Milletvekili transferi
İktidar partisine milletvekilli transferleri devam ediyor. Bakalım, DEM’in desteği olmadan üçüncü (aslında dördüncü) defa adaylık kapısını açacak sayıya ulaşacak mı?
“Yuvaya dönüş” diyenler var. Öyleyse, niye “yuvaya ihanet” edip gitmiştiniz? Hele de muhalifken CB sistemi hakkında yaptığınız konuşmalar, yazdığınız yazılar, kitaplar?..
Bunları açıklamak gerekmez mi?
Etik olarak gerekir ama bizde buna ihtiyaç duyulmaz. Yeni seçimlerde yeni lider aday gösterirse nasıl olsa seçileceklerdir…
Aday listelerinde münasip bir yer bulunmazsa, yüksek yargıdan tutun da kamu bankalarının, KİT idare meclislerinin yönetim kurulu üyelikleri var…
Dahası, “Bakan Yardımcısı” yapılabilirler. Biliyorsunuzdur, eskiden devlet hizmetinin içinden gelen tecrübeli bürokratlar “Müsteşar” atanırdı, CB sisteminde kaldırıldı. Şimdi herkes bakan yardımcısı atanabilir, yeter ki siyasi duruşu güven versin.
İKİ BAŞKUMANDAN
CHP’den gelen bir milletvekili AK Parti’ye katıldı; hem de ne katılma… Müthiş bir coşku, hitabet, belagat, mahviyet, teslimiyet… Ne meziyet aransan var. Asker usulü selam çakarak haykırdı:
“İki başkomutan var. Biri Gazi Mustafa Kemal Paşa, diğeri Recep Tayyip Erdoğan. Kendisine selam duruyorum.”
Merak ediyorum, Erdoğan’ın Atatürk gibi “başkomutan” olduğunu keşfetmede niye bu kadar gecikmiş?!
Bütün siyasi hayatında zaman zaman vicdani itirazlarını gördüğümüz Bülent Arınç, Cemil Meriç’in “Hiçbir lütuf, zilletli bir tabasbusa değmez” sözünü alıntılayarak şu açıklamayı yaptı:
“Bir milletvekilinin partimize katılışı akabinde yaptığı konuşma ve tavırlarını son derece yadırgadım; kendi adıma da mahcup oldum… Bu gibi hareketler maalesef başkaları tarafından da zaman zaman tekrarlanıyor ve bunlar siyasetin derecesini düşürüyor. Millet gözünde de siyasetçinin itibarını yerle bir ediyor...”
Evet, itibarı yerle bir eden davranışlar…
TRANSFERİN İLKESİ?
Başbakan Erdoğan’ın on üç sene önceki sözleri şöyleydi:
“Bir insan bir partinin bayrağı altında seçime giriyorsa ondan sonra o parti ile birlikte hareket eder. Ayrılıyorsa da sadece partiden ayrılmaz. Eğer dürüstse o zaman parlamentodan ayrılır, milletvekilliğinden ayrılır.’’ (17 Aralık 2013)
AK Parti’den bir vekil ayrılacak gibi olsa, bu ilke geçerlidir. Ama “biz”e katılacaksa, rozeti törenle takılıyor.
Siyasetin tabiatında vardır; bir vekilin temel ilke değerinde gördüğü fikirleriyle partisi çatışıyorsa ayrılabilir, ilkelerini savunabileceği bir partiye gidebilir: Bayar ve Menderes’in CHP’den, Bölükbaşı ve arkadaşlarının DP’den, Ferruh Bozbeyli ve arkadaşlarının AP’den, “Erdemliler Hareketinin” Saadet’ten ayrılıp ayrı parti kurmaları gibi.
Fevzi Lütfi, Turan Güneş ve arkadaşları DP’den ayrılıp CHP’ye katıldılar, CHP’nin Kemalizm’den demokrasiye yönelmesinde esaslı rolleri oldu.
Bugün de AK Parti ile MHP arasında gidiş gelişler olursa anlamak mümkün. Eski Millet İttifakı üyeleri arasındaki gidiş gelişler de böyledir: Çünkü kavgaları kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, fikir ve ifade hürriyeti, yolsuzlukla mücadele gibi ilkelerdi.
İHSAN-I ŞÂHÂNE
Köklü siyasi hastalıklarımızdan biridir; “İhsan-ı şahane” ve buna eşlik eden “dehalet… insisap” hatta “saçak öpmek!”
Büyük devlet adamlarımızdan Sadrazam Âli Paşa’nın, Sultan Abdülmecid’e söylediği, “Padişahım, devletiniz ihsan-ı şahanenize muhtaç” sözündeki “patrimonyal” derinliği kavramak için Cevdet Paşa’nın Tezakir’lerini mutlaka okumak lazım.
Devrimler bu hastalığı kaldırmadı. Ahmet Ağaoğlu’nun şu satırlarına bakar mısınız?
“Dünyada en yüksek tahsisat verilen mebusluk, bizimkidir. Dünyada en çok imtiyazlar ile çevrili olan mebusluk da bizimkidir. Bizde mebusluk, memurluk gibi telakki edilerek emeklilik müddetine hesap edilir. Emeklilik ise dört yüz lira üzerinden yapılır. Mebus bütün memlekette meccani seyrüsefer ve birinci mevkide seyahat eder... Hülasa mebusluk bizde tam manasıyla bir nimettir ki kolay ve hele ilim için elden çıkarılması pek akıllı bir hareket addedilmese gerekir.” (İkdam, 19 Mart 1939)
Ağaoğlu, bunu İnönü’nün, mebusların başka iş yapamayacağı genelgesi üzerine yazmıştı.
Mebusluk, yukarıda saydığım sebeplerden, hâlâ “tam mânâsıyla bir nimetttir.” Ondan bu kadar cazip.
Siyasi etik yasası 15 yıldır, Yolsuzlukla Mücadele Kanunu on yıldır neden çıkarılmıyor?
