İhlâssız dindarlık olmaz
İnsanın Yaratıcısına karşı görevlerinin ahlâkî mahiyetini belirleyen en önemli unsur, ibadet ve iyiliklerin arkasındaki niyet ve irade dürüstlüğüdür. Din dilinde bu prensibi ifade etmek için ihlâs kavramı kullanılır.
Sözlük anlamıyla ihlâs, ‘arıtmak, saflaştırmak, kurtarmak’ demektir. Din, tasavvuf ve ahlâk kültürümüzde ise “ibadetleri ve her türlü iyiliği gösterişten ve menfaat hesaplarından uzak olarak yaptığını Allah için yapmak” şeklinde açıklanır. Din dilinde ihlâsın zıddı olarak sahte davranışlar (ameller) için riya, sahte inançlar için nifak (münafıklık) terimleri kullanılır. Ayrıca amelde dürüstlük ve samimiyet daha ziyade ihlâs, konuşmada doğruluk ve dürüstlük de sıdk terimiyle ifade edilir.
İhlâs kalbimizi şirkten, riyadan ve bâtıl inançlardan uzak tutmaktır; içimizi kötü duygulardan, bencilce istek ve niyetlerden, gösteriş arzusundan arındırmak, yaptıklarımızı hep Allah’ın razı olup olmadığını düşünerek yapmaktır. İhlâs, egoist duyguların etkisinde kalmamak, içi başka dışı başka olmamaktır. İhlâs, inancımızın, aklımızın ve vicdanımızın iyi ve faydalı gördüğü işlere iyi niyetle yönelmek; bunları Allah’ın razı olmayacağı dünya hesaplarına alet etmemektir.
İslâm âlimlerine göre, ‘ibadetlerin farzları’ dediğimiz dış kurallarından biri yapılmayınca –mesela abdest almayınca- nasıl ki ibadet geçerli olmazsa bunun gibi ibadetin iç şartı diyebileceğimiz, asıl ‘kalbimizin ibadeti’ demek olan ihlâs olmayınca da ibadet makbul olmaz. Çünkü ibadet ve iyilik yalnız Allah için yapılır. Bu sebeple ilk dönem sufilerinden Fudayl b. İyâz, “İnsanların hatırı için ameli terk etmek riya, insanları memnun etmek için amel etmek şirk, bu iki durumdan kurtulmak ihlâs’tır” der (Gazzâlî, İhyâ, 1332, IV, 382).
Her vesileyle Allah rızası için ihlâsla amel etmenin önemini ve faziletini vurgulayan Hz. Peygamber, ihlâslı bir kalple iman etmiş kişinin âhiret kurtuluşuna ereceğini müjdelemiş kendisi de, “Yâ rabbi! Beni sana karşı ihlâslı bir kul yap” şeklinde dua etmiştir.
Yüce Kur’an’da “Halis (saf, ihlaslı) dindarlık, yalnız Allah için olandır” buyurulur (Zümer 39/3). Buradaki ihlâs da dini, ibadeti ve iyiliği Allah için yapmak, bunları dünyevi hesaplarla lekelememektir. Yine Kur’an’da ‘muhlisîne lehü”d-dîn’ şeklinde bir ifade tarzı tekrarlanır. Buradaki muhlisîn kelimesi ‘ihlâslı kimseler’ demektir ve bu kullanımda ihlâs özetle şu manalarda açıklanır: “Yalnızca Allah’a yönelip her zaman ve şartta O’na kulluk etmek, O’na güvenip O’ndan dilekte bulunmak; kısaca saf, samimi ve gösterişsiz dindarlık.”
Âyetlerde bildirildiğine göre şeytan ihlâslı kişilere zarar veremeyecek. Bu sebeple Kur’an’da ihlâs peygamberlerin başlıca niteliklerinden sayılmıştır. Ayrıca 112. sûrede İslâm’ın ana esası olan tevhid inancı en hâlis ve öz olarak dile getirdiği için bu sûreye İhlâs adı verilmiştir.
Gerek Kur’an-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerde gerekse diğer İslâmî kaynaklarda ve tasavvuf kitaplarında amel ve ibadetleri, hayır ve hasenatı gizli yapmanın önemi üzerinde durulur. Özellikle tasavvuf düşüncesinde sadece ibadet türünden olan davranışlarda değil, dünya işlerinde de ihlâs aranır. İhlâsın anlamını oldukça derinleştiren mutasavvıflar, kulun işlediği iyi amellerin Hakk’ın bir lütuf ve inayeti olduğunu söylemişler; kulun bunları kendisinden bilmesini, hatta karşılığında sevap istemesini ihlâs eksikliğine bağlayarak tasavvufî edebe aykırı bulmuşlardır.
Sonuç olarak İslâm ahlâk ve terbiyesine göre ibadetin özü ve ruhu, bütün iyiliklerin dinî ve ahlâkî bakımdan makbul sayılmasının şartı ihlâstır, bu anlamda samimiyet ve dürüstlüktür. İhlâs olmadan amel makbul olmaz, amel olmadan da ihlâs iddiasında bulunulamaz; bu bakımdan sırf gösteriş olsun diye iyilik ve ibadet yapmak da; ibadetsiz ihlâstan, kalp temizliğinden bahsetmek de hem dinen hem de ahlâken boş ve anlamsız tutumlardır.
