‘Yeni nesil’ kapatma davası
Bu sıralar Peygamberimiz’in dar-ı beka’ya irtihalinden sonra sahabe arasında kimin halife olacağı konusunda cereyan eden münakaşaları, kavgaları, kanlı savaşları hem çok okudum hem yazdım.
Bugünün insanı sahabeden daha faziletli, daha mütekamil değil. Sahabe arasında cereyan eden şey günümüz insanları arasında haydi haydi cereyan eder. Hele siyaset hayatında…
Siyasetçilerin cemiyetimizin en ahlaklı, en faziletli kesimini teşkil etmediği insanlar arasında maruftur.
Koltuğu severler.
Çoğu insanlar gibi onların da zihinleri koltuğa göre çalışır.
Düşündükleri uzuvlarıyla oturdukları uzuvları entegredir.
Ufukta bir koltuk gördüklerinde bedenlerini ve ruhlarını o koltuğa hazırlarlar.
En küçük hareketleri, mesela liderlerini alkışlamaları ya da muarızlarını alkışlamamaları bir taraftan oturdukları koltukla, bir taraftan da oturmayı umdukları koltukla irtibatlıdır.
Alkışlaman gerekiyor. Bir alkışı kaçırırsan sıkıntıya girersin. O yüzden ‘patron’ alkışlaman için duraksadığında gafil avlanmaman lazım. Herkesin alkışladığı bir görüntüde kameralara alkışlamazken yakalanırsan mimlenebilirsin.
Bir siyasetçi dostum bu alkış işini bana tarif etmişti. Demişti ki, Cuma namazları sırasında hutbe dinlerken ellerimi dizlerimin altına sıkıştırıyorum. Ne olur ne olmaz. Gruptaki toplantılarındaki şartlanmamızda olduğu gibi gayrı ihtiyari imamı alkışlarsam ayıp olur, cemaat bana güler.
Siyaset sektörümüzün istihsal ettiği kırıtma, yılışma, yaltaklanma rekoltesinin tamamının maksudu koltuktur.
İktidar siyasetçilerinin arasında bu durum daha barizdir. Ama muhalefette de eksik değildir.
Çünkü orada da kendi çapında bir iktidar var. Orada da alkışlarını ve kafa sallamalarını ayarlamak zorundasın.
İstikbaldeki bir koltuk için oturacağın yeri ayarlamak kadar şu anda oturmakta olduğun yeri muhafaza etmek de önemlidir. Bunların hepsi siyaset sanatının incelikleridir.
İktidar uzun zamandır muhalefeti bilhassa CHP’deki siyasetçileri bir nevi koltuk imtihanından geçiriyor.
Belediyelerle ilgili tepeden tırnağa siyasi mahiyet taşıyan ve vatandaş tarafından da siyasi olarak algılanan davaları bir kenara bırakıyorum.
İşin o tarafı iktidar açısında kendi altındaki koltuğu teminat altına alma çabasının bir parçası. Yani o da koltuk davası.
Önemli bir imtihan da CHP’nin kurultay davasının etrafında yapılıyor.
Kurultayı kaybeden CHP’liler davaları fırsat bilip kaybettikleri koltuklara yeniden oturmanın sevdasına düştüler.
Koltuk sevdası çok önemli. CHP’nin kıdemli siyasetçilerinden Gürsel Tekin yerel mahkemenin muvakkaten kendisine verdiği koltuğa bile sımsıkı sarıldı. Demek koltuk kıymetli. Ya da oturduğun yer.
Gürsel Tekin ve diğer CHP’liler başı belediyelerdeki sayısız operasyon yüzünden sıkıntıda olan ‘partidaş’larıyla dayanışma içine girseler olur muydu?
Olabilirdi. Hatta daha çok sevilirlerdi ama ne yapsınlar, koltuk sevdası.
Öte yandan, son zamanlarda siyaset iki yüksek yargı organını açık bir şekilde hırpalıyor.
Bunların birisi Anayasa Mahkemesi.
Malum, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği önemli hak ihlali kararları uygulanmıyor. (En bariz vakalar Osman Kavala ve Can Atalay hakkındaki kararlar.)
Yüksek Seçim Kurulu da (YSK) bütün seçimlerle, parti kongreleriyle, kurultaylarla ilgili en üst karar mercii olmasına rağmen kurultay davaları öyle bir merci mevcut değilmiş gibi devam etti.
Ak Parti’nin YSK’daki temsilcisi Recep Özel geçen yıl Haziran sonlarında bir duruşma öncesinde “YSK’nın verdiği kararı asliye ceza mahkemesi ya da ağır ceza mahkemesi bozamaz. Bozmamalı. Böyle bir şey olamaz. Bütün sistem allak bullak olur eğer mahkeme bu kararı bozarsa” demişti.
Bugünlerde davayı yürüten mahkemenin ‘mutlak butlan’ kararını verdiği ama henüz açıklamadığı yönünde rivayetler dolaşıyor. Ravilerden biri de eski Ak Partili vekil Şamil Tayyar.
Olabilir mi?
Olabilir.
Siyaset böyle bir kararı taşıyabilir mi?
İktidar tarafının canına minnet. Taşır.
Peki memleketin ekonomisi taşıyabilir mi?
Orası şüpheli.
Bu arada MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dünkü ‘temenni’si kayda değer: “CHP’nin içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesi veyahut başka amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz.»
Devlet Bey’in temennisi hayata geçer mi? Sorusunun henüz cevabı yok.
‘Dördüncü nesil telefon, beşinci nesil uçak’ gibi tabirlere kulağımız alıştı. Bu ‘mutlak ‘butlan’ davasının ‘yeni nesil’ bir parti kapatma davasına benzediğini düşünebilir miyiz?
Sanki benziyor!
