Sezaryen bebeğinin DNA’sı değişiyor

Sezaryen bebeğinin DNA’sı değişiyor

Dünyanın çeşitli üniversitelerinde tercihli sezaryenin çocukta bağışıklık sistemi hastalıklarından otizme kadar birçok rahatsızlığa yol açtığı üzerine raporlar yayımlanıyor. Ancak Türkiye’de de hala her iki bebekten biri bu yöntemle dünyaya geliyor. Sezaryen sadece bebeği hasta etmiyor. Anne ile bebek arasındaki sevgi bağının kurulmasına da engel oluyor. İşte sezaryenle ilgili merak edilen her şey...

[Karar]

2016'nın ilk aylarında Sağlık Bakanlığı, sezaryenle doğumun hız kesmeden yükselmesi üzerine harekete geçti ve belirlenen sınırın üstünde sezaryen yapan özel hastanelerin SGK ile sözleşmesini feshedeceğini duyurdu. Bakanlık verilerine göre Türkiye'deki her iki bebekten biri sezaryenle doğuyor. Türkiye, Brezilya ve Çin'den sonra sezaryenli doğumda üçüncü sırada yer alıyor. Doktorlar sezaryen doğumda hata riski daha düşük olduğu için bu yöntemi tercih ederek kendini güvende hissediyor.

DNA'LARI DEĞİŞİME UĞRUYOR

Dünyanın çeşitli üniversitelerinde tercihli sezaryenin çocukta bağışıklık sistemi hastalıklarından otizme kadar birçok hastalığa yol açabileceği üzerine araştırmalar yapılıp raporlar hazırlanıyor.

İsveç Karolinska Enstitüsü’nde yapılan bir araştırmaya göre sezaryenle doğan çocukların DNA’ları değişime uğruyor. Araştırmacılar, genetik yapıdaki bu değişimin ileride diyabet, kanser ve astım riskini arttıracağını belirtiyor. Araştırmaya katılan doktorlardan Prof. Dr. Mikael Norman, “Doğum sırasında bazı genler aktif, bazı genler pasif hale gelir. Normal doğum sırasında annenin salgıladığı hormonlar ve yaşadığı ağrı bu durumu etkiler. Bu nedenle sezaryenle doğan bebeğin DNA’sı değişiyor” diyor.

DİYABET RİSKİ 2 KAT FAZLA

Almanya’da 11 yıl süren bir araştırmaya göre de, sezaryenle dünyaya gelen çocukların 12 yaşına kadar diyabet olma riski, normal doğumla dünyaya gelen çocuklara kıyasla iki kat artıyor. Araştırmayı yürüten ekibin başkanı Prof. Anette Gabriele Ziegler'e göre, bu çocukların bağırsak florası, diyabetli hastaların zarar görmüş bağırsak florasına benziyor. ABD’li bilim insanlarının 13 bin 258 doğum üzerinde yaptıkları ve saygın tıp yayınlarından New England Journal of Medicine’da yayımlanan araştırmaya göre, 38. haftada yapılan sezaryen, bebekteki komplikasyon riskini yüzde 50 arttırıyor. Alabama Üniversitesi’nden Dr. Alan Tita, “Doğum 39. haftadan üç gün önce yapılsa bile, bu olumsuz sonuçlarda artış görülüyor” diyor.

ÖLÜM ORANI 3 KAT YÜKSEK

Hollanda’da 3 bin sezaryen bebeğinin incelendiği bir çalışmada, bu bebeklerdeki astım olma riskinin normal doğumla doğan bebeklere göre yüzde 80 fazla olduğu ortaya çıktı. ABD Atlanta Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi tarafından 5,7 milyon doğum üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, sezaryen ameliyatı ile yapılan doğumlarda yaşanan bebek ölüm oranı, normal doğumda gerçekleşen bebek ölümlerinden üç kat daha fazla.

OTİZM SEBEBİ OLABİLİR

Avustralya’daki Western Australia Üniversitesi araştırmacıları tarafından 4 bin otistik çocuk üzerinde yapılan ve Melbourne Uluslar arası Otizm Kongresi’nde sonuçları açıklanan araştırmaya göre, tercihli sezaryen ile dünyaya gelen çocuklarda otizm görülme oranı, normal doğumla dünyaya gelen çocuklara kıyasla daha yüksek.

Araştırmacı Michel Odent, Sezaryen adlı kitabında, Japon psikiyatrist Rezdo Hattari’nin yaptığı bir araştırmaya yer vermiş. Doğduğu hastaneye bağlı olarak çocukların otistik olma riskini değerlendiren Hattari, bazı hastanelerde riskin daha yüksek olduğunu gözlemlemiş. Bu hastaneler üzerine yoğunlaşan Hattari, buralarda doğumun beklenen tarihten bir hafta önce suni sancı ile başlatıldığını, doğumda yatıştırıcıların, anestezi ajanlarının ve analjeziklerin daha çok kullanıldığını saptamış. Yine aynı kitapta İsveç’te yapılan bir araştırmaya da yer verilmiş. 74-93 yılları arasında doğan ve otistik teşhisi konan çocukların çoğunun sezaryenle dünyaya geldiği tespit edilmiş.

DOĞUM BİR ORGANİZASYON DEĞİLDİR

Belirtmek gerek ki bu araştırmalarda söz edilen sezaryen, çocuğun doğması gereken günden önce tercihe bağlı olarak randevu ile yapılan tercihli sezaryen. Çocuğun doğacağı gün, normal doğum sırasında ortaya çıkan acil bir durumdan dolayı yapılan sezaryenden söz edilmiyor. Bizdeki oranların aksine Hollanda, Belçika ve Fransa’da tercihli sezaryen yüzde 20-25’lerde seyrediyor. ABD’de ise yüzde 15’in altında kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü de kabul edilebilir sezaryenle doğum oranının en fazla yüzde 15 olması gerektiğini söylüyor.

