama maaş miktarıyla satın alınan hayat standardı; piyasa şartlarının sunabildiği ve toplumumuzun serbest işgücü piyasasındaki ücretlerle erişebildiği standardın çok üzerindedir.
Eğer insanlar serbest ücret piyasasında kendilerini arzu ettikleri hayat standardına taşıyacak maaşı alamıyorlarsa; devletin de, bütçesinden memurlarına maaş öderken piyasadaki ücret düzeylerinden çok farklı bir ücret ödememesi gerekir. Çünkü adil olan; ister kamuda ister özelde olsun herkesin mevcut şartlara en azından birbirlerine yakın ölçülerde katlanmasıdır.