İstanbul Doğum Akademisi kurucusu, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Çoker, tercihli sezaryenin sakıncalarını Karar'a anlattı.

Sezaryene tamamen karşı mısınız?

-Hayır tercihli sezaryene karşıyım. Acil durumlarda anne ve bebeğin hayatını kurtarmak için yapılan sezaryenden değil, planlı olanından söz ediyoruz. Doğumlar artık doğumun vakti gelmeden, anne ve bebek hormonal olarak hazır olmadan önce bir organizasyonmuş gibi ayarlanıyor. Doğuma biz değil bebek karar verir. Hazır olduğunda bunu gösterir. Kadın korkularından dolayı doğuma bir kavuşma olarak değil bir kurtulma olarak bakıyor. Doktor onayladı, bebeğimin sağlığı için sezaryen olacağım diyerek de kendini kandırıyor. Tam tersine, sezaryen çocuklarının alerjiler, astım, solunum problemleri, bağışıklık sistemi hastalıklarıyla dünyaya geliyor. Otizmin sezaryen ile bağlantılı olabileceğine dair çalışmalar da mevcut.

16-05/16/drhakan-coker-1-1463390837.JPG

Dr. Hakan Çoker

Hadi anne korkuyor ve sezaryen istiyor. Peki doktor bunu niye kabul ediyor?

-Doktorun kabul etmeme gibi bir şansı yok. Doktor da korkuyor. Eğer normal doğum sırasında bir komplikasyon olursa, anneye ya da bebeğe zarar gelirse o doktorun hayatı biter. Aile 'biz sezaryen istemiştik, doktor yapmadı' diye bir dava açsa, doktor maddi, mesleki ve manevi olarak bitirilir. Şimdi yeni düzenlemeyle doktor sezaryen kotasını dolduruyor, geri kalanı sevkediyor. Rakamsal olarak değişen bir şey olmadı aslında.

Avrupa'da sezaryen oranı düşük. Orada doktorun risk endişesi yok mu?

-Batı'da doğuma doktor girmez ki, ebelerin işidir o. Çünkü doğum bir hastalık değildir. Ancak bir patoloji gelişirse doktor doğuma müdahale eder. Bu da çok düşük bir orandır. Bizim planlı sezaryenlerin aslında sadece yüzde 2'sinde sezaryen gereklidir.

ANNE BEBEK BAĞLANMASI SORUNLU

Sezaryen bebeğe zarar veriyor. Peki ya anneye?

-Doğum sonrası depresyonların en önemli sebeplerinden biri sezaryendir. Çünkü anne-bebek bağlanmasında problem yaşanıyor ve annenin bebeğine bağlanması, onu sevmesi vakit alıyor. Hatta bebeğini ilk gördüğünde kendi bebeği olup olmadığından bile emin olamıyor. Bu benim mi diye soruyor. Anne sezaryenden sonra kendine gelene kadar saatler geçiyor, bu sırada bebeğini kucağına alamıyor. Oysa ilk iki saat anne-çocuk bağlanması için çok kritik. Hal böyle olunca bebeğe bakmak da zor geliyor. Oysa normal doğumla doğum yapan bir anne hiçbir gece uyumasa bile bunu sorun etmiyor. Eğer insan sosyal bir canlı olmasaydı sezaryenden sonra o bebeği kucağına almazdı. Bir hayvana sezaryen yapılsa yavrularını kabul etmez örneğin. Memeli hayvanlarla yapılan deneylerde, yavrusuna başkası tarafından dokunulan anneler o yavruyu kabul etmiyor hatta yiyor.

İş annede bitiyor. Kadını normal doğuma nasıl ikna etmeli?

-Biz doğum akademisi olarak anne adaylarına kendini teslim etmeyi, endişelerini yenmeyi öğretiyoruz. Şehir kadını her şeyi kontrol etmeye o kadar alışmış ki doğumu da kontrol edebileceğini sanıyor. Bu nedenle kasılıyor ve rahim ağzı açılmıyor. Mahremiyetin olmaması da bu stresi arttırıyor. Biz doğumun nasıl olması gerektiğini öğretiyoruz.

MAHREMİYET OLMAMASI TRAVMA SEBEBİ

Mahremiyetten kastınız nedir?

-Dünyadaki bütün memeliler herkesten uzak bir köşede doğum yapar ve uzun süre yavrularının yanına kimseyi yaklaştırmaz. Bizde şimdi hastaneye elli kişi geliyor. Babanın bile doğuma alınmaması gerekebilir bazı durumlarda. Çünkü doğum mahrem bir olaydır. Doğumdan sonra 30 gün ziyaretçi gelmemesi gerekir. Bu mahremiyetin bozulması bile anne-bebek ilişkisinde travmaya yol açıyor. Aile bebek ağlıyor, uyumuyor, emmiyor diye şikayetlerle geliyor. İşte bu travmadan dolayı bebek huzursuz. Kendini yabancı bir ortamda hissediyor. Anneye güvenemiyor. Bu nedenle biz akademide 0-3 yaş anne-bebek terapisini geliştirdik. Malesef bazı ilişkilerde o travmalar çocuk büyüyünce de atlatılamıyor. Anne ile çocuğu arasında hep bir duvar oluyor.

İlgili Haberler
Öne Çıkanlar
YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN